12 Nisan 2010 Pazartesi

huysuz ve tatlı kadın*

ist.film festivali kapsamındaki filmlerden birine çok hoş bir sürprizle davet edilerek sabahın herzamanki gibi erken bir vaktinde düştüm Kadıköy yollarına..hava güneşliydi, fakat keskin rüzgar yüzümü parçalarcasına eserken, yüzüme en tatlı ve keyifli gülüşümü yerleştirdim ki bugün güzel birgün olsun..neye niyet, neye kısmet babında çok hoş sürprizler günümü gün etti doğrusu!

sevgili Dostum Esramou, [erken bir doğumgünü armağanı olarak] filme davet etti beni..gün ve saat unsurları göz önüne alınarak seçilen bir filmdi..bu yüzden kendi istediği gibi bir film olmasa da yine de birlikte olmaktan çok keyif aldığımız bir Heliopolis oldu.

Arap yapımı bir filmdi..bir nevi durum filmi diyebiliriz. yalnız, filmde asıl anlatılanların üzerine yaptığımız envai çeşit yorum hepimizi epey eğlendirdi doğrusu..senaryoyu baştan yarattık diyebilirim :)

buarada bugün sevdiceğimin askerlik'li ilgili işlemleri için izinli olduğu bir gündü..şansımıza işlerini öğleye kadar bitirince o da katıldı bize..sürpriz yumurtam benim!beni şaşırtmayı hep sever :P zaten elimizde 1 adet yedek bilet vardı o da Onuruma nasip oldu, güzel oldu!

sinemadan sonra kadıköy'ü pek bilmeyen dostuma ve onun sevgili kızkardeşi Kübramou'ya ufak bir kadıköy turu yaptırdık..sevdiğimiz sokakları, yerleri gezdirdik..gezerken de yine fotoğraflar çekip bir güzel eğlendik..sonra da tabii ki aklımdaki enfes mekana götürdüm onları..

-Baylan- bence kadıköy'e gelenlerin uğraması gereken çok nezih ve güzel bir pastahane!
pastahane diyorum çünkü orjinal dokuyu hiç bozmadan bugünlere taşınmış nadide bir yer..çalışanları güleryüzlü, cup griye'si leziz mi leziz, ortamı eski kokan ama yeniyle harmanlanmış bir tadta, gidip dinlenesi ve kahve molası verilesi türden hoş bir mekan..tavsiye ederim ;) [sevgili Denizcanım sana sevgi ve selamlarımı sunarken, kucak dolusu sarıp-sarmalıyorum:]

orada da vaktin nasıl geçtiğini anlamadık..sohbet-muhabbet derken ayrılma vakti geldi..kızlar vapura, ben tren garına ellerimde sevdiceğimin sıcak ve yumuk elleri..yüzüme yerleştirdiğim sabahki tebessüm yer etmiş kalmış öylece, günün sonunda istesem de silinmeyecek derinlikte..

keyifli ve sıcacık birgündü..
hergünüm bu güzellikte olsa..
sorunlar büyümese gözümde bu kadar![son zamanlarda çok büyüyoorr çoookkk!]
enerjimi tek bir noktada toparlayabilmek için biraz sükunete ihtiyacım var sanırım..
içinde bulunduğum ortamdan uzaklaşmaya..madden bu olamayacağı için bunu sadece manen denemek yegane şartım oldu..
hadi bakalım kolay gelsin bana!

günün şarkısında da kulağımda benimle gezen şu şarkyı paylaşmaktan mutluluk duyarım..
huzurlu ve yumuşak..

eleni karaindrou/ to vals tou gamou




-Baylan- Hatırası :)








sevdiceğime bu john lennon halleri pek bir yakıştı gibim :D


kadıköy'de yeni açılan bu "kelepir kitap dükkanını" ben çok seviyorum..1-2-3 liraya pek güzel kitaplar var doğrusu hem de orjinal..tek sorun kitapların yeni değil eski basımlar olması..ama içinde okumadığım kitaplara rastladığım için hemen çantama atıverdim 4 tanesini daha..hele ki can yayınlarından olunca kitaplar okuması bana daha ayrı bir tad veriyor açıkçası..tereddütsüz!
tavsiye ederim efendim :)


yine sevdiğim yerlerden biri daha..Bahariye cad. üzerindeki Deriden..yeşilçam artizlerinin hastasıyım :P

antikacılar sokağı..çok güzel!


evde bir gramafonum olsa keşke..o zaman bu taş plaklardan alır-alır dinlerim..çıkan o orjinal ses gerçekten çok güzel!





ayna güzel..fekat pek bir kirli..olsa da fotoğraf çekme aşkına kir-pas göze görünmez ki ;)

11 Nisan 2010 Pazar

Brida!Brida!söyle bana senden daha "cadı-sı" var mı bu dünyada?


uzun zamandır okuduğum kitaplarla ilgili kendi çapımda bir şeyler yazmadığıma tanık oldum..
henüz bitirdiğim "Brida" adlı Paulo Coelho'nun yeni kitabı bu eksikliği tamam etmek için elimin altında tazecik kaynak doğrusu..

güzel ve sürükleyici bir kitaptı..uzun zamandır Kpss kitapları ve ek bilgi olsun diye okuduğum tarih kitaplarıyla kendimi sürükleyici bir atmosfere kaptırmamıştım..iyi geldi..

zaten okurken su gibi akıp giden kitapları severim..takılıp kaldığım ve elimde süpürge olan kitapları bitircem diye kendi kendimi yiyip bitirmekten hiç hazetmem ki beğenmesem de illa ki elime aldığım kitabı okuyup bitirme gibi gereksiz bir alışkanlığım var..
son zamanlarda bu alışkanlığı yavaş yavaş terkediyorum ama..bkz.George Orwell/1984!

konuyu fazla dağıtmadan gelelim sevgili Brida'ya..
kendinde varolan "özel yetenekleri" açığa çıkarmak için geçirdiği birbirinden egzantrik olaylar sonucunda "cadılık" mertebesine ulaşan bir kızın başından geçenleri iyi bir dille anlatan bir olay örgüsü..yazarın kendine has konuları ve anlatım tarzını bir kez daha görüyor, yaşıyorsunuz kitapla birlikte..altı çizilesi pek çok cümle karaladım kitapta..ve hoşuma da gitti açıkçası..

en sevdiğim cümle de şu oldu:
"Dışta olanı değiştirmek, içte olanı değiştirmekten daha zordur!"

an itibariyle içinde yaşadığım koşullara fazlasıyla sahip çıkan bir cümle olduğundan belki de bu kadar yakınlık duydum bu cümleye..hemen keydettim gördüğüm her yere..burayı da unutmadım elbette..

Brida'nın bir cadı olabilmesi için gerekli ön koşullar çok hoşuma gitti..neden?çünkü gerçek hayatta bunlar benim vazgeçilmezlerim de ondan!
nedir peki bunlar?

-dünyanın ruhu-anima mundi!
-şifalı bitkiler :)
-dance,dance,dance to feel hidden secrets of life!
-giysilerin içindeki gizli titreşimler, bize aitlik.
[nedense 2.el kıyafete 'haaayyyyııırrrr!' mesajı verilmekte gibi geldi bana..zira, kıyafetlerin ilk kullanıcılarının olumlu/olumsuz her türlü enerjisinin bizi etkileyecek olması sözkonusuymuşş..
kuru temizlemeciler ne güne duruyor anacım?gerek yok olayın metafiziksel boyutunu düşünüp taşınmaya :)]
-5 duyu kontrolü!
-Doğa, sessizlik, sabretmek evrende iletişim kurabilmek için gerekli meziyetler..
and blah..blah..blah..

aklıma gelenler arasında bunlar var..daha pek çok minik ayrıntı da cabası..
felsefik yönü olan ve diyalektik bir tarza yakın diyebilirim..keyifle okunabilir..
kendisinden bir şeyler bulabileceğine inanan herkes okumalı bence ;)

yalnız, kitabı okuyup bitirdikten sonra insan; acaba bende de gizil güçler var mı?ben de cadı olabilir miyim?ortaçağın karanlık avrupası'nda yakılan masum kadınlar benim cadı kardeşlerim mi?onların intikamı için ben başka bir bedende canlanmış bir reenkarnasyon harikası mıyım acaba?gibi fantastik düşüncelere dalıp gidebiliyor :)

buna ilaveten benim de aklıma hemen bir anım geldi..2 yıl önce gittiğim bir falcı bana, "Sende fal bakmak için özel bir yetenek var..bunu geliştirmelisin.." demişti..
acaba ben de junior Brida olabilir miyim, he sevgili okuyucum? ;)

9 Nisan 2010 Cuma

I'm a girl with glasses! B-)

I Am A Girl - The Girls With Glasses Theme Song from The Girls With Glasses on Vimeo.

çok şirin bir video olmuş..
izledikçe izledim..
keyiflendim akşam akşam..
hele ki zıplama sahneleri fazlasıyla eğlenceli he-he! [ben de deniceemmm!!] balonla gelen minik soytarıya ne demeli :D canımbenim yaa! nasıl da masum :P

bence izleyin sizler de keyiflenin ;)

freewheeling!

bugün sıkıcı birgün..
alışamadığım bir yabancılıkla attım kendimi sokaklara..
o sokaklarda gördüğüm yüzler hep aşina olduğum suretteydiler
farklı bir şeyler istedim
başka yüzler..başka diller..hiç görmediğim bambaşka mekanlar..

halikarnas balıkçısının teknesiyle uçsuz bucaksız bir denize açılsam, kürek çeksem, çeksem, çeksem ve yapayalnız kalsam..ayaklarımı tekneden turkuaz renkli sulara daldırsam ve gözlerim mavinin koynunda beslediği balıklara takılsa..ve zaman hiç olmadığı kadar hızlı geçse..
yelkovanla akrep kadrandan fırlasa parçalansa hızla..ve ben farkına varmasam geçen zamanın..sadece ayaklarım suyun içinde öylece dalıp gitsem balıkların oyunlarına..

yeni bir trend çıkmış "fish pedicure" diye..hatun kişiler ayaklarını minik balıkların içinde yüzerek eğlendirdiği bir kap suya daldırıp bekleşiyorlar..bu balık kardeşler de gelip ayaklarındaki ölü derileri yiyor..aman sakın haa feci gıdıklanıyorsunuz o ayaklarınızdaki pis ölü derilerle sevgili balıkları beslerken..biri gidiyor, öbürü geliyor yemeye..o kadar fazla birikmiş -pislik- var ki ayaklarınızda, bitmiyor yemekle..keşke içinize de salıversek başka türden balıkları [örneğin; piranhalar!hah-hah!] böylece içinizdeki çürümüş insanlıktan da parça parça koparıp yiyip bitirseler!

iyi insan olmak suç ise, kötü insan olmak iyi'dir..
pekii..ben kötü olamıyor isem, sonuç nedir?

"If I could touch me, really touch me, I could touch the world..
maybe even the universe.."

en kısa zamanda keşke gitsem..

8 Nisan 2010 Perşembe

ben zaten "cool" olamam ki! -hıhı evet! :)



paskalya çikolatasını kıtır.kıtır yemeye önce kulaklarından başladım..sonra içinde gizlenmiş minik şekerler ve minyon çikolatalar avucuma düşünce, bugün boncuk gibi ışıl ışıl parlayan gözleriyle günüme güzellik katan sevgili DoDocan'ın: içinde gizlenmiş şekerlerin ve çikolataların olduğunu söylediği sahne gözlerimin önüne geldi..mutlu oldum!

kulaklarıma, o gırtlaktan ahenkle çıkan ve beni mest eden sesiyle Edith Piaf keyifli bir ziyaret yapmışken, uzun bir süre konuk etmeyi planlıyorum kendisini..[çok iyidir aramız ;] bir yandan da -Ha-ri-ka- geçen bir günün ayrıntılarını minik anektodlar şeklinde kayda geçmek istiyorum!

çok uzun zamandır hayal ettiğimiz buluşma gerçekleşti nihayet..
sevgili DoDocan'ın Hayal Odası'ndan çıkıp gerçek hayatta görüşmenin o somut ve gerçeklik hissi bambaşkaymış..bunu karşı.karşıya geldiğimizde birkez daha anladım!
o nasıl bir içtenliktir, o nasıl bir samimiyettir, o nasıl bir alçakgönüllülüktür yarebbim!
konuşurken ışıl.ışıl parlayan gözlerini hiç ayırmıyor gözlerimden..bundan hiç gocunmuyor rahatsız olmuyorum..bilakis öyle sıcak ki o bakışlar hayatını, yaşadıklarını, düşüncelerini paylaştıkça paylaşasın geliyor..
5 saat'lik vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık doğrusu..o anlattı bıdır.bıdır ben dinledim en içten samimiyetimle, ben anlattım o dinledi en içtenliğiyle..hiçbir yapmacıklık olmaksızın hayatlarımızı açtık birbirimize..ve dedim ki:
-ne güzel bir insansın sen DoDocanım! ne güzel bir yüreksin!

Yalnız benim ilk blogger buluşması heyecanımı dile getirmeden edemiiciimm :)
Hatta buluşacağımız yere geldiğimde derin bir nefes alıp öyle yanına gittiğimi itiraf etmeliyim :D masaya yanaşmadan, hemen sıcacık bakışları üzerimde hissetmenin kırmızı.suratlılığı(!) ardından tanışma ve sonrasında ardı arkası gelmeyen muhabbetlerimiz..

sadece şunu söylemeliyim ki [fazla dillendirmeyeyim :] DoDo'yu tanıdığıma çok mutlu oldum..hayatıma böyle güzel bir insanın girmiş olması benim için çok çok çok büyük bir mutluluk..arkadaşlığımızın devam edeceğinden şüphem yok..hatta onun sayesinde başka nice güzellikte insanlar da tanıyacağıma inanıyorum..biriyle tanıştık bile ;)

bugünün anısına, geçen günlerin birinde paylaşmış olduğum güzel bir şarkıyı tekrar paylaşıyorum..ve tabii günün içinden objektife gülümsediğimiz zamanları..




burada fotoğrafçımız sayın cem-bkz.asmalı.mescit beye teşekkür ederiz ;)



we're our own photographers!



çiftelermiş..kumrularmış..çok mutlulularmış..bozulmasın inşallah (^^)



istiklal'de bir DoDocan&yeşocan!



o biiiirr boncuk gözlü güzel..o biiiirrr herkülün dişisiii!!


DoDocan o'na en çok yakışan mekanda! :)



hah-hahhh!!babilon benim oluuuummm :D



bence günümüzün fotosu bu olmalı!
ağzımızdan mutluluk hah işte ayyynen böyle akıyor! :D



ve objectifime takılanlar..






bana poz verdi!evet evet bana poz verdi! :)



çukurcuma'daki birbirinden güzel mekanlar..





ehhh..bu minik ayrıntılar olmadan olmaz değil mi ama? :)
DoDocan'a selam ve sevgiler..
herkese mutlu akşamlar efenim.. :)

7 Nisan 2010 Çarşamba

pıt-pıt-pıt!


yarın olur, hayrolur, cillop olur..
çookk uzun zamandır beklediğimiz buluşma enn nihayetinde gerçekleşir..
ben tünel'den çıkıp istiklal boyu yürüdükçe heyecandan kalbim pıt-pıt-pıt atar buna engel olamam..çünkü pek sevdiğim güzel bir insanla sanal'dan taşan bir gerçeklikle ilk buluşmamızın enerjisi her yanımdan dolup taşar..
günlerden perşembe
saat 13:00
koccamaaan garanti bankası önü..
yaş-şa-sınn! (^^)

p.s. olayı expectations vs. reality kıvamına dönüştürmicem!
güzel olacak!pek güzel! :)

in sugar town!



son zamanlarda izlediğim en güzel romantik-komedi filmi diye işte ben buna derim!
uzun zamandır izlenmesi gereken filmlerimin arasında öylece beklerken buakşam -nihayet- kendisini izlemeye karar verdim..ve sonunda dedim ki: aman yarebbim!neden bu kadar geç kaldım bu filmi izlemek içinnn??neden?neden?neden?[olayı fazla dramatize etmeyeyim:]

gerçekten çok hoş bir filmdi..klasik sıradan gibi görünen bir olayı öyle güzel anlatmışlar ki beklediğim romantik komedi tarzının 1500km. ilerisinden gidiyordu kurgu doğrusu.
son zamanlardaki filmlerde geçmiş-gelecek arasında gidip gelen olayları izleyiciye taşıyan sahneler ağırlıkta zaten.
bkz.dizi.film -Lost-

ama bunun çok ayrı bir tadı vardı..baştaki romantik olaylar sonunda öyle bir realiteye bağlanmış ki yandan yandan gülümseyerek bitiriveriyorsunuz filmi..ve birden ayaklarınızın yerden yükseldiğini, pamuk görünümlü pembe bulutların arasına karışıtığınızı, cennetten envai çeşit huri'nin etrafınızda arp çalarak dolaştığını hissederken buluyorsunuz kendinizi..ya da birden filmden esinlendiğiniz trenle seyahat faslının başkişileri oluveriyor, güneşin yemek yediğiniz kompartımandaki taze filbarilerin üzerine yansımalarını fotoğraflarken, kulağınızda the smiths'ten please,please,please..şarkısına hafif tempo eşlik ediyor ve kırlarda otlayan sevimli inekleri, koyunları ve onların çobanını görüp kollarınızı yaya.yaya el sallayıp kahkaha atasınız geliyor..[en azından benim için öyle oldu:]
-yalnız romantik bir perspektiften pastorale geçiş ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi..hele ki kulağımdaki sesle-çoban kontrastı ancak bu kadar uyumlu olabilir.-

velhasıl-ı kelam; romantik-komedi tarzını sevmeyenlerin bile zevkle izleyebileceği bir film..
tavsiye ederim efenim.
buarada filmin görselliği, kahraman kızımız summer'ın giyim-kuşamındaki 60'lı yıllara has o vintage kokusu, ve müzikleri beni feci etkiledi. an itibariyle nancy sinatra'nın suger.town isimli o nadide ve kımıl kımıl şarkısı dudaklarımda dolanıyor ;)
hemen usulcacık buraya trailer'ını koyuyorum..tek tıkla ulaşabilirsiniz ;)


ve bir diğeri de tabii ki "summer hatun kişisinin" -şu.şu.şu.şu.şugı taaauunn- nağmeleriyle beni derinden etkileyen bu sahnesi oluyor efendim :)

ehh madem bu kadar sugar town dedik..buyrunuz gece gece kulaklarınızın pası-kiri silinsin a dostlar :)

nancy sinatra/sugar town

6 Nisan 2010 Salı

uçuk'tan doğan keramet :)



güzel bir salı sabahı..
uzaktan gelen bir akrabanın evi dolduran neş'eli sesiyle uyanma.
ardından annenin hazırlamış olduğu mis gibi taze sabah kahvaltısına oturmak..
hoş sohbet-muhabbet derken günlük gazetelere göz atmak..
biraz can sıkıntısı biraz eğlence.

[hele ki 18'lik güzelin kendisini Türkiye güzeli seçmediler diye çemkirip durması baya eğlendirdi.güzelim hatun hemşireliği elinin tersiyle silip atıp kopmuş gelmiş memleketin bağrından-aslen izmir'li -güzelliğinin sırrı burada- ama memuriyet çilesini ilk durak olarak Diyarbakır'da çekmeye başlamış garibim-neysem.hanım hanımcık olduğu halde birinci olamayışına hayıflanıyor..devam güzelim tam gaz devam!]

çayım yanıbaşımda yudumlanırken, gece gördüğüm -herzamanki gibi!- kabusların somut ceremesini dudağımın üzerinde şişen koca bir uçuk'la çekmenin can sıkıntısı sarıyor bir yandan beni..

hayatı boyunca benim kadar rüya-kabus-hayal-gündüz düşü-vs. gören bir insan var mıdır acaba?diye düşünmeden edemiyorum, gerçekten. gözümü 2 dk.lık dinlendirme esnasında dahi hemen bir olayın içinde buluyorum kendimi.

bu bazen seri katiller-cinayetler-suikastlar-ölümlerle ilgiliyken bazen de romantik dönemlerin o içi huzurla ve asaletle dolduran güzellikleriyle ilgili oluyor nedense. en çok da ünlü kişileri gördüğüm rüyaları seviyorum..
sabah uyandığımda anneme:

-huuu-huuu!!bu gece rüyamda kimi gördüm bil bakalım?
-yine kiminle boğuştun?
-hah-hah!bukez boğuşmuyorduk güzel anacım..tarkan'la dans ediyorduk, ricky martin'de bize meyve kokteyli getiriyordu bir de havyar dolması..
-?!!! [höööyynnkk!!] -yalnız böyle tuhaf sesler annemden çıkmıyor :P-

bazen daha saçma ve absurd ayrıntılarla boğuşuyorum..ve sabah kalktığımda yataktan üzerimden 1500ton ağırlığında bir silindir geçmişçesine inliyorum!
aman yarebbim ne fec'i bir durumdur bu anlatmaya dilim varmıyor..


[ding!dong!..kapı çalar ve yeşocan kapıyı açar..hemen önünde bir postacı olanca mutlu hal-tavırlarıyla kendisine bir posta olduğunu bildirir..yeşocan'ın yüzüne de kocaman bir gülümseme -hoop- diye oturuverir..kocaman paketi alır ve hoplaya-zıplaya odaya döner..posta sevgili dostu Merviş'tendir..çok..çok..çokk..erken bir doğumgünü armağanı göndermiştir..bir paket dolusu hem de!!!

enn sevdiği -bitter çikolata'dan- ve elbette ki "mabel" sakızlarından, kedili şirin mi şirin bir badiden ve, her genç kızın vazegçilmezi makyaj malzemelerinden ve bir de ilkokuldaki öğrencilerine özenerek, kargacık-burgacık elyazılarını üzerine özenle işlediği minik-minik notlarından oluşan bir "iyi ki doğdun!" pakedi an itibariyle yeşocan'ı öyle çok mutlu etmiştir kiiii!!!!

heyecandan yüreği pıt-pıt-pıt atarken, gözlerinde Dost sıcaklığını uzaktayken bu kadar yakınında hissetmenin tarif edilemez yaşları inci gibi sıralanıvermiştir..
ne güzel Dostları vardır kii, hep yanındadır! ve yeşocan dostlarına hayatındaki en büyük değeri verir!Dostlarıyla hep -bil mukabele'dir- hissiyatları..ne güzel!]

günüme güzellik katan bu ha-ri-ka olayı yazıma anı.anına kaydetmenin mutluluğuyla herkese mutluluk veren süprizlerle dolu-heyecanlı-neş'eli-keyifli bir gün diliyorum!

ehehehe! :)

işte!
en sevdiğim "mabel" güzellikleri!


yalnız t-shirt'te verilen msja hasta oldum!
-it's time to holiday!-
yes, I'm the one living on wheels! :)

4 Nisan 2010 Pazar

harikalar kumpanyası*

ne de hızlı geçti şu son 2gün!
nereden çıktığını anlayamadığım sevgili ZuZucanım'ın baskınıyla şaşkına döndüm..
hiç tahmin etmediğim-beklemediğim güzelliklerle doldurduk günlerimizi.
zaten özenimou gelmişti Rize'den onu ziyaret için İzmit'e gittim..gitmişken de kucaklarımdan dolup taşan bir dolu harika olay ve mutlulukla geri döndüm..
ZuZu kafası esip gelmiş ç.kaleden..
hem ZuZu hem özenimou derken Yeşocan tam gaz enerjiyle dolup taşıyor an itibariyle!

havalar da bir güzel bir güzel amanın amanın!
tadını doyasıya sürdüğüm bir haftasonuydu..
şimdi tatlı bir yorgunlukla biraz kitap okumak ister canım..öncesinde bu postu kayda geçirmek şart der, hoşuma giden birkaç fotoğraf karesini paylaşmak isterim..gözlere-gönüllere efendim..
mutlu geceler :)



ne güzel ama balonlar öyle değil mi?
canım ZuZum benim :D



sevgili kardeşcağazım [nam-ı diğer -aaa yeşim'in sakallısııı :D ] da bize ufak çaplı eşlik edenlerden..

çılgınlığın anatomik yapısı!




4 tekila+5 bira sonrası mutlu-eşekler!!uuuuu :)


hah-hah!Kocaelî'ye de bahar gelmiş-laleler açmış efendim duyrulur!



bu mutluluğun tarifi yok!







sevgili özenimou!



gece.yarısı baskınında evlere şenlik hallerdeyiz :)


özenimou için Ales kuyruğunda çekilen çile kutsaldır! :)





bir önceki Medusa başlıklı post'daki resimden esinlenerek çekilmiştir.



1 Nisan 2010 Perşembe

medusa.


kötü bir gece.
son 3 günüm, yüzüme taktığım porselen bir maskenin ardından yaşadıklarımla sınırlı.
kırgınlık, üzüntü, kahır, yerli.yersiz sükunet-kahkaha, hüzün, zırıltılı ağlamalar, okyanuslara kavuşan gözyaşlarım.
yüreğimi avuçlarımın arasında paramparça etme isteği şiddetlendikçe, kendime ettiğim lanetlerin çokluğunda boğuluyorum. nefes alamıyor, canımı acıtan bu şiddete karşı koyamadan gafil teslim oluyorum. ve göz.pınarlarım kuruyor, göz.kapaklarım ağırlaşıyor- kırpamıyorum, gözlerimin feri kaçmış, çentik atılmış derimin deliklerinden hava girmiyor, bedenim temiz havaya muhtaç ve hep ağlamaklı. kuruyan gö.pınarlarım içinden biriktirdikçe yaşlarını, ağlayan bedenimin herbir kıvrımı-köşesi felce tutulmuşçasına hareketsiz-kıpırtısız-kas.katı kesilmiş.

Aynada baktığım ve kıpkırmızı şarap çanağına dönen 2 anlamsız göz yuvarlağına 2 koca yumruk atıp dağıtasım var. Kırmızı koca bir burnu kan.revan içinde içler acısı bir halde darma.duman etmek işten değil!

içim paramparça!
Toplamak için hiçbir çaba sarfetmek istemiyorum.

I just need a little palm, a warm and sincere one.
Just need and wanna it!
God, please give it to me!
Right now!
[pek çok sevdiğim ve doğumumu müjdeleyen bu güzel nisan ayı'na böyle bir yazıyla merhaba demek yakışmasa da!!].