12 Mayıs 2010 Çarşamba

çanakkale volume-I


Çanakkale'deyim en nihayetinde!
her bir kıvrımını köşesini ayrı zevk ve doyumsuzlukla dolaşırken ne de çok özlediğimi hissettim..gözlerim doldu yaşanmışlık dolu sokakları arşınlarken. duygulandım yoğunca ama çok da mutlu oldum.

sözü çok fazla uzatmadan direkt objektife takılanları paylaşıyorum kocaman bir heyecanla! (bizle birlikte!) :)



önce ben ardımdan ZuZumun bu filinta gibi chevrolet'nin önündeki artiz pozu! :)








çanakkale seramiklerinin nazlı nazlı göz kırpışları (^^)





nar simit'te simit-peynir-çay üçlemesi.





feribot'la kilitbahir köyü'ne gidiş..







sevgili Suat'çımlan minik bir poz..



bilir misiniz yeşocan'ın harika bir horoz taklidi vardır :)
hatta Beyaz Show'a bile çıkmışlığım var ehueheuhe :D
bu sevimli horozu görünce aramızdaki elektriğe karşı koyamadan uçuverdim yanına..bu görselin ardına ses kaydımı da yerleştirsem tam olacak sanırım :)
ilerleyen günlerde bir video paylaşmayı düşünüyorum bu konuyla ilgili :D













sevgili ZuZu'mun ve Suat'çımın bu pozuna bayıldımm bayıldım :D





kilitbahir iskeleden bir görüntü.





ç.kale hayal kahvesi pick-up eğlencesi.










şimdilik bu kadar fotoyu paylaşabilmeye yetti gücüm..
gözlerimden uyku akarken sabah erkencik kalkıp bozcaada için yola çıkacak olmanın heyecanını içimin en mutlu köşesinden haykırabilirim!
hazırlıkları tam edelim ki..sabah hazırlanıp çıkmak kalsın geriye :)

şimdilik güzel bir şarkıyla veda ederim..
tatlı-huzur dolu uykular..

mfö/ele güne karşı

8 Mayıs 2010 Cumartesi

road to merry island!


elimde uçtu uçacak heyecan dolu bir kalp var..
pıt-pıt-pıt atarken ritmik seyrinde, şimdilerde küt-küt-küt atıyor.
sebebi malum.
Ç.kale'ye döndüm yüzümü..ayçiçekleri misali parlıyorum..açıyorum tomurcuk tomurcuk..
yaz da gelmiş şimdi oralara ohh mis mis.
kordon'un tadından geçilmez.
bal-kaymak misali.
orada sıcacık dostlarım var..
ve birbirinden değerli hocalarım..hepsini ayrı ayrı ziyaret edicem.
çok özlem doluyum..
üniversite şehrime, Ege'ye, Bozcaada'ya kavuşma vaktime 2güncük kaldı.

önce Tekirdağ'a geçip bir dost ziyaretim olacak, ardından ver elini Çanakkale!
tek başıma yolculuğun yalnızlık kokan keyfini sürmek iyi gelecek sanırım. malum, son zamanlarda epey kalabalık ortamlardaydım..kendi kendimi dinleyebileceğim sessiz-sakin bir fırsat bu benim için.

4 yıl boyunca gidip geldiğim yollardan kulağımda "uzun yol şarkılarımla" tekrar geçmek, cam kenarı seyahat keyfiyle harmanlanmış güzel bir eğlence olacak benim için. bu sebepten heyecanımı ve kalbimin pıtırtılarını konuşurken ses tellerimdeki titreyişten de pekala hissedebilirsiniz ;)

yolculuğum yarın başlayacağı için ablamla buluşup bugünden annemize hediyelerini aldık.
şık güzel bir hediye ve yanında mis kokulu bir demet çiçek onu fevkalade mutlu etti :) aklıma çocukken yaptığımız "anneler günü" etkinliklerimiz geldi. 1 gece önceden erkek kardeşim, ablam ve bendeniz üçümüz de ayrı ayrı yazdığımız şiirleri sabah kalkınca aldığımız hediyeleri verdikten sonra anneme okur, o da bizi alkışlar sonra da sarılırdı sıcacık içten ve derin bir koruma güdüsüyle! gülümsetti bu anı beni an itibariyle.

yarın sabah dersaneye giderken yanağına minik bir öpücük kondurup çıkıcam evden. uyandırmalara kıyamam sabahın erkencecik vakti. tüm gün içinde bir etkinliğimiz olamayacak belki ama olsun gönüllerimiz ayrı-gayrı her daim bir! :)

şimdi dostlarım için hazırlanacak minik hediyelerim var.
onlarla keyifle ilgilenip, ardından kendimi şımartmak istiyorum..
başta sağlam bir nem maskesi, tırnak bakımı, boyası istediğim gibi tutmadığından moralimi bozan saçlarımı dünden beri 3 kez yıkamış olmakla birlikte şimdi kendilerini 4.kez banyoya alma işi, ve diğer kişisel bakım.

bunun dışında pek tabii bavuluma son şeklini vermek ve dağılan çamaşır dolabımı toparlamak anneme özel specialimden hazırlamak daha ufacık tefecik onlarca meşgaleyle ilgilenmek adına huzurlarınızdan ayrılıyorum..

bol bol fotoğraf çektiğim güzel postlarımı paylaşmadan geri duramam elbet.
görüşünceye dek hoş kalın, hoşça kalın!
(^^)

photo from ç.kale' 08

7 Mayıs 2010 Cuma

mor menevşe.


klakson seslerinin beyninde dinmemiş yankılarıyla yemeğine gömülür küçük.kız.
anneciğinin menüsünde yazın vazgeçilmezi tazecik fasulye, mevsim salata, makarna ve yoğurt vardır. yanında koca bir bardak dolusu [400ml.] suyu da katık yaptım mı tamam'dır der ve oturur düşünceli düşünceli kaşıklar yemeklerini. biraz aç olmasına karşın istemsizdir ayrıca. bu sebepten her lokma büyüdükçe büyür ağzının içinde. bir o yana yuvarlar, bir bu yana.
sonra üşenir çiğnemekten ve -löpp!- diye yutuverir minik lokmalarını.

günün güzellik dolu anları gelir göz nezlesinden muzdarip puslu puslu bakan gözlerinin önüne. arkadaşlarıyla bir araya gelmiştir. memleketine dönecek olan bir dostu son bir kez görüşelim demiş, küçük.kız da pek sevdiği bu dostunu kıramamış gitmiştir yanına. güzel birgün geçirmişler, herzamanki gibi bol bol gülüp eğlenmişlerdir. zamanın nasıl geçtiğini yine anlamayarak ayrılmışlardır. sıkı sıkı sarılıp güzel güzel temennilerde bulunmuşlardır birbirlerine ve "özen"le bakmalarını istemişlerdir hem gönül gözüne hem de bedenlerine..

dosta kavuşmak için gidilen 1 saat 15 dk.lık yol geri dönüşte tam bir kabus gibidir küçük.kız için. otoüsün içi -akşam iş çıkışına denk geldiği için- hınca.hınç insan doludur ve herkesin iş yorgunluğunu bahane ederek kaşları çatıp sessizce yol alması beklenirken nedense sesleri sürekli artarak konuşmaları küçük.kızı şaşkınlıkla dolu bir sinir küpü dolumuna hatta taşımına doğru sürüklemektedir. elindeki hayali kumandayla tüm bu curcunayı "mute" konuma getirip sessiz sakin evcağazına varmaktan başka bir derdi yoktur. aksi gibi, müzik.çalarını da evde unutmuştur. daha doğrusu sabah evden çıkmadan evvel 1 hafta önce kullandığı çantasının içinde olan müzik.çaları aramış taramış fakat bulamamış, zamanın darlığından sebep öylece bırakıp çıkmıştır evden. yolboyu acaba nerede bıraktım? diye düşünüp durmuş ama son zamanlarda üzerindeki yoğun unutkanlığın sebep olduğu pek çok kayıp gibi bunu da "wanted!" grubuna dahil etmiştir.

bir yolculukta herzaman en sinir bozucu durum çocukların çıkardığı ya katıla katıla ağlama sesi ya da aileleriyle sürekli soru-cvp şeklindeki yüksek sesle yapılan diyaloglarıdır.[küçük.kız aslında miniklerin soru sormaları ve onlara kendince cvplar vermekten çok çok çok hoşlanır. hele ki verdiği cvplara istinaden gözlerini şaşkınlıkla kocaman kocaman açmaları ve "gerçekten mi?" demeleri ona en çok keyif veren an'lardan biridir. lakin, bu durum tamamen ruh.haline bağlı olarak sevimlilik kazanmakta ya da kaybetmektedir. bugünkü durum tamamen kaybedilmiş bir durumdur.] bu mini-otobüs yolculuğunun olmazsa olmazları arasına dahil ettiği bu çoluk.çocuk hengamesinden ve üstüne üstlük otobüs şoförünün altında son model bir ferrarisi varsayıp delik-deşik yolda tam gaz basması ve acı acı fren sesleriyle duraklardan yolcu indirip bindirmesinden pert olmuş küçük.kız kendini otobüsten dışarı lastik bir top gibi fırlattığında yerde 1500 kez sekmiş, dengesini sağlamak içinse yaklaşık bir 10 dk. yaylana yaylana yürümek zorunda bırakılmıştır.

evcağazına geldiğinde gün içerisinde kendisine hediye edilen ve yine kendisinin beğenip aldığı birkaç parça şeyi üzerine -otobüste yaşadığı kabustan sonra- büyük bir hevesle geçirip aynanın karşısına geçtiğinde hiçbir şeyin istediği gibi üzerine yakışmadığını -büyük bir hayal kırıklığıyla- görür. zaten yeni boyattığı saç rengi de istediği gibi tutmamış hatta bir sinirle o güzelim saçlarını usturayla kazıtma arzusu tüm vücudunda zonklarcasına yankı yapmıştır..ama etrafındakiler kendisini sakinleştirmiş birkaç yıkamadan sonra az da olsa istediği renge kavuşacağını 3 hafta sonra tekrar boyayabileceğini ve hatta bu kez kesin bir turuncuyla gönlünü şenlendireceğini söylemişlerdir. az biraz sakinleştikten sonra bu kez ayna.önü muhabbetiyle üzerinde gezinen cenabet bulutlarını elinin tersiyle kovuşturmaya çalışmış sonra da teselliyi anneciğinin hazırladığı yemekte bulmuştur.

geç oldu küçük.kız
hadi bilgisayarın başından kalk da yatalım.

6 Mayıs 2010 Perşembe

bir şantiye kasabası hikayesi.



Odamın içerisine nereden girdiğini bilmediğim [ muhtemelen sıcacık havayı bağrımıza bastığımız şu günlerin keyfini evin içine de konuk edelim diye açtığımız pencerelerin birinden] kocaman bir sinek, (nam-ı diğer at sineği) orta malı sandığı odamda yüksek tavanın bir o köşesine bir bu köşesine pervasızca voltalar atarken, çıkardığı o iç gıcıklayıcı sesin tüylerimi nasıl da "Hazır ol!" vaziyetinde alarma geçirdiğine dehşetle tanık oluyorum. O vızıldayıp durdukça ben ölüm fermanının son cümlelerini düşüyorum kağıda. Sonra imza ve akabinde "Gümmm!" duvara yapışmış ezik bir at sineğininin hazin ve iç burkan görüntüsü.

"Haketti ama!" diye gururla ortada salınma vakti benimdir deyip üzerine de bir şişe şampanya patlatmak gerçekten işten değil hani!

Yazmayı planladığım yazıma ket vuran bu lanet sinek ve familyasıyla hesabımızı sonra görüşelim deyip asıl konuma dönüyorum.

Uzun zamandır, içinde yaşadığım toplumu ve şehri sorgulayıp duruyorum. İnsanlarını, hayata bakış açılarını, inançlarını, beklentilerini, amaçlarını, vd. pek çok şeyi.

Sanayinin göbek bağıyla birbirine sıkı sıkıya bağlanmış olan bu şehir, güzel ülkemin yoksul kesimlerinden binlerce işsiz-aşsız insanı koynunda barındıran ve besleyen bir ana kucağı gibi. Onlarca etnik kökene, binlerce farklı insan tipine rastlamak mümkün sokakta. Ve nedense bunca insan kalabalığında bir zaman sonra kendini sığıntı gibi hissetmeye başlamanın ve o aşina olmadığın yabancılık duygusunun tarifsiz ağırlığına dayanmanın zorluğu gerçekten yadsınamayacak kadar büyük.

Bizim baba.evimiz bu şehrin bilinen mahallerinde bulunuyor. Bundan yana bir nebze olsun rahat nefes alabiliyorum. Fakat iç kesimlere doğru sokuldukça olayın içler acısı haline korkuyla karışık bir acıma duygusuyla tanık oluyorum. Çarpık kentleşmenin " Almış başını gitmiş!" hali can sıkıcı. Sokakların, gece.konduların, insan tiplerinin [ çocukların, gençlerin, kadınların, erkeklerin] çehresi öyle yabancı ve gariban kii...

Bu tabloyu görünce aklıma, 1 Mayıs'ta duvara yazılan bir slogan -tüm çıplaklığıyla- şimşek hızıyla çakıyor:
"AZINLIK SEFAHAT, ÇOĞUNLUK SEFALET İÇİNDE!"

Evet bu gerçeği yadsıyamayan benliğim, gözlerimle tanık olduğum bu sefaleti [içim bıçakla kesilircesine] kabul etmek için boynunu biçare büküyor..yüzü, aslında kendinde suç olmadığı halde olanca utancıyla kırmızıya çalmış halde..

Bu gariban tabloda ben en çok da çocuklara üzülüyorum. Köyden kente göçen ebeveynlerinin peşi.sıra bilinçsizce, farkında olmadan, dünyayı bambaşka gözlerle görmenin en güzel çağında tıpır.tıpır geliyorlar ve onlar benim gözümde bu farkına varamadıkları dünyada algı mekanizmaları henüz işleme geçmemişken oyuncak gibi küçük ve taşınabilir cansız nesnelere benziyorlar.

Sorgulama yok!
Yargılama yok!
Sadece çocuksu masumiyetle karışık kabulleniş var!
Heyecan var!
Uçsuz bucaksız engin bir hayal deryası var!

Farklı bir güzargahtan gittiğini bildiğim otobüse belki de sırf bu içler acısı tabloya daha yakından bakma acımasızlığıyla bindim. Akşam alacası yavaş yavaş kaparken bu çirkinliklerin üzerini kara bir çarşaf gibi, ben bu kadarını görebildim. Gündüz gözüyle göreceklerim belki beni daha çok kahredecekti. [ Kahretsin, gerçekten çok hassas bir yüreğim var!]
Gözüme ilişen bu sahneler de yetti zaten. Zira, fazlası aşırı yüklemeden sebep sancılı bir hesaplaşmayı beraberinde getirecekti. (Şimdi de farklı bir durum yok ya, neyse.)

Biliyorum ki herkes güzel, iyi, mutluluk dolu bir hayatı hakediyor ve öyle ya da böyle bunun için savaş veriyor. İçşnde bulundukları durumdan onlar da memnun değiller elbet, bunu hissediyorum.

"Ama Kader işte.."

Bu yalnızca, Yoksulluğun ekşi ve acı bir tad bıraktığı dillerden dökülen sığınmacı bir söz dizisi olarak kalıyor geriye.

Benim Şantiye Şehrim [kasabam] işte böyle!
[Bu tip manzaralara, güzel ülkemin sanayisi gelişmiş ve taşı-toprağı-altın diye tabir edilen pek çok büyük şehrinde rastlamak mümkün.]
No eğitim!
No Kültür/Sanat [hala bir sinema salonu yok koca yerde!]
No Aydın İnsan!
No Özgür Düşünce!
No Hayat!

pekii;
Ben nasıl mı düştüm buraya?
Benim ebeveynlerim de köyden-kente göçebe gelen tanıdıklardan.

Sorgulanacak binlerce şeyin üzerini istemsizce kapayarak otobüs yolculuğumda, herzaman yaptığım gibi, dükkan tabelalarını okurken beni gülümseten üç değişik dükkan ismiyle bu konuyu noktalayayım istiyorum.

-Kukuşoğlu Büfe
-Gotoğlu Market [noktasız,virgülsüz!]
-Gıdım Gıdım market

Sanırım yeterince traji-komik öyle değil mi?

Gebze'den bir görüntü.
photos from me!

5 Mayıs 2010 Çarşamba

hmmm..hmmm..hmmm..

Carla Bruni - Quelqu'un m'a dit from The Staus House on Vimeo.



I'm just listening..listening..listening..
hmmm..hmm..hmmm..

4 Mayıs 2010 Salı

çekirdekli kahve.


mini istanbul çıkarması.
kpds sınavı.
yeni alınan bir evin kullanılmamışlık kokusu.
yemyeşil çimlere yatıp uzanmış bir gencin güneşi önünde dize getirip keyfini tatlı-mutlu sürmesi.
yanımdaki çocuğun güven veren varlığı ve sevgisi.
çöpçatanlık yapmaca-gülmece-eğlenmece.
blogdan ayrı kalınan günlerdeki özlem.
yeni öğrenilen bilgiler ve şaşkınlıklar.
okunan kitaplar.
yapılacaklar listesine eklenen birbirinden güzel aktiviteler, planlar.
siyah kordonlu, swarovski taşlardan esprit kol saatim.
kuyruğu kırmızı kurdeladan hasır bir şapkaya duyduğum satın alma isteği.
ç.kale yolculuğuna 5 kala bavul hazırlama.
Bozcaada için uzun beyaz, bembeyaz, kar beyaz -ada elbisemi- dolaptan çıkarıp çıkarıp hayranlıkla seyredalma.
"Browni intense" tutkunluğu. [pek feci, çok feci!]
durup durup Cibelle dinlemek.
masamın üzerindeki bir vazo dolusu papatyaya gülen gözlerle bakmak.
kitaplığımdaki kitapların her geçen gün artışa geçmesinden duyduğum yoğun hoşnutluk.
-fularmania- furyasında kendini kaybeden yeşocan ve rüzgarın koynuna doğru uçurulan birbirinden renkli ve güzel fularlar, şallar.
orjinal bir güneş gözlüğünün, hassas gözlerime çok daha iyi gelmiş olduğuna inancımın netliği.
hayatımdaki minik'lerin varlığından duyduğum huzur. [ve onların mutluluğu için elimden gelen herşeyi yapma isteği!]
anne'yle arada geçen sıkıntılı zamanlar ve post-ergen-genç atraksiyonları.
bir türlü rengini ilk canlılığıyla koruyamayan "tarçın bakır"ın vefasızlığından dem vurma ve cuma günü tekrardan boyama-canlanma planları.
KPSS için son 2 ay ve yoğun kamp dönemi için ön hazırlıklar.
[özellikle de ç.kale çıkarmasından sonra.]
sıcaktan şıpır şıpır terleyen Mayıs ayına ne zaman girildiğinin hala ayırdına varılmama durumu..ve bunca sıcağı hazmedemeyip gölgelere sığınan ben.
sevgili ve bir dostla içilen damlasakızlı Türk kahvesinin muhteşem tadı.
kelebekli pofuduk yastık.
vd.
kısa zaman sonra kavuşmak güzeldi.

photo by me!
song of the day
Cibelle/green grass

29 Nisan 2010 Perşembe

kavun kokulu yörük kızı.


kavunlu natürmort.
son zamanlarda okuduğum en ilginç ve eğlenceli kitaptı.
kadıköy'deki kelepir kitabevinden aldıklarım arasındaydı..gözüme kestirdiğim anda bir de baktım okuyorum..1 saat içinde okuyup bitirdim..
hem görsel sanatı, hem dilin o eğlenceli anlatımıyla hemencecik içine çekiverdi beni..yazarın, sıkı bir hiciv ustası olduğunu gerçekten satırları okudukça anlıyorsunuz.karikatürle anlattıkları yazıyla birbirini fec'i dengelemiş ve ortaya çok güzel yapıt çıkmış.
basımı çok çok eskilere dayanıyor. [bu konuda beni yuhlayabilirsiniz belki fekat basım tarihi 1990!]

er-geç farketmez önemli olan elime geçmiş olması ve benim kitabı okumamdı bahanesine sığınıp kendimce yeni bir yazarı tanımış olmanın ve farklı bir tarzdaki kitabı bellek dahilime katmanın huzuru var içimde! :)

kitabın yazarı ahmet sipahioğlu..
1954 doğumlu ve iyi bir eğitim geçmişi var..
üniversitede öğretim elemanı olarak çalışmakta..
[okuduğum yazarlar hakkında bilgi vermeyi sevmiyorum..bu sebepten kısa geçiyorum.]

tavsiye edeceğim kitaplar arasında yerini almış bulunmakta.
farklı bir tarzı okumak isteyenlere duyrulur! -geç de olsa!-




bunun dışında geçen gün okumuş olduğum Nihal Yeğinobalı'nın Sitem isimli kitabına da nasıl hayran kaldiğımı belirtmeden geçemiciiimm :)
bu yazar hakkında çok fazla şey yazılmış çizilmiş elbette ama ben kendisini ilk kez Sitem isimli kitabıyla tanıdım..yazar, daha çok çevirmen olarak tanınıyor ama yayınlanmış kitapları da çok.
Sitem bunlardan biri..

küçük bir kasabada geçen hikayede, orta halli tanınmış bir köy eşrafının kızının hayatına giren güzeller güzeli yörük kızı Sitem'in hayatını anlatıyor kitap..
öyle güzel betimlemeler ve tasvirlerle donatmış ki kitabi Nihal Yeğinobalı gerçekten etkisinde kalmamak elde değil..

kitabı okurken gözümde, Ç.kale'de semt pazarına yüksek köylerden gelen yörükler canlanıverdiler..hele ki, ufacık tefecik kız çocuklarının altın sarı saçları iki sıkı örgüyle minik kırmızı renkte rengarenk oyalı bir yazmanın altına saklanmış, gözleri çipil-çipil, boncuk-boncuk bakıp, ellerindeki kınaları parlarken benim onları hayranlıkla seyrettiğim zamanlar..

anneleri de süsledikleri kızlarından farklı olmazlardı tabii.
yanakları al al, gözlerinin içi alev-alev nasıl da parlardı insana bakınca..
ve ben her semt pazarında gidişimde onlarla karşılaşabilmek için nasıl da can atardım..ama senede 1-2 kez denk gelirdim ve bu da bana yeterdi aslında..
sanki gerçek dünyaya, masallardan fırlayıp gelmişlercesine şaşkınlık dolu bir hayranlıkla süzerdim onları..

bu kitabı okurken de gözümde canlanan bu sahne, kitaptan daha farklı bir lezzet almamı sağladı..umarım sizler de okuma fırsatını bulursunuz..
velhasıl-ı kelam, bu kitabı da tavsiye ederim can-ı gönülden! :)

okunacak onlarca kitabım var elimin altında..
fakat bir yandan da kpss için daralan zamanda yetiştirmem gereken konularım var..
hepsine birden yetişebilmek için zamanımı çok iyi kullanmalıyım!
zaman az-durum çok!
yetişmek ve iyi, çok iyi sonuçlar almak dileğiyle!

2nd photo by me!
from beyoğlu.

27 Nisan 2010 Salı

cümbüş-ü cemaat!



"güzel günler hep nedense çabuk biter!"
bu sefer de farklı birşey olmadı..bütün kızlar memleketin çeşitli yerlerinden gelip ortak nokta ist.da buluştuk..evcağazımda onları bir güzel konuk ettim..eğlendik, güldük bol bol..sohbet ettik, hasret giderdik..sonra gezdik hiç durmadan.
kadıköy-moda-beşiktaş-istiklal-tophane-eyüp-beyazıt-vd.
her yerde ayrı bir güzellikle dolu anılar bıraktık..
yedik, içtik, coştuk!

ertelenen doğumgünümü kutladık bir güzel!
yine son zamanlarda yapılan en eğlenceli kutlamaydı. uzakta olan herkesi biraraya getirdiği için biz çok sevdik, biz çok mutlu olduk(!)

derken o da sona erdi..herkesleri birer birer uğurladık gözlerimizde ayrılığın o ağır ve hüzünlü yüküyle birlikte..kim bilir ne vakit bir daha böyle "hep birlikte" biraraya geleceğiz?meçhul..

yakın zamanda başka bir etkinliğimiz daha var elbette..
hatta en çok arzulananlardan biri:
ÇANAKKALE!
bahar şenlikleri bahanesiyle uzak kaldığım güzel memlekete 1 haftalık bir kaçamak yapıyorum bir aksilik olmadığı sürece..
mayıs'ın 10'u dedim mi durmam dk. fazlasından Gebze'de :)
erken gidip mayısın o çiçek kokulu sıcağında hem pek sevgili Dostlarıma kavuşup kaldığı yerden devam edicez muhabbete, hem Bozcaada'mı, rüzgaralı kordonumu, şakir abimin yerini, kahvecimi, ve daha nice güzel yerin özlemini dindireceğim..

elimde canon A560'ımla birlikte fotoğraflarım bana eşlik edecek, anılar dolup taşacak, mutluluk dizboyu olacak..inşallah!

keyifler tıkırındayken , herşey yolundayken, yanımda sıcak bir bardak çayım bana bu soğuk havada eşlik ediyorken yüzüme en içten huzura bulanmış gülümsemeyi yerleştiriyor ve sırayı fotoğraflarıma bırakıyorum..
doğumgünümden gezip eğlendiğimiz yerlere dek birkaç kare..
asıl fotoğraflar henüz ulaşmadı elime..şimdilik bunlarla idare ediyorum :D



















doğumgünü pastacımla elimdeki tek fotoğrafım bu..diğer makinelerdekiler elime henüz ulaşmadı :D
















21 Nisan 2010 Çarşamba

rumuz: adsız.


tarçın bakır saçlarımı süslesin diye taktığım çiçekli saç bandındaki renkler gibi birbirine girmiş iç dünyam. alacalı-bulacalı, uyumlu gibi görünse de aslında birbirine zıt ve ters herşey. ne kadar çırpınsam da aslında yolunda gitmeyen o kadar çok şey var ki!

anlaşılamayan noktalar, son zamanlarda artan tartışmalar, önüne geçilmez gerginlikler, öfkeler kırgınlıklar ve soğukluklar..

gerçekçi konuşmam mı gerekiyor?
o zaman zehir zemberek konuşurum..çünkü gerçekler yılan gibi nasıl da sokuyor bizi..emiyor, somuruyor içimizdeki o kutsal sevgiyi..biz ise o kutsal sevginin ardından çocuksu korkularımızla nasıl da tedirgin bakıyoruz birbirimize..ama sadece o kutsallığa gelip dayanınca bıçak biz korkak çocuklara dönüyoruz..o zamanın dışında hep olduğu gibi acımasız, diktatör, mükemmelliyetçi ebeveyn rolünü en iyi şekilde yerine getirip canımızı yakabildiğimiz kadar yakıyoruz..

dışardan bakıldığında gerçekten de birbirinden uzak bambaşka insanlarız..
birimiz zıpır bir çocuk, diğerimiz ağırbaşlı bir beyfendi..
birimiz duygusal ve sulugözlü-iflah olmaz bir bebek, diğerimiz olabildiğince realist!
birimiz öyle birimiz böyle derken farklılıklarımızı sıralamaya başladığımda bunun sonunun görünmediğini korkudan büyüyen gözbebeklerimle görüyor ve bizi birbirimize bağlayan şeyin de bu farklılıklarımızın olduğunu düşünüyorum..

ama içimde an itibariyle çektiğim sancıların tarifini yapmam imkansız!
ancak ve ancak küçülüp ufalıp bir hücre boyuna varıp, içime/yüreğimin taa orta yerine girebilmelisin ki beni anlayabilesin..bunun başka yolu yok..tek ayarı böyle..onu da gerçekleştirmek, o da, imkansız..

can acıtmak o kadar kolay oldu ki..
tek bir söz söylenmeden geçen suskun dakikalar..ve benim sabırsız, içime sığmayan bekleyişim, senin bu sessizlikle örtüp sarıp sarmaladığın ve göze-söze gelmesin diye itina ile kendine sakladığın duygu ve düşüncelerin..benden nasıl da uzaklaşıyorsun oysa böyle zamanlarda..yabancı bir siluete dönüşüyor, silik ve yitik bir gölgenin yerdeki ruhsuz yansıması gibi yanımdan bir aşinalık aramadan uzaklaşıp gidiyorsun..geriye sadece aramızdaki soğuyan havaya salıverdiğin sıcak nefesinin buğulu dumanı kalıyor..bir zaman sonra o da soğuğa karışıyor..soğuk büyüyor..büyüyor..büyüyor ve ben buz kesiyorum!

bütün bu olaylar döngüsü geceye damgasını vuruyor ve ben gözyaşlarım avuçlarımda yastığa gömüyorum yüzümü..çığlıklar atmak istiyorum..yastığı dudaklarıma bastırıp, ciğerlerimden öfke ve kırgınlıkla dolu cümlelerime fazladan nefes katıyor lanetler okuyorum kendime, sana, yaşadıklarımıza..bağırdıkça sesim kısılıyor..uzaklardan gelircesine işitilmez oluyor bir zaman sonra..gözlerim acıyor ağlamaktan..açamıyorum artık. sadece üzerime öfkemi kendimce yastığa kustuğum için biraz rahatlık çöküyor..sonra huzurla huzursuzluk arasında kaybolup gittiğim bir uykuya dalıyorum..ve gerçek dünyada canımı acıtan ne varsa bu kez rüyalarımda yakamdan asılıyorlar..
bırakın bari burda..güzel rüyalar sarsın beni..kontrast olsun gerçek dünyadaki yaşadıklarıma!
yazıktır, günahtır bu zavallıya..
bari uykularında hakettiği mutluluğu tatsın!

acıyorum kendime..rüyalarımda bile..
ama en çok gerçek yaşamdaki o halime acıyorum!
ayaklarım yere sert bassın istiyorum..ben acıtayım insanların canını onlar acıtmasın benimkini diyorum..acıdıkça içimde katran karaya boyanmış yaralarım irinlerini akıtıyor üzerime üzerime..dur diyecek gücüm takadim kalmıyor..öylece çaresiz öylece elim kolum bağlı bu işkenceye göz yumuyorum..

içim kanıyor..içim acıyor..içim yalnız!
yapayalnız!

20 Nisan 2010 Salı

tomurcuk kokusu.


24. yaşımın ilk günüden merhabalar sevgili blog kardeş!
nereden başlasam neler anlatsam inan şu an tarifsiz duygular içerisindeyim ve hissiyatımı kelimelendiremiyorum..

gözlerimi bu sabah açtığımda herşeyin yerli yerinde durduğunu, olayların aynı sırdanlıkla devam ettiğini, duygu ve düşüncelerimin geçmiş günlere inat bir nebze rahatlamış olduğunu ve nefes alırken bir hayatı nasıl daha çekilebilir kılabilirim düşüncesinin aklımın ve yüreğimin her bir kıvrımına köşesine zerk edildiğini gördüm!
şaşkın mıyım?
hayır elbette.
beklediğim gibi..

henüz doğumgünü kutlamamın aslını/hakikisini yaşamadım.
çok sevgili ailemin yapmış olduğu minik kutlama. [minik samet buğra'mın beni kapıda karşılayıp: -şşşş yeşinn teyzee sana sürpriz yapıcaz, pasta aldık. anneme söyleme olur mu? deyişinin içimi nasıl da okşayışını ve o'nun o -gerçekten- bebek kokulu çocuk dünyasındaki masumiyetini dile getirmemin imkansızlığını biliyorum..]

bana alınan o birbirinden güzel armağancıklar..
en çok da kardeşimin, bana acıyıp elimdeki angarya olmuş telefoncağazlarıma inat gidip bana en cillobundan aldığı telefon!
taaa derinden dilenen güzel bir dilek, üflenen minik bir mum, kesilen dilim pastalar, sıcak ve içten bir aile ortamı derken kısa bir 'time out'.

cumartesi günü büyük kutlamayı taksim'de yapıyoruz..üniversiteden dostlar, istanbul sınırları içindeki dostlar, liseden dostlar, sevdiceğim ve başrolde ben derken 15 kişilik bir grupla önce güzel bir yemek ve ardından güzel bir mekanda eğlence..

[geçen yıl ki kutlamamı düşünüyorum kaç kişiydik, 60 or 70?eee malum..ç.kale eşrafından tanıdıklar çoktu o vakitler..şimdilerdeyse şehir-şehir toplanmak pek zor :]

perşembe günü ZuZum geliyor pek sevgili nihalcim'le.cuma günü de sevgili mervişim ve özenimou!
evimiz bıngıl.bıngıl kız kaynıcak!he-he! :)
istanbul kazan biz kepçe misali, atıcaz kendimizi Gebze sınırları dışına..

planlar, gezilip görülecek yerler, ve daha onlarca güzel şeyin tatlı telaşınnı yaşıyorum 1 haftadır. sağlık diliyorum en başta tabii. [geçen çid'in geldiğinde olduğu gibi soluğu acil'de almak istemiyorum..bünyemi yaşanacak uzun ve eğlenceli geceler için hazır ve nazır enerjiyle depoluyorum!]

sonrası gelir elbet..
yarın da son hazırlıklarımı tamamladıktan sonra dk. hesabına yollanırım yavaştan :)
yalancı tiramisum tamam mı anneğğğ! :)
güzel olacak güzeeeelll, Herşey Birgün Çok Güzel Olacak! [yes, it's my motto!]
dinlemeli, dinletmeli..

19 Nisan 2010 Pazartesi

19 NİSAN 1986*


ben her yıl nisan ayı'nı sabırsızlıkla beklerim..
o güzel bahar tılsımını üzerinde rengarenk ışıltılarla taşıyan ay, 19 gün beni hop oturtur, hop kaldırır yerimde..ha geldi ha gelecek diye..
öyle-böyle derken kapımı, hep en mutlu hallerini takınarak çalar saat tam 00:00 olduğunda!
ben de lavanta kokulu evimin kapısından olanca coşkumla davet ederim içeri..
nazlanmaz yeni gelin gibi..olduğu gibi, kendi gibi giriverir dudaklarında ıslığıyla!
bir o kadar güleç, bir o kadar içten, bir o kadar samimi..
Benim Gibi!

bu bir doğumgünü yazısı değil elbette..
sadece o kadar doluyum ki, mutluluklarım, sevinçlerim, coşkum taşıp kabarıyor içimde..bunu paylaşmak istiyorum..

evet, bugün benim doğumgünüm!
ve benim hissiyatımın yoğunluğunun tarifi yok!

nice mutlu yıllar yeşocan!
nice mutlu yıllar!..

16 Nisan 2010 Cuma

to B.O.A.

Can Yücel - Erkek Dediğin..

Seni Elinin Tersiyle değil Avucunun İçiyle Kavrayacak.
Bileceksin Ki Emin Ellerdeyim, Başkası Tutamaz Elimi Böyle.
Rahat Olacaksın Yanında, Çok Konuşmayacak, Beynini Didiklemeyecek.
İnce Olacak; Seni Senin Kadar Düşünecek.
Erkek Dediğin,
Sen Onu Merak Ettiğinde Kendisine Hesap Soruluyor Havalarına Girmeyecek. Senin İnceliğine Karşı Umursamaz Sözler Sarf Etmeyecek.
Erkek Dediğin,
Kadının Sinirini Bozmayacak,
Cinlerini Tepesine Çıkarmayacak,
Sanki Sen Onun İçin Varmışsın Her Ne Zaman İstese Emrine Amadeymişsin,
O Ne Yaparsa Yapsın
Her İstediğinde Yanında Elinin Altında Olacakmışsın Tiplerine Girmeyecek.
Erkek Dediğin,
Sen Ona Sevgini Hissettirdiğinde,
Sen Ona Kayıtsız Şartsız Asıkmışsın Gibi Havalara Girmeyecek.
Erkek Dediğin
İlgi Gördüğünde İlgiyle, Sevgi Gördüğünde Sevgiyle Karşılık Verecek.
Erkek Dediğin,
Sen Onun İçin Kendine Baktığında,
Sırf Ona Daha Güzel Görünmek İçin Giyinip Kuşandığında
Hiçbir Şey Olmamış Gibi Davranmayacak.
Erkek Dediğin, Ruhunu Okşamasını Bilecek.
Romantik Olacak
Kimi Gün Habersizce Kucağında Çiçeklerle Çıkıp Gelecek.
Özel Günleri Unutmayı Marifet Sanmayacak.
Erkek Dediğin,
Kayıtsız Olmayacak Senin Bütün Zarafetine Karşı.
Gerçekten Seven Bir Kadın Sevgi Ve İlgi Bekler,
Erkeğine Verdiği Aşkın Karşılığında Küçük Bir Tatlı Söz,
Kısa Bir Mesaj, Bir Çağrı Bile Onu Mutlu Edebilir.
Erkek Dediğin
Bütün Bunları Cebinden Para Harcıyormuş Gibi Cimrilikle Yapmayacak.
Erkek Dediğin,
Ben Aranmayı, Çok Aramayı Sevmem Demeyecek.
Erkek Dediğin, Her Şey Kendi İstediği Gibi Olsun İstemeyecek.
Sadece Kendi Caninin İstemesine Bağlamayacak Her Şeyi.
Erkek Dediğinin,
Hissettiğiyle Yaptığı Şey Arasında Uçurum Olmayacak.
Erkek Dediğin, Cesur Olacak Cesur.
Seni Seviyorum Derken Korkmayacak,
Başka Şeylerin Arkasına Gizlenmeyecek.
Seviyorum Deyip Bir Sonraki Perdede Kaçmayacak,
Özlüyorum Diyorsa Gelecek, Kaybetmek İstemiyorum Diyorsa Kaybetmeyecek.
Erkek Dediğin Aşkına Sahip Çıkacak.
Korkak Olmaz Erkek Dediğin.
Erkek Dediğin İyi Sevişecek.
Koyun Gibi Yatmayacak,
Bir An Önce Su İs Bitse Demeyecek.
Aşksız Yatmayacak Yatağa
Ve Sen Bunu Bileceksin.
Bir Baba Şefkatiyle Seni Alnından Öptüğünde
Bileceksin Ki Sevgisi Geçici Ve Zayıf Değildir.
Erkek Dediğin,
Ve Sevgiyle Öptüğünde Dudaklarından
Bileceksin Ki Opusun Tek Sebebi Şehvet Değildir.
Erkek Dediğin Aldatmayacak.
Aldatmak Basitliktir.
Seviyorum Diyorsa Aldatmaz Erkek Dediğin.
Aldatıyorsa Sevmiyor Demektir.
Erkek Dediğin Yakışıklı Olacak, Çekici Olacak
Ama Bundan Çok Daha Öte Bir Şey...
Erkek Dediğin, Zeki Olacak.
Kadının Küçük Yalanlara, Bahanelere İnanmayacağını,
Kendisini Kendi Gibi Tanıdığını Bilecek.
Kadının Zekasını Küçümsemeyecek Kadar Zeki Olacak
Seni Bir Hamur Gibi Karmasını Bilecek,
O Hamura Kendisini Katmasını da.
Erkek Dediğin,
Değerlerini Bir Anlık Hevesler Uğruna Satmayacak.
Namussuzluğunu, Ahlaksızlığını Ancak Ve Ancak Seninle Yataktayken Kullanacak.
Yan Gözle Hatun Kesmeyecek,
Üstüne Sevgili Edinmeyecek.
Erkek Dediğin Önce Sevecek.
Kendini Sevmeyen Erkekten Kimseye Hayır Gelmez.
Bir Bakarsın Ki Yıllar Sonra Bu Adamla Ne Yatağa Sığıyorsun, Ne Toprağa...
Koluna Girip Gezmesini Bileceksin
Gururla Koynuna Alıp Sevişmesini De.
Erkek Dediğin,
Babalığını Da Bilecek,
Ana-Babaya Hürmet Etmeyi, Kadir Kıymet Bilmeyi, Vefakarlığı, Fedakarlığı.
Erkek Dediğin Seni Koruyacak,Kuşatacak .
O Nerede Olursa Olsun Seni Koruyacağını Bileceksin.
Pısırık Olmayacak Erkek Dediğin.
Erkek Dediğin Erkek Olacak Güzelim.
Seni Sadece Sen Olduğun İçin Sevecek.
Parayla Pulla, Kariyerle, Güçle, Kimin Ne Dediğiyle Hareket Etmeyecek.
Hem Sevgilin, Hem Arkadasın Olacak...

15 Nisan 2010 Perşembe

elmalı ponçik,mavi kuş ile küçük kız.

son birkaç gündür kendimi iyi hissetmiyordum..Sevgili Dostum Denizcanımla buluştuk vakit geçirdik.günü-geceyi-2 güzel kahvaltı sofrasını paylaştık..sohbetlerimiz doldu taştı masalardan..kendimize iyi geldik..onun da ihtiyacı vardı paylaşmaya..tadındaydı herşey..ne çok eksik, ne çok fazla..tam kararında..sonra ayrıldık..gelecek hafta çarşamba günü -Doğumgünü armağanı- olarak Ada vapuru yandan çarklı beni/bizi bekler! Yeşocan'a verilebilecek en güzel hediyelerdendir bir Ada gezmesi!

bisikletle, tur yolu'nda şarkılar söylerek yol almak..ada'nın karadutlu dondurmasından ağzımızın suları şıpır şıpır damlarken yemek..vapurda giderken vazgeçilmezlerimiz -şallar foraaa!!- deyip rüzgara kucak açmak..yaşadığımız o mutlu an'ları fotoğraflarımızla sonsuzluğa taşımak..blah..blah..blah.. :)

insanın kendisini tanıyan/bilen/anlayan dostlara sahip olması nasıl da güzel bir armağandır kendisine!tüm Dostlarıma en içteninden bir teşekkür daha ediyorum izninizle! :)
[duygusallığım pek bir dominant buaralar..fazla ağırlık yapmadan konuyu kapayayım:]

2 günüm dolu dolu geçti..güzel mekanlarda güzel insanlarla birlikte geçirdiğim vakitten geriye herzamanki gibi mini-mini kareleri kaldı..az-biraz paylaşmak isterim..



emirgan korusu tam gidilesi zamanında! her yanda çiçekler, börtü-böcekler, envai çeşit güzellikle hayallerde saklanan minik bir cenneti andırıyor adeta! [çok polyanna vari konuştum yahu!]



pek sevgili Denizcan'ımla..


lalerin arasında bildiğiniz kayboldum! :)

lale deresi..



çok etkileyici yapmışlar doğrusu!insanın içi kıpır kıpır oluyor bu renk cümbüşünü gördüğünde!
aşağıda çoookk cüzi bir kısmı görünen çocukların çıkardığı, hatta bir tanesinin "annneeeeeğğğğğğ" diye haykırarak bağırdığı, hoparlörlü ses yankıları dışında herşey mükemmeldi!-evet evet gerçekten mükemmeldi!-





emirgan'dan sonra rotayı istiklal'e çeviririz ve bu duvar yazısı objektifimden nasibini alır..

bugün de 2 hafta öncesinden planladığımız buluşmayı gerçekleştiririz sevgili Stil Direktörü Eda ile :) kadıköy/moda hattında buluşur, tanışırız. [buaralar epey sosyal bir kişilik kazandım :]
kendisi gerçekten tahmin ettiğimden çok daha farklı biri çıktı..çok sıcak, samimi, güler yüzlü ve dobra bir hatun! :)
etrafa inanılmaz bir enerji yayıyor! pozitif ve hareketli..ayağımdaki topuklularımla -topuklu dediğime bakma!tahmin ettiğin gibi koket birşey değil! :)- kendisine yetişemedim desem inanır mısın?inan,inan! :)
arkadaşlığımız sanaldan gerçeğe taşınmış oldu..bundan sonra da fırsat bulup görüşeceğiz inşallah.. :)



velhasıl-ı kelam..yorgun ve mutlu bir ruh haline büründüm an itibariyle!
ehh..kpss için kaldığımız yerden devam edebiliriz öyle değil mi?
sevgi, saygı, hoşgörü ve Dostlukla dolu nice günler efendim :)

günümün şarkısını seçtim!