24 Mayıs 2010 Pazartesi

merhaba ben "cool.can" ya sen?


insanoğlu ve insankızı..
varoluşun harika birşey!
diğer tüm canlılardan seni ayıran milyonlarca özelliğin var..
iyisin, hoşsun, güzelsin. [çirkin olsan da artık çirkinlik diye bir kavram yok!üstünü pekala kara kalemlerle kapatıp, bembeyaz daksillerle sis perdesinin altına gizleyebilirsin. evet evet sen bunu yapabilirsin!]
gülersin, konuşursun, düşünürsün, fark yaratırsın..
canlılar aleminin en baba kralısın sen!
farkındalığının tadını sömürürcesine çıkarmalısın!
eee hakkındır!
ne de olsa sen bir -insan-sın!
dikkat et de fazla böbürlenip şişmeyesin..
denizde hızını alamayıp uzaklara açılma gafletine düşen deniz yatağının havası boşalınca düştüğü zavallı,biçare,kimsesiz hallerde kalırsan pek üzülürüm bak sonra!
uuuu..kıyamaaamm!
yazık oldu garibe feryatları işitilmez olur ardından..
amman dikkat et!

çok kızgınım ve gerçekten çok kırgınım..
kime, neye, niçin peki?
tabii ki insanlara, insan olduğunu sananlara, insanlıktan nasibini alamayanlara, insansı yaratıklara, üzerine insan kostümü geçirip ortalarda dolanan şaşkın ve aptal ayaklılara, insan olmayı hiç bir zaman haketmeyecek ve benimse böyle kafama takıp kendimi üzdüğüm varlıklara..vs.

herkes haddini bilerek konuşsa keşke.
herkes karşısındakine saygı gösterse de muhatap aldığı kişiyi önemseyerek, kullandığı cümleleri ölçüp-tartıp-biçip-şekillendirerek konuşsa.
kimin kimden üstünlüğü var ki şu alemde söyleyin Allah aşkına!
bu böbürlenme, bu kendini beğenme, bu herşeyi ben yarattım havalarında dolanıp durma da neyin nesi?

kimse senin gibi düşünmek zorunda değil, tıpkı senin hoşlandığın şeylerden hoşlanmak, senin sevdiğin yemeği sevmek, oynadığın oyunu oynamak, gezdiğin yerleri gezmek, dinlediğin şarkıları dinlemek, yaptıklarını yapmak, hissettiklerini hissetmek, sahip olduklarına sahip olmak zorunda olmadığı gibi..
dışarıdan tanımadığın biri hakkında kanıya varmak, onun hakkında yorum yapmak, onu kendince hor görmek, aşağılamak, dalga geçmenin de sınırına aşmak gibi mevzular çok kolay tabii ki..peki hiç tanımadığın biri senin hakkında böyle düşünse ne hissedersin?
bir nevi empati durumu yani..
eminim sen de benim içinde bulunduğum öfkeyi iliklerinin en kuytu kıvrımlarına dek elektrik çarpmış hissiyle duyumsarsın..
öyle ifrit bir durum yani!

kimse bilmez ben kimim, neyim, neciyim, hayata bakışım nasıldır, neyi dilerim, ne isterim, nerden gelmişim, nereye giderim, nasıl bir hayatım var, nasıl bir ortamdan gelirim, vs.
ahkam kesmek basit..hem de çok basit.
ama belli bir saygı sınırı var ki aşılması durumunda bu kişiye hakaret boyutuna varır.

kimseyi sevmek zorunda değilsin..
yeni tanışmış olabilirsin ya da sadece eyvallah etmediğin sıradan bir tanışın olabilir ya da aynı ortamda çalıştığın patronun, iş-okul-mahalle arkadaşın, ailenden herhangi biri..
kişiye duyulan saygıdır sözkonusu olan.
onun hayat sınırındaki hassas çizgiyi aşmadan edebinle davranmak senin kişiliğinin oturmuşluğudur..
özbenlik saygının gelişmişliğidir.
kendini gerçekleştirmiş insan modeline en güzel örnektir.

ama yapma!
kimseyi düşündüğü şeyler yüzünden [dinlediği müzik, giydiği kıyafet, izlediği film, savunduğu düşünce, vs.] yüzünden ağır ve hunharca yargılama..
saygı duy, saygı gör!

kişiliğime yapılan her türlü hakaret beni yerin dibine sokar.
haketmediğim sözler, beni tanıyıp bilmeyen "böyle insanların" -ki gerçekten insan demek gelmiyor içimden!- aptalca ve kendini birşey sanarcasına söylediği her bir söz beni ne olursa olsun derinden yaralar.
muhatap almamak en güzeli elbette..

ama gerçekten kimi zaman -enayilik- mertebesine varan iyi niyetlilik ve merhamet duygularım şuan fec'i derecede kızgın ve kırgın olsam da yine "insan"lara haketmediği değeri vermeye devam edecek.

farkındayım..
evet farkındayım..
herşeyin farkındayım..
ve içimdeki iyi.mutlu.kız.çocuğu artık büyümeli!
içimin tırnak çentiğiyle dolmuş duvarları artık yenilenmeli, tazelenmeli..
soğukluk mu?
olsun, ondan olsun..

çatık iki kaş, eyvallah etmeyen tavır ve davranışlar, kendini hayatın merkezine alıp geri kalanı önemsememece, sadece kendini beğenmece,hayatı ti'ye almaca,hedonist bir yaklaşımla an'ı yaşamaca, zevk-ü sefa etmece..
yeni oyunumuz bu olmalı..
bu oyunda kazanan ben olmalıyım!
bunu ne kadar başarırım bilmiyorum, bilemiyorum ama başarma isteğim tabiatıma baskın geliyor!

-meli,-malı,-meli,-malı..etc..

bu şarkıyı yalnızca kendime armağan ediyorum!!

4 yorum:

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Sakın Yeşocancan, sakın! Sen kendin olmaktan vazgeçersen seni kırana yenilmiş olursun, ondan bir farkın kalmaz. Etraftan gelen/gelecek tüm "tırmalamalara" rağmen "kendin" gibi kalarak yürümeye devam etmek, onlara uymadan içindeki "iyiliği" korumak hayata verilecek en güzel cevaptır...

Aslı dedi ki...

Uff bu şarkı öyle bir şarkı ki sözleri inanılmaz manalı.

Bu şarkıyı dinleyip, dediklerin olamazsın ama bence öyle olmadığın için şarkıyı da seviyorsun zaten. Bence kendin olmaya devam et. Gerisi zaten gelir, istemesen de değişeceksin, o kızı da büyüteceksin.

Adsız dedi ki...

hayırdır? -esrasou

yeşocan* dedi ki...

ayşecim: zaman lazım canım..kendimi bu çentiklerden temizlemek için zaman lazım!
bilirim ki ben zaten özümden dönemem ama biraz büyütmeli içimdeki kız.çocuğunu!

aslıcım: oturmuş bir kişilik ha denince değişebilse keşke sihirli bir değneğe ihtiyacımız var sanırım..dediğim gibi zaman en iyi ve etkili ilaç :)