13 Haziran 2014 Cuma
Nil Karaibrahimgil'in o duygu dolu yazısı.
Annelik dediğimiz o müthiş duygu ve sahiplenmeyle ilgili internete birkaç gündür dolaşan fakat benim bugün okuma fırsatı bulduğum bir yazı var. İçten, samimi, gerçek ve yapaylıktan uzak sıcacık cümleleri içinde barındıran bir yazı. Nil Karaibrahimgil kaleme almış. Kendisi de yakın geçmişte Aziz Arif isminde bir ponçik dünyaya getirdi. Duygularını nasıl da güzel ifade etmiş ahh beni benden aldı okurken! Bloğumda da paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Benimle en iyi empati kuran varlıklar şu an annelik duygusunu tatmış olanlar değildir de kimdir? İşte okudukça içimi titreten bu yazıyı hemen iliştiriveriyorum şuraya:
Meğer Aziz Arifmişim
Meğer ben suymuşum.
İçimdeki akvaryumda bir insan büyüyebilirmiş.
Meğer ben aklım değilmişim sadece, kalbim de değilmişim, bir bedenmişim ben.
Ikınıp bir canlıyı hayatla buluşturabilecek basit bir beden.
Meğer ben kadınmışım. Kadın gibi bir kadın. Çocuk gibi bir kadın değil sadece.
Meğer ben aynadaki ben değilmişim.
Aynadaki kimmiş ben başkaymışım. Bir içim varmış benim. Bir de dışım.
Meğer tek aşk, şarkılardaki değilmiş.
Başka bir aşk varmış yavruya duyulan.
Kalbe doğumla dolan. Kaynağından gözyaşlarıyla fışkıran.
Meğer annem... Ah annem... Bakın yazamıyorum ona gözlerim doluyor.
Meğer beslemeye muktedirmişim.
Sütmüşüm ben, ilaçmışım, balmışım.
Meğer kokum birine cennetmiş, sığınakmış, yuvaymış.
Meğer kaderde en sevdiğim adamdan çocuk yapmak da varmış, şükür.
Meğer bilmediğim ne çok şey varmış.
Asıl anlatacak ne çok şey varmış bilmem ki nereden başlasam...
Dünyadan? Kıtalardan? Hayvanlardan?
Annenden, babandan, insanlardan?
Meğer uykusuzluk da güzel olabilirmiş.
Hatta fazla uyku hasret yaparmış, yavrunla arana girermiş.
Meğer her şey yeniden başlarmış.
Eski olan her şey bir anda eskirmiş.
Meğer seninle konuşmayan minnacık bir adam, sana kendini anlattırırmış.
Meğer benim bir oğlum olacakmış, kim bilebilirdi.
Meğer ben bir matruşkaymışım.
İçimden bir küçüğüm çıkarmış.
Meğer geceyle gündüz palavraymış.
Hepsi şimdiymiş.
O uyumayınca uyku da neymiş.
Uykun gelmezmiş.
Zaman güneşin uydurmasıymış.
Meğer annem beni bundan merak edermiş, arayıp sorarmış, dayanamaz gelirmiş, başımdan eksik olmazmış, deli gibi severmiş.
Meğer ben Nil Karaibrahimgil, Aziz Arif’sizmişim eskiden.
Meğer minik bir yavrunun gözlerinde kainatın sırrı gizliymiş.
Bakıp çözülmezmiş sadece dalıp gidilirmiş.
Meğer avuçlarım onun elleri için kılıfmış.
Meğer kollarım onun ilk eviymiş.
Meğer sesim ona müzikmiş, hikâyeymiş, ninniymiş.
Meğer dualar gerçek olurmuş.
Meğer kalbim artık onun kalbiymiş. Onda atacakmış.
Meğer büyümenin, öğrenmenin, çoğalmanın, yenilenmenin sonu yokmuş.
Meğer yeryüzünde cennet varmış.
Meğer mutluluk gözyaşları varmış.
Meğer biri uyurken yapacak şeyinin kalmadığı, aklına bir şeyin gelmediği olurmuş.
Meğer sevginin sonu yokmuş.
Meğer iki kelime bir büyü gibi diline dolanıp bir ömür bütün cümlelerinin öznesi olabilirmiş.
Aziz Arif.
Meğer babamın dediği gibi bizim için artık, ‘saatli maarif takvimi’ yokmuş, ‘sıhhatli Aziz Arif takvimi’ varmış.
Hoş geldin oğlum.
Aziz ol.
Arif ol.
Amin.
Daha fazla ne denebilir ki!
Özellikle beni benden alan birkaç cümleyi koyu renkle yazdım.
Her bir cümlenin anlamı çok yoğun elbette ama bu cümleler beni daha bir etkiledi nedense.
Velhasıl, Nil'e bu güzel yazısı için ben de kendimce bir teşekkür ediyor ve minik Kızımız Neva'ya kavusmayı iple çekiyorum ^_^
12 Haziran 2014 Perşembe
39.hafta ve hisler, düşünceler, olaylar yumağı
En son blog yazımı Iğdır'da kaydetmiştim. Sanırım 22 Mayıs tarihindeydi. O zamandan bu zamana [12 Haziran] tam 20 gün geçti. Bu süre zarfını, evimden 8 aylık ayrılığın yerleşme çabasıyla geçirdim. Taktık takıştırdık eşyalarımızı ve minik bebeğimiz Neva Hanım'ın eksiklerini tamamladık. İlk 10 gün özellikle en yoğun ve telaşlı zamanlardı benim için. Her an doğurabilirim endişesiyle işlerimi tamamlamaya çalıştım durdum. Iğdır'da bol dinlenmeli zamanlardan sonra buradaki telaş ve yoğunluk biraz yordu beni ama sonunda değdi. Şimdi heyecan içinde minik ponçiğin gelmesini bekliyoruz. Hemen hemen her şeyi tamam. Birkaç ufak ayrıntı ve detay dışında eksiğimiz yok. Bu detaylar da Yeşocan'ın süsü püsü aslına bakarsan.
Hoş, olayı çok fazla dallandırıp budaklandırmaktan hoşlanmıyorum. Doğum konseptleri, hastane odası süslemeleri, olayı bambaşka bir boyuta taşıyan baby shower gösterileri vs. bana inanılmaz gösteriş budalılığı gibi geliyor. Elbette şahsi görüşüm bu. Bunu tatlı bir heyecan ve anı olarak yapan insanlara diyecek bir şeyim yok. Sadece ben hoşlanmıyorum bu tarz etkinliklerden. Sade, öz ve kıymetli anılar kalsın doğumumuzda geriye bize yeter. Örneğin, İstanbul'da geldiğimden bu yana devam eden sağanak yağmurdan sebep hayalini kurduğum hamile çekimini hep ertelemek zorunda kaldık. Havanın kendini yeni yeni toparladığı bu günlerde haftasonu için bir çekim yapalım muhabbetleri yapıyoruz. İnşallah doğurmazsam bunu gerçekleştirebiliriz. Sonrasında da beybinin aramıza katıldığı fotoğraflarımızla güzel bir albüm hazırlamak bence çok daha keyifli ve özel bir şey. Bunun gibi anılar bana daha anlamlı geliyor. Dilerim her şey gönlümüzce olur.
Bebeğimiz için de aynı minimalist ve işlevsel düşünceyle hareket ettik. Evimiz kendimizce küçük ve yeterli bir ev olduğundan çocuk ya da bebek odası yapmak için ayrı bir alanımız yoktu. Bunun için tam set halinde bir bebek odası yapamadık. Daha evvelinde çalışma odası olarak kullandığımız ve kütüphanemizin de içinde bulunduğu odayı Neva kızımız için tekrar dekore ettik. Çalışma masasının yerine küçük bir kıyafet dolabı yerleştirip ayak ucuna da minik bir beşik koyduk mu şimdilik gayet kullanışlı oldu. Tek kişilik bazamız ve kitaplığımıza dokunmadık. Bazayı ilerleyen zamanlarda etrafını korkuluk yaptırıp kızımızın yatağı formatında kullanmayı planlıyoruz. Şimdilik böyle bir oda konseptimiz var. Yaşadıkça ve kullandıkça daha iyi yerleşim planları yapacağımızdan şüphem yok ve süslü püslü abartılı şeylere de gerek yok. Sade ve öz tercihimiz sonuna dek ;)
Kızımızın hazırlıklarını tamamlama işinin yanına kocaman bir tick! koyduk tamamdır fakat peki bebeğin doğum işi nedir? :) Şöyle ki şu an 39 hafta +1 günlüğüz. 40 haftamın tamamlanmasına 6 gün kaldı. Vefakat Neva kuzusunda henüz hiçbir kıpırdanma yok. Dünyaya gelme konusunda biraz ayak sürter gibi. Henüz doğuma hazırlık gibi bir hareket yok. Bekleyeceğiz bakalım. Doktorum tahmini 40 haftayı tamamladıktan sonra maksimum 1 hafta daha bekleyeceğimizi normal doğum adına bir hareket göremezse sezaryenle bebeği alacağımızı söyledi. Normal doğum taraftarı olan biri için sezaryen yasaklı kelime! Bunun duyduğumda feci ürperiyorum ve hep dua ediyorum inşallah Neva kızımızın dünyaya gelişi normal yollarla olur. Elbette doğum anında yaşanabilecek komplikasyonlarda sezaryen mecburi yol fakat her şey normal giderken buna gerek olduğunu düşünmüyorum. Hele ki geçmişinde başından 2 büyük ameliyat geçirmiş ve kesik acısının ne demek olduğunu bilen biri için sezaryen doğum son tercih olacaktır. Hakkımızda hayırlısını diliyorum öncesinde tabii ki. Beklemeye devam edelim nazlı kızımızı :)
Bebeğimizle ilgili hazırlıkları bir kenara koyduğumuzda geriye bambaşka düşünceler ve olaylar kalıyor aslında.. Hani son zamanlarda sürekli bu konuyla haşır neşiriz ya ötelediğimiz pek çok şey de yaşamıyor değiliz. Sabah uyandığımda her gün başka bir konuyla ilgili düşüncelerimi yazmam gerekiyor diyorum ama tembellikten inan erteliyorum yazacaklarımı. Oysa ki yazsam hafifleyeceğim, ağırlıklarımdan kurtulacağım, daha rahat nefes alıp daha huzurlu uyuyacağım ama yapmıyorum. Bugün, her blog yazısına karar vererek başladığım gibi yine kararlı bir şekilde oturdum yazmaya. Biliyorum anlatacak o kadar çok şey varken özet halinde sadece şu anda hissettiklerimi ya da düşündüklerimi paylaşacağım. Ama gitmeden yazmayı planladığım yazılarla ilgili başlıkları bu yazının hemen sonuna iliştireceğim ki gözümün önünde dursun ve ben bu sayfaya uğradıkça hep yazmam gerektiği vicdanıyla başbaşa kalayım. En mantıklı hareket bu olacak :)
Iğdır hayatımın bambaşka bir geçiş aşaması oldu. Orada yaşadıklarım, orada kendime kattıklarım, oradan öğrendiklerim, orayla ilgili her şey ama her şey artı ve eksi yönleriyle tecrübe haneme birbir eklendi. Lakin, benden götürdüğü pek çok şey de oldu. 1 yıldır sürdürdüğüm evlilik hayatımızı farklı bir boyuta getirdi misal. Evet bizler yine evliydik ama ayrıydık. Bu çok acı bir tecrübeydi. Aynı evi paylaştığın, aynı hayatı sürdürdüğün insandan ayrılıp başka fakat geçici bir hayata başlamak hem seni hem karşındakini olumsuz anlamda birçok şeye sürükleyebiliyormuş. Örneğin seni tahammülsüz, sabırsız ve fevri bir karaktere sokabiliyormuş. [ki bu karakterin, hamilelikle beraber vücudumu ele geçiren 37 farklı hormonla çok ilgisi var gözardı etmemeliyim!] Yalnız yaşamak, özgürce ve tek başına aldığın kararlarla hareket etmeye alışmak bunlardan en çok beni rahatsız eden etkileri aslında. Elbette her birimiz kendi içimizde özgürlüğümüzü yaşıyoruz evlendikten sonra bile. Ama farklı bir özgürlük oluyor yaşanılan. Bekarken yaşadığımız başka evlendikten sonra yaşanan başka bence. Sevgiliyken birbirimize karşı sorumluluklarımız bu kadar gözle görülür değil ya da hassasiyetimiz. Evlilikle birlikte, evlilik sorumluluğu dediğimiz; özgürlüklerimizi bir şekilde kısıtladığımız hayatımızla ilgili alacağımız her kararda danışarak hareket edeceğimiz bir boyut başlıyor. Herkesin evlilik ilişkisinde böyle olmayabilir. Benim için böyle ama. Bu boyutu geçirdiğimiz bir yılda oturtmuşken her şey iyi hoşken tekrar başa sarmak zor geldi bana. Tekrar alışma süreci, tekrarlar ve yine tekrarlar. Tek başınayken iki kişiyle bütün olmak, bir olmak kolay bir şey değil. Bunu başardığımız sürece mutluyuz biz. Iğdır, bizi tekrar tek başına bırakmış şimdilerde yine bütün olma gailesi içindeyiz. İlk günler çok sancılı geçti inkar edemem. Böyle hayal etmemiştim dönerken. Bambaşka, bembeyaz, pamuktan hayallerde yüzmeye devam etmiştim. Gerçeklik beni alaşağı etti. Toparlanamadım. Çabaladım, nafileydi. Sustum ve ağladım. Uyuyamadım. Huzursuzluk içimi kemirdi durdu gecelerce. Mutsuzluğun dibinde dolandım durdum. Neyse ki şimdi yavaş yavaş her şey normal seyrine dönmeye başladı. Kaldığımız yerde değiliz belki ama yine geleceğiz o günlere. Bebeğimiz de aramıza katıldığında "Evet, biz şimdi gerçek bir aileyiz!" cümlesini huzur içinde güvenle söyleyeceğiz.
Hayatta yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı öğrenmeliyiz artık. Bir olay yaşadık, tepki koyduk, bitti. Yine benzer bir durum yaşandığında yine aynı tepkiyi verip bitirmekle olmuyor işte. Geçmişin öğrettikleriyle davranmak lazım. Ölçüp tartıp kendine en az hasarı verecek şekilde hareket etmek lazım. Yoksa acılar içinde yüzmek çilemiz olacaktır.
Velhasıl, hayat devam ediyor. Kuşlar uçuyor. Ben her sabah uyandığımda şükrederek uyanıyorum ve hep pozitif düşünmeye çalışıyorum. Beynimdeki kurtlardan her geçen gün biraz daha kurtulmak demek daha ferah daha aydınlık ve daha parlak günler demek. Bunun için çaba sarfediyorum. Dilerim bu çabamın sonucunda arzu ettiğim huzur ve mutlulukla taçlandırılırım. [AMİN.]
Şimdi yazmayı planladığım yazılarla ilgili küçük başlıkları şuraya gitmeden iliştirivereyim. Gözümün önünde dursun da yeri geldikçe içinden seçip seçip yazayım.
* Anlayışlılık vs. Anlayışsızlık
* Kıskançlık Nedir, Neden Vardır?
* Polyanna Olmanın Avantajları & Dezavantajları
* Bir İnsanı Çok Sevmek
* Hayatta Dik Durmak İçin Yapılması Gerekenler
* Mutluluk Kaynakları
Şu an not aldığım başlıklar böyle. Umarım gerçekten yazabilirim bu konularla ilgili. Bebeğimizin doğumundan önce en azından bir iki tanesini bitirsem kar sayacağım ya bakalım.
Sana pazar günü İstanbul'a ziyaretimize gelen dostlarım Seyhan, [ ve güzel sevgilisi bay G.] Merviş-Göken-Cemroş ponçikleri, Emlak ve Çikoyla gittiğimiz bir mekanda çektirdiğimiz 39.hafta fotoğrafıyla veda ediyorum. Bol blog yazılı günlerde görüşmek üzere sevgili kadim bloğum ^_^
22 Mayıs 2014 Perşembe
a farewell to IĞDIR.
Zaman kimi vakit deli gibi akan kimi vakit ise akrep ve yelkovanın en miskin haleti ruhiyelerde olduğu dönemlere denk gelen değişik bir kavram bence. Nasıl geçtiğini anlayamadığımız keyifli günler ya da geçmek bilmeyen sıkıntılı dönemler.. Her halukarda -geride kalan, geçen, biten- bir şey. Velhasıl, bugün 8 ay evvel geldiğim ve bir şekilde yaşayıp bitirdiğim Iğdır'daki son günüm.
Küçükbey'im yolda. Bana geliyor. Bu kez beni almak için geliyor. Beni götürmek için. Özlem ve ayrılığımızı sonlandırmak için. Heyecanım had safhada. Mutluluktan gözbebeklerim kocaman olmuş. Yüzümün rengi ışıl ışıl. Ahh ne çok bekledim bugünü. Nasıl tuttum ayrı geçen günlerin çetelesini unutmuşum. Bir yanım da hüzün yok mu? Elbette var.. Yaşanmışlıklar adına, kazandığım ve kaybetmek istemediğim dostluklar adına, yeni tanımaya ve keyfini sürmeye başladığım bu şehir adına, daha nice duygu, düşünce ve paylaşım adına hissettiğim içten bir hüznüm var.. Hayatımın bir köşesinde güzel anılarla hatırlayacağım şeyler hepsi..Güzeldi, eğlenceliydi ve keyif vericiydi. Dönüp baktığımda tebessüm ettirecek türden hepsi. İyi ki'lerim var. Keşke'lerim hiç olmadı çok şükür. Hamilelik sürecimde evimden ve eşimden ayrı geçirdiğim büyük bir sınavı başarıyla bitirdim. Bu süreçte yanımda olan herkese çok teşekkür ediyorum. Yurt arkadaşlarım, okul arkadaşlarım, dışarıdan tanıdığım yeni insanlar hepsi ama hepsi beni destekleyerek anlayarak ve dinleyerek yanımda oldular. İyi ki oldular. Hepsini çok çok çok fazla özleyeceğim. Yine de biliyorum ki artık bundan sonrası sağ selamet..
Bu şimdilik kısa bir veda yazısı olsun. Iğdır'la ilgili düşüncelerimi ve az ya da çok naçizane görüşlerimi içeren bir paylaşım yapacağım.
Şimdilik son kez bavullarımı gözden geçirmeli, sevgili oda arkadaşım Ceylo ve yurttaki diğer kuzular Merve, Emine, Esra ve Gülseren için süpriz bir veda videosu hazırlamalıyım..
İstanbul'dan, evimden görüşmek üzere hoşçakal güzel blogum :)
23 Nisan 2014 Çarşamba
23 Nisan Coşkusu.
Geçen yıl iç çekerek bakıyordum atanmış arkadaşlarımın 23 nisan fotoğraflarına. Çocukların coşkusunu, heyecanlarını, keyifle ortaya çıkardıkları dans videolarını gördükçe ben de gelecek yıl 23 nisan da böyle olacağım diyordum. Çok şükür şimdi hayalim gerçek oldu. Ben de kaldığım yerden kutlamalara devam edebiliyorum. Malum 2 yıl ücretli öğretmenlik deneyimimde bu duyguyu yaşamıştım fakat kadrolu öğretmen olarak kutladığım ilk 23 nisan olması açısından bugün daha özel ve anlamlı benim için. Şükürler olsun.
Dün Iğdır'da hava çok kötüydü. Fırtına, dolu, sağnak yağış derken bugün için endişeli yattım. Dilimde dualar tabii yağmur yağmaması adına. Sabah kalktığımda sıcacık bir güneş karşıladı pencereden beni. Nasıl mutlu oldum ahh! Hemen güzel bir kahvaltı ve ardından lezzetli bir hazırlık süreciyle okula gittim. Her şey yolundaydı. Keyifli bir tören yaptık ve sonunda da okulumuzun arka bahçesinde mangal partisiyle yoğun geçen koşturmalı günlerin acısını çıkarttık. Köy okulu olmanın avantajlarından biri de yeşilliğin için de merkez okullara kıyasla daha rahat bir çalışma ortamına sahip olmak. Yemyeşil çimenlere yayılıp ağaçların gölgesinde keyifle muhabbet etmek, çayını yudumlamak, bazen kitap okumak bazen öğrencilerle sohbet etmek gibisi yok. Bundan inanılmaz keyif alıyorum ve biliyorum ki İstanbul'a döndüğümde bu ortamı çok arayacağım. Özellikle de pek çok okulda bahçe kavramının olmaması, binaların arasına gömülen beton yığınlarında mutsuz ve gri günler geçireceğimi düşününce çok çok çok arayacağım bu yemyeşil ve ferah geçen günleri.
Iğdır'da son 1 ayım kaldı. Bir aksilik çıkmazsa 23 Mayıs'ta evime, yuvama ve eşime döneceğim. Bir yandan bunun heyecanını yaşarken diğer yandan burada kalan son günlerimi keyifli hale dönüştürmeye çalışıyorum. Hamilelik duygusallığı ve ufak da olsa depresyonuna inat direniyorum mutlu olmak için. Sağolsun okul arkadaşlarım, yurttan arkadaşlarım ve dışarıdan tanıdığım diğer yakınlarım etkinlik konusunda kafa dengi insanlar. Beni mutsuz moddan daha keyifli bir moda almak için çabalıyorlar. Ben de ayak uydurmaya çalışıyorum işte.
Odada kendi başıma kalıp sevdiğim insandan ayrı olduğum fikrini aklıma getirmediğim sürece sıkıntı yok fakat ister istemez düşüyor aklıma yapacak bir şey yok. Enerjim çekiliyor ve keyfim kaçıyor. Güzel bir gün geçirmiş olsam da içinde bulunduğum durumu yatağa yattığımda kabullenemiyorum. İnsanın gerçekten sevdiğine ihtiyacı var böyle bir dönemde ve ben her seferinde bunu dile getiriyorum evet farkındayım fakat çok zorlanıyorum. Yine de diyerek karamsar moduma bir son verip güzel şeylere odaklanmaya çalışmak en güzeli olacak sanırım.
Doğan Cüceloğlu'nun Savaşçı isimli kitabını okuyorum şimdilerde.
Beni ayakta tutuyor cümleleriyle. Güç veriyor ve hayata daha pozitif bakmama yardımcı oluyor. Kişisel gelişim kitaplarını sevmem ama bunun farklı bir tadı var. [Düşünsene benim gibi pozitif bir insan, pozitif düşünce takviyesine ihtiyaç duyacak duruma düşmüş. Vay anasını!]
İyi şeyler konuşmak lazım..
İyi şeyler düşünmek lazım..
Ne olursa olsun tatlı bir tebessüm lazım dudaklara..
Bir de anlayış lazım..En kuvvetlisinden..
Bugün 23 nisan.
Kutlu olsun çocuklarımızın bayramı.
Kutlu olsun Milli Egemenliğimiz!
21 Nisan 2014 Pazartesi
Bahar gelince güzelleşirim ben. Bir de canım gelince.
Küçük hamile bir hanımın 28.yaş gününü de geride bıraktık. Sevdiğim adam yanımdaydı ve çok sevgili dostum Deniz aynı gün İst.dan kalkıp Iğdır'a geldi benim için. 3 kişilik kalabalık bir mutluluktu bizimkisi. 19 Nisan'ı özel ve kıymetli kıldılar varlıklarıyla. Minicik bir pastayı üflerken dileğim bir daha ne eşimden ne evimden ne de sevdiklerimden bir daha bu kadar uzağa düşmemekti. Gelecek yıl hep birlikte olmayı arzu ederek üfledim minicik pastamın üzerindeki mumları.
Bir yaş daha büyüdüm. Geçen hafta 27ydim bu hafta 28.
Yeni yaşım bana bambaşka duygular ve yenilikler getirecek.
Minicik kızım Neva katılacak hayatımıza bundan daha güzel ve özel bir hediye olabilir mi?
2014ten beklentilerimin yanına şimdi bir de 28.yaştan beklentilerimi ekleyebilirim.
Aslında tam da beklenti değil benimkiler..
Düşünceler, arzular, dualar diyebiliriz.
Not defterime kaydettiğim şeyler artık daha fazla.
Hayıflanmadan, şikayet etmeden, günümün gecemin uyanık olduğum ve nefes aldığım her günün şükrünü dolu dolu yaparak..
Bir de sevdiğim adamla birlikte aynı evde yaşamaya devam ederek..
Kabul olur herhalde bu hamile kızçenin duası..
Olur değil mi? :)
17 Nisan 2014 Perşembe
kavuşmalar..ahh kavuşmalar..
İçimi ne açabilirim kimseye ne de tarifini yapabilirim yaşadıklarımın. Sadece zor bir süreç bu yaşadığım. Hele ki ilgiye, şefkate, dokunmaya, hissetmeye bu kadar aç olduğum bir dönemde [daha önce bunların böyle elzem olduğunu hiç hissetmemiştim.] tek başıma bu yalnızlığı göğüslüyor olmak zaman zaman en diplerde sürünmeme neden oluyor. Ben ki yaşam enerjisi her dem normalin üzerinde seyreden bir insan artık sürekli kendimi ağlama krizlerinden toparlamakla, motive etmekle, sakinleşmeye çalışmakla buluyorum. Mutluluk hormonu vücudumda en az salgılanan hormon oldu artık. Yeni tanıdığım insanlar elbette ki yardımcı olmaya çalışıyor, ortak oluyorlar hislerime ama kimse dokunmuyor ellerime, yüzümdeki yaşları elleriyle silen biri yok, başımı yaslayacağım, bel ve sırt ağrım dayanılmaz olduğunda ben demeden masajımı yapacak biri yok etrafımda. Oysa beni bilenler beni sevenler beni önemseyip değer verenler bu halimi görse durur mu yerinde? Söyletmezler, yineletmezler, nazımı, kahrımı bir hamile kadının acizliğini dindirmek için ellerinden geleni yaparlar değil mi yah?
Bunların özlemi işte yaşadığım..
Naz yapacağım yegane adam geliyor yanıma..
Beni sarmaya, sevmeye geliyor..
Bugün günlerden sarılma, öpme, koklama..
Yanında mutluluk hormonlarının en dolusunu salgılama zamanı!
2 saate yanımda olacak..
Tekmeleriyle karnımda heyecanını belli eden minik bir kız çocuğu da aynı hisleri paylaşıyor benimle!
Annesinin keyfi ona da bulaşmış olacak belli ki!
Gelsin sevdiğim adam.
Mutluluğa boğsun beni ve minik kızımızı ^.^
3 Nisan 2014 Perşembe
mış gibi yapmak.
Mutsuzluğun dibindeyim. Belki de depresyonun sınırında olabilirim bugün yaşadığım o korkunç hissiyattan sonra. Bir yere sığamıyorum. Nefes alamıyorum. Düşünemiyorum. Üretemiyorum. Elim kolum kilitli açılmıyor düğümlenmiş halde. Hamilelik duygusallığı yaşıyorsun demek kafi mi içinde bulunduğum duruma? Her kafadan bir ses çıkıyor ve bu sesler beynimin içinde büyüyor büyüyor ve koca bir çığa dönüşüp beni de içine alıp yutuyor. "Sen yoğun olarak başladın duygusallık yaşamaya./ Hamilesin ya ondan böylesin. / Takma kafana sayılı gün çabuk biter. / Sabret bir şey kalmadı. / Ağlama niye ağluyorsun ki? / Gereksiz üzüyorsun kendini. / Oyalanacak bir şeyler bul kendine. Kitap oku, film izle, yürüyüşe çık, spor yap...etc."
Ne derdimi anlatabilirim etrafıma ne de anlaşılabilirim.
Evimde vakit geçirmeyi özledim.
Boğazda serin esen rüzgarda yürümeyi.
Kadıköy'de dolaşmayı özledim. Vapurla karşıya geçmeyi.
Emirgan'da laleler açmış. Son 3 yıldır her lale sezonunda gitmiştim bu yıl yokum.
Açan lalelerin arasında fotoğraf çekmeyi, çektirmeyi özledim.
Sevdiğim dostlarımla buluşup muhabbet etmeyi, düşüncelerimi sınırsızca paylaşmayı özledim.
Beni gerçekten tanıyan, bilen ve en önemlisi de anlayan insanlarla vakit geçirmeyi özledim.
Burada bir labirentin içindeyim.
Dönüp dolaşıp çıktığım yer aynı.
Kendimi oyalamak için neler yapıyorum neler ahh bir bilseniz keşke!
Kimse beni anlayamaz ama evet çünkü BEN HAMİLEYİM VE ÇOK DUYGUSALIMM!
ve HAMİLE OLDUĞUM İÇİN ÖZLESEM DE ÖZLEMİM YAŞADIĞIM DUYGUSALLIKTAN İLERİ GELİYORDUR. BEN TEK BAŞINA ÖZLEM DUYUP AĞLAYAMAM, ÜZÜLEMEM ÇÜNKÜ!
Sıkışıp kaldım hayatta.
İçimde hareket eden kalbi benimle atan bir minik çocuktan başka yanımda kimsem yok.
Ve ben gerçekten şu an çok kötüyüm blog! :(
Ne derdimi anlatabilirim etrafıma ne de anlaşılabilirim.
Evimde vakit geçirmeyi özledim.
Boğazda serin esen rüzgarda yürümeyi.
Kadıköy'de dolaşmayı özledim. Vapurla karşıya geçmeyi.
Emirgan'da laleler açmış. Son 3 yıldır her lale sezonunda gitmiştim bu yıl yokum.
Açan lalelerin arasında fotoğraf çekmeyi, çektirmeyi özledim.
Sevdiğim dostlarımla buluşup muhabbet etmeyi, düşüncelerimi sınırsızca paylaşmayı özledim.
Beni gerçekten tanıyan, bilen ve en önemlisi de anlayan insanlarla vakit geçirmeyi özledim.
Burada bir labirentin içindeyim.
Dönüp dolaşıp çıktığım yer aynı.
Kendimi oyalamak için neler yapıyorum neler ahh bir bilseniz keşke!
Kimse beni anlayamaz ama evet çünkü BEN HAMİLEYİM VE ÇOK DUYGUSALIMM!
ve HAMİLE OLDUĞUM İÇİN ÖZLESEM DE ÖZLEMİM YAŞADIĞIM DUYGUSALLIKTAN İLERİ GELİYORDUR. BEN TEK BAŞINA ÖZLEM DUYUP AĞLAYAMAM, ÜZÜLEMEM ÇÜNKÜ!
Sıkışıp kaldım hayatta.
İçimde hareket eden kalbi benimle atan bir minik çocuktan başka yanımda kimsem yok.
Ve ben gerçekten şu an çok kötüyüm blog! :(
19 Mart 2014 Çarşamba
spring times in Iğdır.
Soğuk ve kasvetli kış günlerini ardımızda bıraktığımıza emin olduktan sonra yazıyorum bu heyecanlı ve içimi kıpır kıpır yapan yazıyı. Bahar geldi memleketimize. Ağaçlar çiçeklerini patlattı bir bir. Güneş sıcacık açıyor burada. Sabah saat 5te ışıyor günler. Erken uyanmanın odaya full dolan gün ışığıyla kesinlikle bir ilgisi var. İstesem de çok kalamıyorum yatakta. Okul günleri hiç zorlanmadan kalkıp gidiyorum okula. Tatil günlerinde de durumum farksız. Erkencecik kalkıyorum. Tembellik yapmama izin vermiyor gündüzler. Kaldırıp sıyırıyor beni yataktan. Enerjimde herhangi bir eksilme yok bilakis daha kıpır kıpırım. Bahar benim mevsimim. Yeşillenen doğa, cıvıldayan kuşlar, canlanan tabiat her şey mutluluk sebebi benim için.
Bugün köy minibüsünü beklerken oturdum çiçek açan pencerenin önüne dakikalarca arıların vızır vızır çiçeklenen kayısı ağacıyla danslarını seyrettim. Vivaldi'nin dört mevsiminden Spring kulaklarımda. Ne kadar kötü şey varsa etrafımda elimin tersiyle bir yana itiyorum. Belki lüks bu hislerim. Ortalık, ülke, insanlık bu kadar çirkinleşmiş ve kötüleşmişken ben tomurcuklarını patlatan bir kayısı ağacının önünde otrumuş kainatın canlanışından mutluluk duyuyorum. İçimdeki küçük kız da annesinin heyecanıyla kıpırdanıyor, eşlik ediyor benim sevincime. Bencilliğime gömülmekten başka bir şey istemiyorum o dakikalarda. Çok mutluyum çünkü. Bozmasın hiçbir kirli düşünce, olay bu güzel anı.
21 Mart yaklaştı. Köyümüzde Nevruz kutlamaları erken başlıyor. Dün gece herkes evinin bahçesine kocaman ateşler yakıp atlamışlar üzerinden. Çocuklar kapılara mendiller bırakıp kaçmış, ev sahipleri içine en az 7 çeşit şekerleme, çerez, meyve koyup bırakmış, çocuklar dönüp çıkınlarına doldurmuş hepsini, yumurtaları boyamışlar kırmızı renklere. Sonra sabah hepsi büyük bir heyecanla bizlere çıkınlarından ayırdıkları ganimetleri getirmişler. Hediye etmişler hepsini. Nasıl keyifliler nasıl mutlular ahh! Baca Baca demişler bu eğlencelerin adına. Kavgasız, gürültüsüz, hiçbir ideolojik kaygı gütmeden, toplumun belli kesimlerininmişçesine değil tüm insanlığın ortak coşkusuyla kardeşce karşılamışlar Nevruzu. Bu daha başlangıçmış ama. 21 Mart'a dek sürecekmiş bu eğlenceler. Bizler de okulda öğretmenlerimiz ve kıpırdayan öğrencilerimizle cuma günü bir kutlama yapacağız. Onlara şekerlemeler ve çerezler dağıtacağız. Halay çekip ateş yakacak üzerinden atlayacağız. [Tamam ben 7 aylık bir hamile olarak atlayamayabilirim belki ama olsun çocukların bol bol fotoğrafını çekerim nolmuş :)]Baharı bolluk ve bereketle karşılamak en güzeli. Bir de tabii cıvıl cıvıl giyinerek. Heyecanlanmamak elde değil. Daha evvel yaşamadığım böyle güzel ve farklı bir şeyi tecrübe etmek gerçekten insanda merak ve heyecan uyandırıyor.
Öyleyse 21 Mart Cuma gününü hevesle bekliyor, kayısı ağacının çiçekleriyle başlayan mutluluğumun tüm bahar mevsimini sarmasını umut ederek HOŞ GELDİN BAHAR! diyorum ^_^
Günün şarkısı da elbette hamile bir anneden geliyor.
Vivaldi/Spring
6 Mart 2014 Perşembe
love in.
Sevdiğim adam geliyor Iğdır'a.
Nasıl sevinçliyim, nasıl coşkuluyum tarifi yok!
Ayrı geçen günlerin sayısı bir aya varmak üzere.. Çok özlüyorum onu ve birlikte yaşadığımız hayatı. Alışkanlıklarımızı, birlikte yaptığımız planları, sohbetleri, sarılmaları, varlığını canlı kanlı yanıbaşımda hissetmeleri, daha yüzlerce şeyi. Geliş-gidişlerimiz ne yazık ki çok sık olamıyor. Bir şekilde sabrediyoruz, özlem çekiyoruz, bekliyoruz. Heyecanı başka bu bekleyişlerin. Telaşı ve mutluluğu bambaşka!
Şimdi uçakta.
Yaklaşık 2 saat sonra yanımda, kollarımda.
Gelsin.
Kavuşsun kuzularına.
Kızımız Neva da benimle aynı heyecanı paylaşıyor olsa gerek dün geceden beri kıpır kıpır duramıyor içimde :)
Allah kimseyi sevdiğinden, eşinden, yuvasından ayrı bırakmasın! [amin.]
Sevgiler şimdilik.
20 Şubat 2014 Perşembe
nocturne.
Klasik müzik bestecileriyle aramız fevkalade son günlerde. Özellikle de Chopin, Liszt, Satie ve Vivaldi beni en çok etkileyenler. Sağolsun minik kızımız sayesinde iyi bir kulak geliştiriyorum. [ aaa evet yaa ben bahsetmedim bizim minik pembe yanaklı bir kızımız olacak, ismi de Neva olacak. Bu ismi geçen yıl duymuştum ve çok hoşuma gitmişti. Anlamı; notalar arasındaki ahenk ve bir de bolluk, zenginlik demek. Kulağa da çok hoş geliyor. İki isim koyma çılgınlığından uzak duruyoruz. Tek isim yek isim diyenlerdeniz biz de.]
Ara tatile 26 Ocak'ta başladık ve tatil dediğimiz o harika şey hemencecik bitiverdi ve ben bıraktığım yerde yine Iğdır'dayım. Şükür ki bıraktığımda şehir tam bir çöplük ve pislik yığınıydı şimdi buzlar erimiş, çamur ortadan kalkmış, güneş ve mavi bir gökyüzü her yanı kaplamış. İnsanın içine az da olsa mutluluk salıyor depresif ruh halinden sıyırıyor seni. Sabahları artık duman solumuyoruz. Akşam dışarı çıktığımızda kıyafetlerimize duman kokusu sinmiyor. Az da olsa rahat nefes alabilmek gerçekten çok güzel burada. Bu şehri arkamda bırakıp gittiğimde hep is kokan pis bir şehir olarak anımsayacak olmak kötü tabii. Bahar gelince her yerin canlanmasını candan diliyorum. Belki o zamana fikrim yerini daha güzelleriyle yer değiştirir. Bekleyelim baharı öyleyse.
İstanbul'dan, eşimden ve evimden ayrılmak o kadar kötü etkiledi ki beni hala adapte olamadım desem doğru söylemiş olurum. Özellikle de Küçükbey'den ayrılmak çok çok çok zordu. Onun ilgisi, sevgisi, beni hamileliğimin bu zorlu zamanlarında rahat ettirme çabası ve daha onlarca şeyi beni o kadar doyuruyor ve mutlu ediyordu ki şimdi kanadımı kolumu kırmışlarcasına yalnız kaldım diyorum burada. Kimse onun yerini tutamıyor bunu yaşadıkça daha net görüyorum ve ona her geçen gün daha sıkı bağlanıyorum ve hiç ayrılmak istemiyorum. Geçen yıl evliliğimin ilk yılı olmasına rağmen ben sınav kaygısı, korkusu ve telaşıyla yedim bitirdim koca seneyi. Bu yıl desen kalktım taa ülkenin en doğu ucuna geldim, yine ayrıyım yine eksiğim sevdiğim adamdan. Gelecek yıl birlikte olduğumuzda aramıza minik bir dünyalı katılacak ve hayatı bu kez dilerim eksiksiz yaşamaya başlayacağız. Keşkelerim elbette var. Farklı olmasını istediğim, şöyle olsaydı, böyle olmasaydı dediğim şeyler var. Hayatın sürprizlerle ve beklenmedik olaylarla dolu olduğunu göz ardı ettiğim zamanlarda böyle düşünüyorum ama biliyorum bunu. Her türlü değişikliğe ve beklenmedik şeye her daim hazır olmak gerekiyor.
Kızçemiz Neva hanımcık artık hareketlenmeye başladı bu arada. Karnım aç olduğunda hiç hissetmiyorum ama doyduğumda başlıyor içimde sambalara, zumbalara, çaçalara. Onu içimde ilk hissettiğimde çok büyük bir duygu yoğunluğu yaşamış ve gözyaşlarımı tutamamıştım. [Buna hormonları değişen hamile kadın psikolojisi diyoruz evet.] Şimdi onun hareketlerini dinliyorum, takip ediyorum, heyecanla bekliyorum. Farklı ve bir o kadar müthiş bir hissiyatmış bu. Gerçekten çok güzel.
Aynanın karşısında karnımı incelediğimde ya da kremlendiğimde diyorum, "Ben anne olacağım, nasıl yaa?!" Hala idrak edemediğim, kendimi çocuk gibi hissettiğim ve anneliğe hazır olmadığım gerçeğine takılıp kalıyorum. Etrafımda beni olumlu anlamda motive eden herkes bunların bebeğimizi kucağımıza aldığımız andan sonra tamamen değişeceğini, içgüdüsel bir annelik hissinin direkt ortaya çıkacağını söylüyorlar. Ben de merakla bekliyorum o zamanı. Sağlıklı, sıhhatli ve huzurlu bir bebek dünyaya getirmeyi diliyorum can-ı gönülden.
Yine de tüm bu karmaşık hissiyata inat bebeğimiz için hazırlıklar yapmaktan da geri kalmıyoruz tabii :) Örneğin, kızçemiz için beşiğimizi aldık, odasının nasıl olacağına dair planlar yapıyoruz ve ben battaniye örüyorum onun için :) Tatlı ve keyifli hazırlıklarla geçiriyoruz zamanı. Iğdır'da çok fazla seçeneğimiz olmasa da son 1 ayımızı hazırlıklara hız vererek geçireceğiz.
Şu an 23.haftanın içindeyim. Geriye kaldı 17.hafta. Son 4 haftayı Küçükbeyimle evimizde geçireceğiz inşallah. O zamana dek kendime muazzam dikkat etmem gerekiyor. Erken doğum vs. pek çok olumsuz doğum hikayesine tanık oluyoruz. Sporumu yapıyorum, dengeli besleniyorum, kendimi ve sinirlerimi çok yıpratmadan geçirmeye çalışıyorum günlerimi. Dilerim her şey gönlümüzce istediğimiz seyirde devam eder.
Vakit geçtikçe yine yazarım. Hayat şimdilik güzel hazırlıklar ve tatlı telaşlarla dolu. Ürünleri ve sonuçları mutlak surette paylaşacağımdan şüphen olmasın. ^_^
dipnot: Bu fotoğrafımızı eskileri karıştırırken buldum. Sene 2010. Şehir Çanakkale/ Assos. Hey gidi yıllar!:)
9 Ocak 2014 Perşembe
it is time to talk about life.
Zaman geçiyor hızla. Eritiyorum avuçlarımda zorlu günleri bir bir. Farkındayım ya da değil. Merak salıyorum onlarca şeye bu boş zaman dilimlerinde. Bir gün full time kitaplara dalmışken diğer gün ardarda 3 film seyrediyorum. Doğacak bebeğim için cümleler biriktiriyorum ve ilk kıpırtısını içimde hissettiğim günden itibaren kendisine yazmaya başlayacağım defterin hayalini kuruyorum. Diyorum hele bir gideyim İstanbul'a orada rengarenk, çeşit çeşit, pırıl pırıl defterlere dokunup öyle alacağım güzel kızım için yazacağım günlüğü. Şimdi de yazıyorum ama özel paylaşılacak çok cümle olacak bunun için özel bir defter gerekli. Örgü örüyorum terapi niyetine, yoga ve aerobik yapıyorum.
Tek bir oda içinde hayatı nasıl daha etkin ve keyifli yaşabilirsem o kadar yaşıyorum. Hava berbat. Iğdır'ı hep kasvetli, dumanlı ve sis bulutu içinde yaşayan bir şehir olarak hatırlayacağım buradan gittiğimde. Sıkılıyorum çok fazla ama belli etmemeye çalışıyorum. Sürekli meşgul ediyorum aklımı, elimi, gözlerimi, her şeyimi. Biliyorum ki eğer bu sıkılganlığa odaklanırsam gerçekten çok mutsuz ve depresif bir ruh haline dönüşeceğim. Kendimi bu duygudan mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışıyorum.
Uzaktan telefonlar alıyorum insanlardan ve onlarla maskelediğim sesimle konuşuyorum zira beni mutlu zannetsinler. Her şey dört dörtlük ve ben çok iyiyim imajı vermekten bazen yorgun düştüğüm olmuyor mu? Elbette insanım -ve hamile bir kadınım- çok yoruluyorum böyle güçlü görünmeye çalışmaktan. Peki bunun aksini iddia etsem ne olacak? Her gün ağlasam zırlasam ve içinde yaşadığım bu zor ve kötü şartları daha da çekilmez kılsam faydam zararım kime dokunacak ne olacak? Elimde koca bir hiçle ortada kalacağım. Pozitif düşünce işte durumun artılarını eksilerini ölçüp tartınca ortaya çıkıyor. Her şeye olumlu ve iyi yönünden bakmadıkça bunu bir alışkanlık haline getirmedikçe mutlu olmamız mümkün değil. Herkes biliyor bunu, ben de biliyorum ve yaşıyorum.
Haftada 1 tam gün 1 de yarım gün tatilim var. 19 saat derse giriyorum. Öğrencilerim vasat. Zevk vermiyor burada yaptığım eğitim. Ücretli öğretmen yaparken bile daha keyifliydim. Dönüt aldıkça pekişiyordum. Burada öyle bir durum ne yazık ki söz konusu değil. Çocukların seviyesi ciddi oranda düşük aileler ilgilenmiyor her şeyi öğretmenden bekliyorlar ve daha onlarca şikayet edebileceğim şey! Öğretmen arkadaşlarım çok iyi özellikle A. ve G. ile çok keyifli vakit geçiriyorum. Yeni ortamım bana yepyeni ve çok güzel arkadaşlıklar getirdi kesinlikle inkar edemem. Sıkıntım öğrencilerimden yana. Çok kalmadı mayıs ayında bir problem olmazsa doğum iznine ayrılıyorum ve eşime, evime, yurduma dönüyorum ve yine bir aksilik olmadığı sürece ağustosta yapılacak eş durumu atamasıyla temelli bir dönüşüm olacak İstanbul'a. Net planlar yapmak ve kesin konuşmak büyük ahmaklık olacaktır. Ülkede her yeni gün birtakım şeyler jet hızıyla değişebildiğinden zamanın iyi şeyler getirmesini dilemek akıllıca olacak.
Burada bir kız yurdunda kalıyorum fakat çoğunluğunu öğretmenler oluşturuyoruz. Kısa süreli kalan, uzun süreli kalan derken burada da bir aile gibi olduk. Keyifli sohbetler yaptığımız arkadaşlarımız var. Her konuda rahatlıkla konuşabildiğimiz, birbirimizi eleştirebildiğimiz ve en önemlisi hepimizin eşinden, ailesinden uzakta olduğu bu yerde birbirine yoldaş olduğu ve destek verdiği bir arkadaşlık bağı kurduk. Burada da bir sıkıntımız yok çok şükür. Hayıflanmak, şikayet etmek ve depresyona bağlamak ciddi bir bencillik gibi geliyor bana. Yaşamamız gerekiyorsa bunları yaşayacağız. Yapacak bir şey yok.
Sana detaylı olarak olaylardan bahsetmeyeli epey oldu. Bloğumu aktif kullandığım geçmiş tarihleri okuyunca mutlu oluyorum. Tekrar eskisi gibi olmalı diyorum. Hayat meşgalesi vs. bunu bahane etmek istemiyorum ama engellendiğimiz pek çok şey var ister istemez. Elimden geldiğince yazmaya, paylaşmaya, not etmeye çalışacağım güzel olaylar yaşıyorum. Bunları gelecekte okuduğumda ya da tekrar dönüp baktığımda o fotoğraflara, videolara, duygu & düşünce paylaşımlarına içimi bir doygunluk hissi kaplıyor ve bundan çok mutlu oluyorum. Bu sebeple ihmal etmeden, elimden geldiğince sık bir şekilde post girmek en güzeli. Geçmişin detaylarını geleceğe yatırmak gibi bir şey bu.
Aklımda özel başlıklar altında yazacağım çok düşünce var. Bunların başında 2013 yılının değerlendirmesini ve 2014 yılı içinde beklentilerimi yazmak geliyor. Zira her yıl bunu bir alışkanlık haline getirsem iyi olacak diyorum. Beklentiler versus gerçekleşenler. Bunun dışında ikinci sırada elbette Annelik & Babalık duyguları geliyor. Bir bebek sahibi olmanın bize nasıl bir sorumlukluk getireceği, yaşantımıza nasıl bir duygu katacağını merak ediyoruz. Bunun için de uzun uzun bir yazı kaleme alacağım. Iğdır'da yaşadığım günlerden aklımda kalan beni etkileyenlerden anektodlar da cabası tabii. Her gün okuldan gelince evet bunu hemen yazmalıyım deyip yazamadığım pek çok olay var mesela. Bunları en kısa zamanda temize çekip kaydetmem gerek.
Yazma, okuma, izleme, dinleme üzerine yüzlerce şeyden bahsedebilirim sana.
Zamana yaymak en güzeli.
Uzun zamandır listelememiştim düşüncelerimi ve hissettiklerimi. Şimdi burada böyle derli toplu okuyunca ne iyi ettim diyorum.
Üzerimizdeki ölü toprağı atıp daha etkin olacağım bir 2014 yılı diliyorum hepimize.
Görüşmek üzere!
^_^
Günün Şarkısı da bu olsun:
Lotte Mulan / Valentine Song
21 Kasım 2013 Perşembe
yaşadığım yerden bildiriyorum.
Doğalgaz sistemi yok bu şehirde. Herkes kömür yahut odunla ısınıyor. Akşam saat 3 buçuk 4 civarı hava kararıyor ve o saatten sonra kupkuru illet bir soğuk giriyor şehre. Kalorifer kazanlarına kömürler atılıyor ve sehri korkunç, kalın ve mat bir duman tabakası sarıyor. Dışarı çık çıkabilirsen. Sokakta yürüyemiyorsun. Üzerin, kıyafetlerin hatta iç çamaşırlarına dek is kokusuyla doluyorsun. Akciğerlerin yaşadığı hezeyandan söz etmeye gerek bile yok sanırım. Yurda tıkınıp kalıyorsun. Yaptığın en keyifli şeyler şüphesiz okuduğun kitaplar, izlemekte ertelediğin filmler ve sıcacık sarınmak için ördüğün atkılar oluyor. Gerisi sıkıcı ve bir o kadar üzerine gelen dört duvar oluyor.
Her şeyi olumlu düşünebilirim. Yaptğım şeylerden keyif de alabilirim. Ama bir şeyler bir yerden sonra tıkanıp kalıyor. Hele ki hamile olduğum gerçeği beni bu şehirden daha da soğutuyor. Eşimin yanında sıcacık yuvamda olma arzusu her şeye baskın geliyor. Ama çentik atmaya devam ediyoruz günlere. Bunu arzu eden bendim. Hatta gözümü karartıp Şırnak, Hakkari, vs. yazıcam diyen de bendim. Gel gör ki işin içine özlem girince bu göz karartmalar da bir süre sonra pırrr! uçup gidiyor. Hep şükretme yanı güçlü olan bir insanım. Yine de şükür diyorum. Ama neticede insanız ve isteklerimize, arzularımıza ket vuramıyoruz. Bir yıl diyorum da aslında o kadar yok bile! Birinci dönemin bitimine 2 ay kaldı sonra sömestr, ardından Mayıs'ın 18ine dek çalışma sonrası beybilopla doğum izni hoopp erkencecik İst.dayım. Yazdıkça şikayet etmemem gerektiğini hissediyorum, görüyorum.
Sussam iyi olacak.
Bugün okulum yok. Haftaiçinde yaşadığım bu tatilin keyfini çıkarmak için dışarı çıkacağım.
Biriken mektupları postaya vereyim.
Birkaç dükkan, mağaza dolaşayım.
Akşam 4 olmadan da yurda döneyim malum zehirli gaz vs.
Her şeyi olumlu düşünebilirim. Yaptğım şeylerden keyif de alabilirim. Ama bir şeyler bir yerden sonra tıkanıp kalıyor. Hele ki hamile olduğum gerçeği beni bu şehirden daha da soğutuyor. Eşimin yanında sıcacık yuvamda olma arzusu her şeye baskın geliyor. Ama çentik atmaya devam ediyoruz günlere. Bunu arzu eden bendim. Hatta gözümü karartıp Şırnak, Hakkari, vs. yazıcam diyen de bendim. Gel gör ki işin içine özlem girince bu göz karartmalar da bir süre sonra pırrr! uçup gidiyor. Hep şükretme yanı güçlü olan bir insanım. Yine de şükür diyorum. Ama neticede insanız ve isteklerimize, arzularımıza ket vuramıyoruz. Bir yıl diyorum da aslında o kadar yok bile! Birinci dönemin bitimine 2 ay kaldı sonra sömestr, ardından Mayıs'ın 18ine dek çalışma sonrası beybilopla doğum izni hoopp erkencecik İst.dayım. Yazdıkça şikayet etmemem gerektiğini hissediyorum, görüyorum.
Sussam iyi olacak.
Bugün okulum yok. Haftaiçinde yaşadığım bu tatilin keyfini çıkarmak için dışarı çıkacağım.
Biriken mektupları postaya vereyim.
Birkaç dükkan, mağaza dolaşayım.
Akşam 4 olmadan da yurda döneyim malum zehirli gaz vs.
9 Kasım 2013 Cumartesi
a new life inside.
şaşkınım.
beklemediğim bir zamanda beklemediğim bir haberle şoke oluyorum.
kendimi tuhaf ve heyecansız hissediyorum, biraz da isteksiz.
garantici yönüm, daha vardı oysa ki diyor.
keşke diyor.
ama içimde atan bir kalbin sesini duyduktan sonra er ya da geç zaten olmasını istediğimiz bir şeyi bu kadar çok canımda hissetmişken "hayır, istemiyorum!" demiyorum.
alışmaya çalışıyorum.
8 hafta 5 gündür içimde pıtır pıtır kalbi atan bir varlık var.
canımda can taşıyorum.
alışmaya çalıştığım bir dönemdeyim.
eşimden, evimden ve sevdiğim şehirden 1531 km. uzakta hayata birlikte tutunmaya çalışan iki kalbiz.
yalnızız.
kimsesisiz burda.
tek ikimiz, birbirimize yoldaşız.
ne tuhaf.
alışmak kelimesi hep dilimde son günlerde.
alışmak, alışmak, alışmak..
en çok da hayatın her geçen gün karşımıza çıkardığı yeniliklere alışmak..
zaman iyi şeyler getirsin..
sağlıklı, sıhhatli, bol kahkaha attıran şeyler..
10 Eylül 2013 Salı
towards to a dream came true.
Uzun yıllardır aynı dertle tanışıklığım vardı.
Üzerimde çare bulabilmem için yapışık gezen ve beni hep huzursuz eden.
Çalışıyorum dediğim zamanlara bakıyorum şimdi de aslında ben hiç çalışmamışım.
Bu yıl kendimi tüm sosyal etkinliklerden, akan hayatın enerjisinden, dost sohbet masalarının keyfinden ve coşkusundan mahrum bırakıp "Bu kez olacak! Bu kez son kez hazırlanacağım, adamakıllı!" deyip yola çıktığım bir maratonu başarıyla bitirmenin haklı gururunu yaşıyorum..
Evet ben artık kadrolu bir öğretmenim, bir minik küçük hanım ya da çalışkuşu..Nasıl isimlendirirsen, keyfine kalmış..
Stresli zamanları geride bıraktım artık güzel ve hareketli bir yaşam var önümde..
Planlı tatiller, güzel anılar, şirin öğrenciler, ışıl ışıl ve aydınlık bir gelecek..
Mutluyum, dopdolu bir mutluluk bu, tarifini yapamam..
Doygunum, eksik olduğum tek şeye de artık sahibim..
Sabah uyanıp gideceğim bir işim, ay sonu çalışmamın karşılığında elime geçecek maaşım var..
Eşim, işim, mutluluğum, heyecanım..
Artık her şey daha güzel olacak!
Iğdır'a çıktı ilk atamam.
Okulum merkeze bağlı bir köy okulu..
Otobüsle 1531 km. uçakla 2 saat.
İstanbul'dan, eşimden, kıymetlimden, harikamdan ve sevdiklerimden 1 yıl ayrılıyorum..
Yaşadığım tek hüznüm bu.
Evlenip yerleştiğim İstanbul'u keyfini süremeden bir yıllığına yine terk ediyorum..
Güzel hayallerimi gelecek yıla saklıyorum..
Ertelemek kulağa hoş gelmese de yapacak başka bir şeyim yok ne yazık ki..
Gittiğim yerlerde beni hoş insanlar karşılar inşallah..
Dolu dolu harika anılarla geri dönerim..
Artık blog yazarlığımı aksatmak için önümde herhangi bir sebep yok..
Yeni fotoğraf makinam Mary Antuan'la Iğdır'dan insan manzaraları başlıklı çok kayıt tutacak gibi duruyorum.
Uzun kış günleri var önümde, yakın şehirlere atanmış güzel dostlarımla geçireceğim keyifli günler..
Aslında Aşk'a olan özlemimi örtbas etsin diye kendi kendimi oyalamaya çalışacağım şeyler bunlar..
Yoksa gözlerimin kenarında bekleyen ve hiç kurumayacak olan minik bir damla gözyaşını gittiğim her yerde yanımda taşıyacağım maalesef acı bir gerçek..
Olsun..
İnsan alışıyor..
Her şeye..
Her yere..
Özlemlere bile..
Sağlık olsun..
Yollar bizi her şekilde kavuşturur bize..
Canımız Sağolsun!
...
3 Ağustos 2013 Cumartesi
full enough.
çok doluyum.
yaratıcılık peşinde koşturuyorum sıradan.
gün ışığını çok seviyorum ve fotoğrafçıların çekimini yaptıkları kişilerin yüzünde flaş patlatmasından nefret ediyorum.
güzelim daylight mucizesi dururken bir insan bundan nasıl olur da faydalanmaz diye kendi kendime hayıflanıyorum.
yeni bir hayata başlamaya az kaldı gibi geliyor.
ya başka bir şehir ya da olduğum sınırlar içinde devam ama farklı bir şeylerolmadı farklı insanlar olacak, hissediyorum.
kola hiç sevmeme rağmen tadını bildiğimden son günlerde sıklıkla içesim geliyor.
hele bir de bilgisayar başındaysam farketmeden bardakları lıkır lıkır götürüyorum ve bu durum canımı sıkıyor.
su daha çok tüketiyorum ama en az 2 lt.
bu biraz rahatlatıyor beni.
bu yıl denize girmeyi her şeyden çok özledim.
ayaklarımı serin sulara daldırıp dolaştırmayı.
az insan olsun yanımda, kuru gürültüye ihtiyacım yok.
yeni yerler keşfetme arzum çok baskın geliyor fakat içime geri tepiştiriyorum.
money büyük sorun hele ki çalışmıyorsan.
böyle yeni yerlermiş efendim farklı maceralarmış vs. hepsini hepsini tıkıştır içe.
için şişmeden de en kısa vakitte gerçekleştir.
bunun için de önce çalış adam gibi pardon kadın gibi paranı kazan akıllı ol adamı hasta etme.
çalış.
çünkü bizi ancak çalışmak kurtarır antonio.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





