8 Mayıs 2015 Cuma

tiring May, welcome!



Mayıs ayı yoğun geldi..Tatille geldi ama bir sürü işi gücü de peşinde sürükledi desem yalan olmaz..
Defter, notlar, kalem, planlar, eksikler, yapılacaklar, minimalist olma çabaları, fazlalıklardan kurtulmak için yapılacaklar listesi, Neva'mın yaklaşan doğumgünü hazırlıkları, badana boya işleri, bahar temizliği ve daha hatırlamadığım bir sürü şey!
Gözümde büyüyor hepsi. Ama bir yerden de başlamak zorundayız.. Not alarak, planlayarak, hesaplayarak yapmamız lazım ama.. Çok iş olunca nereden başlamam gerektiğini yazarak belirlemem lazım. Artık eskisi gibi aklımda tutamıyorum her şeyi. Anne olduktan sonra kafam binbeşyüz parçaya bölünüyor. Ve evet bunu unutmamalıyım dediğim şeyi bir saat geçtikten sonra bakmışım ki unutmuşum.. Sürekli notlar tutmak zorunda kalıyorum.
Hevesle başladığım birçok şeyi tamamlayamıyorum. Yarım bıraktığım işlerden de utanıyorum. Bu akşam yapacağım dediğim işlerim yorgunluktan ve uykusuzluktan ertesi güne, ertesi güne ve sonraki ertesi güne kalmış.. Evde yardımcım yok. Her işe kendim yetmeye çabalıyorum. Annem Neva'ma bakma konusunda yorgunluğumu hafifletiyor ve sağolsun/varolsun yemeğimi az çok da olsa ev işlerime yardımcı oluyor.. Ama insanın düzeni kendinden soruluyor bu yüzden tamamlayıcı olan kişi ben oluyorum. Ee bir yandan da okul ve okul işlerim olunca ahtapot gibi hissediyorum kendimi. Bir anda bin parçaya bölünmek diye buna diyorum. Şikayet değil ama yorgunluk bahsettiğim şey. Ciddi anlamda yorgunum. İyi hissetmeye çabalıyorum kendimi. Ufak tefek bakımlar, bir küçük fincan kahve, iki satır cümle kitap derken tazeleniyorum ama. Bir de fırsat buldukça kaçıyoruz şehir kalabalığından. Nisan ayında Bursa seyahati, Mayıs ayında Marmara Adası arada bir soluk alıp kendimizi daha da iyi hissetmemizi sağlıyor. Ahh konu nereden nereye geliyor değil mi?
Neva'mız da büyüyor bu arada.
Artık tıpış tıpış yürüyor benim minnoş kızım.
Maşallah ona!
Sağlık, sıhhat, güç ve kuvvet dolu nice güzel günlerimiz olsun..
Ben şu yoğun Mayıs ayını hayırlısıyla atlatabileyim..
Sonrası günlük güneşlik :)

26 Nisan 2015 Pazar

neler oluyor hayatta?





Standartiz.
Her şeyiyle standart, benzer, klişe, normal bir hayattayız.
Yüzündeki makyajı temizlemeye üşenen, bir bardak suyu kalkıp doldurmayan, tv.deki saçma salak prog.la vakit öldüren, gidişattan dem vurup sus pus kalan bir haldeyiz.
Hayatın tek ve umutlu yanı var o da dört harfli: NEVA.
Teselli cümlesi değil bu hakikat!
Onun sabah kıpırdanışlarıyla uyanmak, gün içinde bitmek bilmez coşkusuna ayak uydurmaya çalışmak, "Yakaladım ben seni şimdi" sesleriyle peşinden koştuğumda geri baka baka heyecandan çıldırırcasına yürümeye hatta koşmaya çalışmasını pırıl pırıl gözlerle seyretmek, yemek yediğinde "Amaaannn olsun yeme bebeğim sonra yersin." deyip tabağı buzdolabına kaldırmak, ben oturma odasında koltukta bir şeylerle meşgulken onun oyuncaklarıyla sessiz sakin ama büyük bir ilgiyle ve merakla oynamasınu göz ucuyla takip etmek, omuzlarıma alıp onu koştur koştur evin içinde dans etmek, şarkı söylemek, disko disko nağmeleriyle kudurmak, fotoğrafını çekmeye çalışmak (!! : evet artık fotoğraflarını çekmek eskisi kadar kolay değil, kameraya sürekli uzanan 2 minik meraklı el var çünkü karşımda artık!) ve aklıma daha gelmeyen bir sürü şey..
Bunlar daha evvel yaşamadığım türden hakikatler işte..
Hayatımdaki en güzel rengim o.



                                                 

                                                             ÇOK YAŞA SEN GÜZEL NEVAM!

17 Nisan 2015 Cuma

recently..


Nevamızın 6.dişi baş gösterdi..Huysuz mu huysuz..Mızmız mı mızmız..Sürekli kucakta minik bir koala yavrusu maşallah..Güldürmek için çılgınca çaba sarfediyoruz fakat bana mısın demiyor..Bu da normal bir süreç tabii ki..Dileğim en kısa zamanda kendini toparlaması kızımın..Onu mutsuz ve huysuz görmek çok üzücü..Normalde inanılmaz keyifli, eğlenceli ve mutlu bir bebekken bu hallerini yakıştıramıyor insan..
Pazartesi günü [20 Nisan] tam 10.ayını doldurup 11.ayına girecek mini minnoşum..Neredeyse yaşında diyebilirim..Bebekliği yavaş yavaş ardında bırakıyor böyle aylar geçtikçe..Büyüdükçe diyorum ne çabuk geçiyor zaman ve klasik  anne lafı sanırım ama her an bir önceki anını özlüyorum..Tuhaf bir özlem bu..
Canım benim..
Sağlıkla, sıhhatle büyümeye devam etmesinden başka dileğim yok ki!
İyi ki var hayatımda!

Son zamanlarda internetle çok fazla haşır neşir olamıyorum..Belki telefondaki platformlarda hızlı bir gönderi, ileti yahut göz atma halleri dışında şöyle araştırıp okuyayım bakayım dediğim bir şey yok..Blog adına yapabileceğim o kadar çok şey varken hiçbir şey yapmamış olmam yine benim hayıflandığım bir konu..Anlatacak bir sürü olay, paylaşacak zilyon tane fotoğraf ve video varken elim kolum bağlanmış şekilde yaşayıp gidiyorum..
Bir de fotoğraf işleme yetimin daha aktif hale geçmesi gerekiyor sanırım..
Örneğin geçmiş aylardaki konser etkinliklerim, dostlarımla buluşmalardan geriye kalan güzel anılarım, bebeğim Nevamın şapşik hallerinin fotoğrafları/videoları ve daha onlarca güzel şey!
Biriktikçe birikiyor ve dağ gibi olunca da hadi başına geçip yazayım paylaşayım demeye vakit kalmıyor..
Her şey zamanında paylaşıldığında güzel..

Mesela geçen hafta Bursa'ya Zuzum'a ziyarete gittik..
Merviş, Cemre, Neva ve ben erkenden çıktık yola..
Kızkıza harika vakit geçirdik..
Yorucuydu ama feci keyifliydi..
Paylaşacak ne de güzel şey vardı..
Ama fotoğrafları ve videoları telefondan bilgisayara atmak onları düzenlemek ohooo derken bir bakmışım Bursa yazısı rafa kalkmış..
gibi gibi gibi..

2 gün sonra doğumgünüm..
Küçükbey özel bir plan yapmış..
Bakalım ne çıkacak sürprizden! :)
Buraya yazayım da en azından bu konuyla ilgili bir yazı yazma sorumluluğum olsun değil mi yah! :)

Yakında bir kaçış planım daha var..
Onu illa ki yazıcam ama rahat ol!
Şimdilik Nevamın ilk ayağa kalkıp koltukta tutunduğu zamandan mutlu bir fotoğrafını koyayım da ortalık biraz şenlensin..7 aylık burada minnoşum..Canımmm! :)

27 Mart 2015 Cuma

Güzel Nevamız 9 Aylık!


Uzun uzun yazmaya ne zaman vakit bulabileceğim ben diye diye geçip gidiyor oysa ki günler su gibi ve geride ne tek bir satır yazı ne de hikaye kalıyor..Varsa yoksa fotoğraf ve video. Onlar da elenip düzenlenip dosyalanıp tarihlerine göre ayrılmayı bekliyor..Ahh tembellik! Ahh meşgaleler!

Nevamız 9 aylık oldu tam bir hafta önce..Bu fotoğrafı 20 Martta çektim..Her ay dönümü gününde hatıra bir fotoğrafını mutlaka çekiyorum kızımın..Belki konseptli belki konseptsiz..Ama mutlaka alıyorum elime makineyi ve diyorum "Hadi kızım giyelim temiz çamaşırlar da bir tane fotoğrafın olsun bugüne dair!" Modu genelde isteksiz oluyor..Giysi değiştirme seanslarımız ağlamalı geçtiği için fotoğraf çekileceği zamana mızmız bir minik kalıyor..Ben kıvrıla büküle bir şeyler yapmaya çalışıyorum..Yukarıdaki fotoğrafın da yine böyle bir hikayesi var..Hatta fotoğraflarını çekmek için cebelleşirken aynı zamanda arka plan videolarını çekiyorum ki büyüdüğünde görsün minnoş ne hareketli ne zahmetli bir model kendisi ^_^

9 ay ve yaşadıklarımız..
Biriktirdiğimiz hikayelerimiz..
Kahkahalarımız, şaşkınlıklarımız, alkışlarımız..
Büyüyorum tekrar onunla..
Yeniden öğreniyorum hayatı canım kızımla..
Hep onun boyuna eğilip öyle konuşuyorum..Ayak diplerimde dolandığında kendimi kötü hissediyorum..Ona tepeden bakmak hoşuma gitmiyor..Değişik bir his belki benimki tuhaf gelebilir başkalarına ama ben elimden geldiğince onun boyunda onun yanında hareker ediyorum..[Mutfak telasesinde arada kaynayabiliyor :( ]
Velhasıl, ciddi anlamda mutluyum onunla ve hep sen çok yaşa Nevam! diyorum..
Allah onu hiiiç eksik etmesin başımızda yanımızdan yöremizden!
Nice 9 ayları beraber karşılayalım inşallah! :)

Ahh nasıl seviyorum seni ahh!

8 Ocak 2015 Perşembe

2015ten bildiriyorum..


Yeni yıl geldi. Bu da 2015in ilk yazı görünümlü kaydı olsun. Bu fotoğrafı paylaşıp uyumaya gitme planlarım var..Zira 5 saatlik bir geceden kalmayım ve sabah 7de uyanıp günlük meşgalelerle hayatıma 2015in 8 ocağında kaldığım yerden devam etmem gerekiyor. Güzel detaylar var bu fotonun arkasında. Anlatıcam uzun bir vakitte. Fotoğrafın pikselinin kötülüğüne diyecek sözüm yok. Marie beni yılbaşı gecesi yalnız bıraktı ufak bir arızalanmadan ötürü. Bu sebeple telefonla birkaç kare çekim yaptık. Elbette içime sinmedi ama hiç yoktan iyidir deyip züğürt tesellisine yoruyorum bu halimi..

Kar yağışlı bir Ocak ayının 8.gününde bebeğim Nevam 6 ay 18 günlükken selam eder, yine daha uzun ve daha özenli bir blog kaydı gireceğimin sözünü verip tıpış tıpış uykuya giderim. Byes!

31 Aralık 2014 Çarşamba

happy new year 2015!

        





          Geçen yıl, yeni bir yılı karşılarken evimden 1531 km.uzaktaydım. Ailemden, sevdiklerimden, dostlarımdan, alışkanlıklarımdan, evimin huzurlu keyfinden ve daha onlarca aşina olduğum ve vazgeçemeyeceğim şeyden çok uzaklardaydım. Evet, bulunduğum yerde de çok güzel insanlarla birlikteydim hatta çok da keyifli bir gece geçirmiştik hep birlikte ama işte insan ait olduğu yeri istiyor hep. Hele ki hamile ve eşinden uzaksa yeni bir yılı karşılarken istediği tek şey sevdiği adamın yanında olmasıdır elbet. Velhasıl, acısıyla/özlemiyle/sabrıyla/tattırdığı bambaşka deneyimleriyle/uzaklığıyla/yakınlığıyla/ve yaşanmışlık haneme eklenecek yüzlerce farklı ve güzel şeyle 2014 yılını da yedik bitirdik. Yorgunluğu elbette var! Hele ki benim üzerimde ekstra bir yorgunluk, ekstra bir bitmişlik var. Bu sebeple 2015ten yana çok umutluyum ve heyecanlıyım. 
En önemlisi bu yeni yıla sevdiğim adamla ve sahip olduğumuz gözbebeğimiz Nevamızla girecek olmanın mutluluğu tarifsiz. Ailemizin de sağlığı sıhhati huzuru yerindeyse demektir ki yeni bir yıla keyifle girmek için her şey hazır! 
         
          Kendime sözde geçen yıl söz vermiştim `daha çok yazacak, daha çok paylaşacak, daha çok anlatacaktım. Planlı ve programlı olmaya daha çok dikkat edecek, üzerime çöreklenip kalmış ölü toprağından en kısa sürede silkinip kurtulacak, daha çok üretken ve aktif bir yıl geçirecektim. Yapamadım ya da şöyle diyeyim istediğim gibi olmadı. Çetelesini tutamadım 2014 ün fakat şöyle bir bakınca görüyorum ki aynı tembellik, aynı plansızlık, aynı uyuşukluk devam etmekte tüm hücrelerimde. Senenin ilk yarısı Mayıs'ın 23üne dek evime gidicem, Iğdır'dan kurtulacam, bebeğime kavuşucam heyecanıyla geçti. Haziran'ın 20sinden Aralık'ın 31ine dek de full time Nevamlayım. Aynı yatakta, aynı kanepede, aynı masada, aynı yastıktayız. 6 ay 11 gündür yanımdan ayırmadığım (Zaruri işlerim dışında) dünyalar tatlısı, ballısı, lokum tanesi bir kız bebeğine dünyadaki ilk yıllarında klavuzluk ediyorum. Onu besliyorum, giydiriyorum, onunla oyunlar oynuyor, ona banyo yaptırıyotum ve dünyayı keşfetmesine destek oluyorum. Buna tembellik dememek gerek ama. 2014ün son yarısı bir adanmışlık içinde geçti. Tembelliğim daha ziyade yaşadıklarımı anlatmamakla ilgiliydi. Notlar almak, duygu düşüncelerimi paylaşmak, farklı ve yeni şeylere kendimi kapatmakla ilgiliydi sanırım. Yoksa Bebeğim Nevayla 2014 ün ikinci yarısı tam bir mucizeler sahnesi gibiydi. Bunu belirtmem gerek. Kızdığım nokta bu nedensiz isteksizlik, keyifsizlik, yazmak-çizmek için illa birilerinin dürtmek zorunda kalması, içimdeki şevkin gelmesini beklerken geçip giden kaybolan onlarca gün/saat/dk. Bu sebeple yeni bir yıl olan 2015 için kendimden çok umutluyum. Artık üzülüp karalar bağlamak için bir sebebim yok. Hatta her sabah şükür içinde uyandığım mutlu bir çekirdek ailem var. Mutsuzluk kapının dışında kalmalı. Belki kimi sabahlar gerçekten kötü bir psikolojiyle merhaba diyeceğim güne ama bilmem ve hatırlamam gereken hep bir şey olmalı ve olacak ki o da Şükür'le uyuyup/uyanmak! Bir de bol bol dua etmek. Önce sevdiklerimiz sonra kendimiz için.

           Güzel bir 2015 olsun dilerim. Yüreğim dolu dolu. Her anın keyfini doya doya yaşayacağımız, planlı güzel etkinlikler düzenleyeceğimiz, tatmadığımız yemekler tadıp, gitmediğimiz yerlere gidip, yaşamadığımız deneyimler yaşayacağımız, her yeni gün yeni bir şey öğrenip bunu sevdiklerimizle paylaşacağımız, en sevdiğimiz dostlarımızla uzun sofra keyifleri yapacağımız, keyifli sohbetler edeceğimiz, Bebeğimiz Neva'yla dünyayı bebek/çocuk gözüyle yeniden keşfedip, rengarenk oyunlar oynayacağımız, çok çok blog yazıları yazacağımız, bol fotoğraflı, müzikli, resimli, spor, sağlık ve başarı dolu bir yeni yıl bizimle olsun inşallah! 

          Yeni yıl ruhuna uygun bir hava durumu, kar yağışı en güzel şekliyle yeryüzünü süslerken, Nevam ve babası, sevdiğim adam uykularının derinliklerine gömülmüş bana belli belirsiz gülümserken ben de blog yazımı 2014ün son günü olan 31 Aralık'ın ilk saatlerinde başarıyla tamamlamışken artık usulcacık veda eder uykuya giderim tıpış tıpış. 2015 te görüşmek dileğiyle sevgili bloğum! ^_^


p.s. Yeni yıl yazısının fotosu elbette Nevamın en sevdiğim hallerinden bir kolaj olacaktı. Ne sanıyordun? :)

23 Aralık 2014 Salı

6.ay 3.gün




Nevamız hasta. İlk hastalığı bu. Nedir peki? Öksürük [hafif çaplı], burun tıkanıklığı, boğazdan yükselen hırıltı, 36.5 ile 37.5 arası oynayıp duran ateş, halsizlik, uykulu mod. 6.ay aşısını yaptıramadık bundan sebep. İyileşmesini bekliyoruz. Elimden ne geliyorsa yapıyorum onu iyi etmek için. Bugün 2.gün 3.gece olacak. Elim ellerinde, kucaktan düşürmüyorum, yatakta kendini bir o yana bir yana atışı yok mu? Ahh..diyorum! Nasıl bu kadar üşüttü? Nasıl bu kadar dikkatsiz olabildik? :(
Öğle uykusundayken ben de bir yandan ona sıcak bebek tarhanası pişiriyorum, diğer yandan yazıyorum, bir diğer yandan da okuyorum. Annelik çok ciddi bir vicdan işi. Nevamızın hastalığıyla bunu bir kez daha anladım!
İyileşsin kuzum.
Sağlıklı, keyifli ve gülücüklü günleri olsun.
Amin.

11 Aralık 2014 Perşembe

Hayatım Neva.




Bu fotoğrafı 15 gün evvel çekmiştim. Neva'm 5 ay 5 günlükken. Doğumunun 4.gününde kahkaha atan bir bebek olarak kaydettiğim ilk fotoğraftan sonraki X.sayıdaki fotoğrafı. Hepsini paylaşmaya kıyamıyor insan. Bende kalsın, kimseler görmesin, tek ben göreyim, bir ben bileyim istiyor. Paylaşmaktan sakınıyor. Ahh ilerde kollarının arasından kayıp gittiğinde neler yapacak bu bencil annecik düşünmek istemiyorum. Anı yaşamak, onu sıkı sıkı sarıp öpmek, koklamak, hafifçe ısırmak ellerini ayak parmaklarını, uyurken gözlerinden burnundan öpmek, nefesini koklamak. 6.ayımızı doldurmaya 9 gün kala ve bu süre zarfında birkaç fotoğraf çekimi dışında yanından hiç ayrılmayışımı hesaba katarsak 7/24 hep onunlayken zamana içimden neden bu kadar hızlı geçip gittiğine dair öfkem büyüyor. Özlüyorum ardımda kalan her günü -ki her yeni gün bambaşka bir sürprizle beni şaşırtıp kahkahaya boğan ve ona daha çok bağlanmamı sağlayan bir kızçem var- her saati her dk.yı. Elimde fotoğraf makinem sürekli kayıttayım. Uyanık anları, uykulu halleri, sabah tatlılığı, akşam mahmurluğu, banyosu, masajı, her anını kaydetmekle geçiyor günüm. Hiç sıkılmadan saatlerce yapabilirim bunu. Şimdiden hardiskte hatırı sayılır bir kota dolumu yapmışım ya da abartmışım diyebiliriz. Velhasıl, hayatım şimdilerde hep Neva tek Neva olmuş. İyi ki de olmuş şikayet etmiyorum. Bilakis hayatımıza geldiği için öyle mutluyuz, öyle tam olmuşuz ki! Biz artık 3 kişilik gerçek bir aileyiz. -Anne//Baba//Bebek Çocuk!

Onunla ilgili umutlarım, hayallerim, korkularım, endişelerim ve daha sayamayacağım ama içimde büyüyen onlarca his var. Zaman zaman paylaşacağım buradan. Gece uykusuna dalmadan şu sevdiğim fotoğraflarını birleştirip koyayım istedim buraya. Sonra da gidip sarılayım minik kızımın sıcak bedenine. Ellerinden öpeyim. Sizin için de öperim tamam! ^-^

İyi Geceler!

Yüzüne baktıkça Neva'mın söylediğim şu güzel şarkıyı da not edeyim..Mutluluğu gelsin gözümün önüne çocuumun.




10 Aralık 2014 Çarşamba

10 aralık yani tam 4 ay sonra yeni yazı.

Ahh nasıl büyük tembellik ne feci bir uyuşukluk pervasızlık erteleniş!
Kendime o kadar çok kızıyorum ki!
Şimdi gmail hesabıma bir profil fotosu ekleyeyim dedim. Kayıtlı fotoğraflarıma bir baktım da aman Allahım! Ben ne kadar güzel yazılar yazmış, fotoğraflar paylaşmışım bu sayfada..Özenle, keyifle döşemişim tane tane her yaşadığımı, her duyguyu, her düşünceyi..Hayranlıkla bakakaldım sayfalara..
Sonra hayıflandım, kızdım, öfkelendim kendime..
Neydi beni alıkoyan yazmaktan paylaşmaktan anlatmaktan?
Neden böyle oldum?
Neye ihtiyacım var tekrar yazmak için?
Neyi bekliyorum?
Hayat hiç olmadığı kadar hızlı ve ben yetişmeye çalışıyorum.
Erteliyorum her şeyi.
Yazmayı, okumayı, dinlemeyi..
Yalnızca gündelik meşgalelerim, işlerim var günümün içinde..
Kendime zaman ayıramamaktan, keyifle kendimi şımartamamaktan dem vuruyorum.
Tek derdim Nevam.
Onunla ilgili de yazmıyorum.
Hayatımın hiçbir evresinde bu kadar tembel bir zamanım olduğunu hissetmemiştim.
Artık dur diyorum kendime!
Silkin ve kendine gel, kendin ol, yarat, paylaş, anlat!
Kalmasın anılarda..
Derli toplu dursun burada!
Geri dönüp baktığımda her şeyi bulayım kronolojik sırasıyla!
Hadi  göreyim seni Yeşim, doğ küllerinden!
hadi gülüm!
hadi aslanım benim!

4 Temmuz 2014 Cuma

Güzel Neva'mız Hoşgeldin Hayatımıza!


Heyecan ve merakla beklediğimiz güzeller güzeli kızımız Neva'ya 20 Haziran 2014 Cuma günü saat 17.15 te kavuştuk. Normal doğumla gerçekleşen doğum süreci çok şükür beni yıpratmadı. Sonrasında geçirdiğimiz hafif çaplı sarılık, emzirme kampı, ishale meyilli kızımızın sağlığını ve dünyaya adapte sürecini iyi bir şekilde tamamlamak için yataktan çıkmadan geçirdim vaktimi. Hala yatak keyiflerimiz devam ediyor tabii. Yeter ki o iyi olsun..Ağlamasın..Gözlerinden yaş akmasın..Huzurlu ve tatlı uykularda büyüsün inşallah..

Annelik bebeğini kucağına aldığın vakit başlayan bir görevmiş. Hep yakınıyordum hissedemiyorum bu duyguyu, hazır değilim bu duyguya vs. diye. Haklıymışım yakınmakta. Zira ancak onun minik bedenini kollarıma aldığımda ve onu ilk emzirmeye başladığımda anladım bu muhteşem duyguyu. Sana ihtiyacı olan mini mini, korunmasız, savunmasız bir varlığa sahip olmak, onu korumak, kollamak, sevmek, öpmek, koklamak (Aaahhh! Nasıl muhteşem bir kokudur o yarabbim!) sana ait olduğunu bilmek, onun meleklere gülüşünü kıskanmak ve acaba ne zaman gözlerime bakıp bana da böyle kahkahalar atacak demek, onun o masum ve ürkek yüzünü saatlerce bıkmadan usanmadan izlemek, ağladığında telaşlanmak, korkmak, onu kucağına alıp sakinleştirmek, göğsünde uyutmak, uykusuzluğa rağmen onunla dakikalarca saatlerce oturup konuşmak, ninni söylemek..ve daha nice nice şey!

Bu duyguyu ancak ve ancak yaşayan bilebilirmiş..
Annelik bambaşka bir şeymiş..
Bu muhteşem duyguyu yaşadığım 14.günden, zamanın ne çabuk akıp gittiğinden dem vurarak ve yine de birlikte yaşadığımız her anın keyfini çıkara çıkara küçük bir yazı iliştiriyorum bloğuma!

NEVAMIZ:
İyi ki geldin hayatımıza boncuk gözlü kuzumuz..
Seni Çok Seviyoruz Çok!

14 Haziran 2014 Cumartesi

-Hamile Çekimi- yapmalı; kendimizi kırlara, kumsallara atmalı!


Canım Blog.

Iğdır'dan gelmeden planlarını yaptığım, şöyle olur böyle olur, şuraya gideriz, burada çekim yaparız diye diye dilime pelesenk olan -Hamile Çekimi- muhabbetini nihayet bugün gerçekleştirdik. Geldiğimden bu yana her haftasonu hava yağmurlu ve soğuk gittiği için hep ertelemek zorunda kalmıştık. Ama içim içime sığmıyordu tabii. Tereddüt ediyorum sürekli, ya çekim yapamadan Neva kızımız doğarsa ya hayal ettiğim onca şey gerçekleşemezse diye..Neyse ki bugün artık bu işimizi de tamamladığımıza göre kızımız istediği vakit aramıza katılabilir..[İçten bir şükür geliyor bu cümlenin ardından.] ^_^

Düğün Çekiminde yanımızda olan fotoğrafçı arkadaşım Fatih bu sefer ne yazık ki katılamadı çekimlere. Biz de ne yapsak ne etsek derken kadim dostum Denizcanım'a götürdüm teklifi..Kendisi fotoğraf çekmeyi sever fakat full frame bir makineye aşinalığı yoktur..Yine de bakış açısına ve titizliğine güvenirim..Hem düğün çekimimizde de asistanlığıyla bizi yalnız bırakmamıştı :) Kendisiyle vakit geçirmek de ayrı güzel olduğu için bu özel çekimde de bizimle olup olamayacağını sordum. Müsait olduğunu çekim konusunda biraz tereddütle de olsa çekimi yapabileceğini söyledi. Ben de çekim modunu ayarlayıp yardımcı olacağımı söyleyince anlaştık. Plan dört dörtlük oturmadan sabah aldığımız bir kararlar Kilyos Sahiline gitmeye karar verdik. İlk kez Kilyos taraflarına gidecektim. Denizcan da benim gibi ilk kez gidiyordu. Küçükbeyim de uzun yıllar sonra ilk kez gideceğinden hepimiz de tatlı bir merak ve heyecanla düştük yola.
Muazzam bir güneş (aynı zamanda deli gibi kavuran cinsten) şansımız oldu. Fotoğraflarımız bol güneşli ve pırıl pırıl oldular. Çok bir beklentimiz yoktu Küçükbeyimle. Güzel birkaç kare pozumuz olsun, kızımız doğduktan sonra hazırlatacağımız albüme öncesi/sonrası diye koyabileceğimiz türden olsun bize yeter dedik.
Fazlası birikti bile ellerimizde!
Denizcanım sağolsun çok başarılı bir iş çıkardı. Fotoğraf çekimi ve asistanlık konusunda kendisini bir kez daha takdir edip teşekkürlere boğuyoruz buradan da! ^_^

Günümüz dolu dolu ve çok keyifli geçti. Hatta şansımız o kadar yaver gitti ki Boğaziçi Üniversite'sinin Seyirtepe Kampüsüne kimliksiz ve ücretsiz ve de torpilli girdik. Bunun için Security Musa'ya da içten bir teşekkür ediyoruz :)
Her şeyin güzel gittiği ve eve yorgun argın geri döndüğümüz bir günden elimize kalanları hemen derledim toparladım. Beğendiğim kareleri yayınladım. Burada da yer vermeden olmaz elbette en sevdiklerimden birkaç tanesine.

Bundan sonrasında artık bol bol kızçemiz Neva Hanım'lı fotoğraflarımız olacak..
Sağlıkla sıhhatle kucağımıza alıp evimize gelelim inşallah yeter..
Yine yazıcam..
Şimdilik see you bye! ^_^









                                  Rabbim mutluluğumuzu ve huzurumuzu hiç bozmasın inşallah! [AMİN.]

13 Haziran 2014 Cuma

Nil Karaibrahimgil'in o duygu dolu yazısı.


Annelik dediğimiz o müthiş duygu ve sahiplenmeyle ilgili internete birkaç gündür dolaşan fakat benim bugün okuma fırsatı bulduğum bir yazı var. İçten, samimi, gerçek ve yapaylıktan uzak sıcacık cümleleri içinde barındıran bir yazı. Nil Karaibrahimgil kaleme almış. Kendisi de yakın geçmişte Aziz Arif isminde bir ponçik dünyaya getirdi. Duygularını nasıl da güzel ifade etmiş ahh beni benden aldı okurken! Bloğumda da paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Benimle en iyi empati kuran varlıklar şu an annelik duygusunu tatmış olanlar değildir de kimdir? İşte okudukça içimi titreten bu yazıyı hemen iliştiriveriyorum şuraya:

Meğer Aziz Arifmişim
 Meğer ben suymuşum.
 İçimdeki akvaryumda bir insan büyüyebilirmiş. 
Meğer ben aklım değilmişim sadece, kalbim de değilmişim, bir bedenmişim ben.
Ikınıp bir canlıyı hayatla buluşturabilecek basit bir beden.
Meğer ben kadınmışım. Kadın gibi bir kadın. Çocuk gibi bir kadın değil sadece.
Meğer ben aynadaki ben değilmişim.
Aynadaki kimmiş ben başkaymışım. Bir içim varmış benim. Bir de dışım.
Meğer tek aşk, şarkılardaki değilmiş.
Başka bir aşk varmış yavruya duyulan.
Kalbe doğumla dolan. Kaynağından gözyaşlarıyla fışkıran.
Meğer annem... Ah annem... Bakın yazamıyorum ona gözlerim doluyor.
Meğer beslemeye muktedirmişim.
Sütmüşüm ben, ilaçmışım, balmışım. 
Meğer kokum birine cennetmiş, sığınakmış, yuvaymış.
Meğer kaderde en sevdiğim adamdan çocuk yapmak da varmış, şükür. 
Meğer bilmediğim ne çok şey varmış.
Asıl anlatacak ne çok şey varmış bilmem ki nereden başlasam...
Dünyadan? Kıtalardan? Hayvanlardan?
Annenden, babandan, insanlardan?
Meğer uykusuzluk da güzel olabilirmiş.
Hatta fazla uyku hasret yaparmış, yavrunla arana girermiş. 
Meğer her şey yeniden başlarmış.
Eski olan her şey bir anda eskirmiş.
Meğer seninle konuşmayan minnacık bir adam, sana kendini anlattırırmış. 
Meğer benim bir oğlum olacakmış, kim bilebilirdi. 
Meğer ben bir matruşkaymışım.
İçimden bir küçüğüm çıkarmış. 
Meğer geceyle gündüz palavraymış. 
Hepsi şimdiymiş. 
O uyumayınca uyku da neymiş. 
Uykun gelmezmiş. 
Zaman güneşin uydurmasıymış. 
Meğer annem beni bundan merak edermiş, arayıp sorarmış, dayanamaz gelirmiş, başımdan eksik olmazmış, deli gibi severmiş. 
Meğer ben Nil Karaibrahimgil, Aziz Arif’sizmişim eskiden. 
Meğer minik bir yavrunun gözlerinde kainatın sırrı gizliymiş. 
Bakıp çözülmezmiş sadece dalıp gidilirmiş. 
Meğer avuçlarım onun elleri için kılıfmış.
Meğer kollarım onun ilk eviymiş. 
Meğer sesim ona müzikmiş, hikâyeymiş, ninniymiş.
Meğer dualar gerçek olurmuş.
Meğer kalbim artık onun kalbiymiş. Onda atacakmış.
Meğer büyümenin, öğrenmenin, çoğalmanın, yenilenmenin sonu yokmuş.
Meğer yeryüzünde cennet varmış.
Meğer mutluluk gözyaşları varmış. 
Meğer biri uyurken yapacak şeyinin kalmadığı, aklına bir şeyin gelmediği olurmuş. 
Meğer sevginin sonu yokmuş.
Meğer iki kelime bir büyü gibi diline dolanıp bir ömür bütün cümlelerinin öznesi olabilirmiş.
Aziz Arif. 
Meğer babamın dediği gibi bizim için artık, ‘saatli maarif takvimi’ yokmuş, ‘sıhhatli Aziz Arif takvimi’ varmış.
Hoş geldin oğlum.
Aziz ol.
Arif ol.
Amin.


Daha fazla ne denebilir ki!
Özellikle beni benden alan birkaç cümleyi koyu renkle yazdım. 
Her bir cümlenin anlamı çok yoğun elbette ama bu cümleler beni daha bir etkiledi nedense.
Velhasıl, Nil'e bu güzel yazısı için ben de kendimce bir teşekkür ediyor ve minik Kızımız Neva'ya kavusmayı iple çekiyorum ^_^

12 Haziran 2014 Perşembe

39.hafta ve hisler, düşünceler, olaylar yumağı


      En son blog yazımı Iğdır'da kaydetmiştim. Sanırım 22 Mayıs tarihindeydi. O zamandan bu zamana [12 Haziran] tam 20 gün geçti. Bu süre zarfını, evimden 8 aylık ayrılığın yerleşme çabasıyla geçirdim. Taktık takıştırdık eşyalarımızı ve minik bebeğimiz Neva Hanım'ın eksiklerini tamamladık. İlk 10 gün özellikle en yoğun ve telaşlı zamanlardı benim için. Her an doğurabilirim endişesiyle işlerimi tamamlamaya çalıştım durdum. Iğdır'da bol dinlenmeli zamanlardan sonra buradaki telaş ve yoğunluk biraz yordu beni ama sonunda değdi. Şimdi heyecan içinde minik ponçiğin gelmesini bekliyoruz. Hemen hemen her şeyi tamam. Birkaç ufak ayrıntı ve detay dışında eksiğimiz yok. Bu detaylar da Yeşocan'ın süsü püsü aslına bakarsan.
       Hoş, olayı çok fazla dallandırıp budaklandırmaktan hoşlanmıyorum. Doğum konseptleri, hastane odası süslemeleri, olayı bambaşka bir boyuta taşıyan baby shower gösterileri vs. bana inanılmaz gösteriş budalılığı gibi geliyor. Elbette şahsi görüşüm bu. Bunu tatlı bir heyecan ve anı olarak yapan insanlara diyecek bir şeyim yok. Sadece ben hoşlanmıyorum bu tarz etkinliklerden. Sade, öz ve kıymetli anılar kalsın doğumumuzda geriye bize yeter. Örneğin, İstanbul'da geldiğimden bu yana devam eden sağanak yağmurdan sebep hayalini kurduğum hamile çekimini hep ertelemek zorunda kaldık. Havanın kendini yeni yeni toparladığı bu günlerde haftasonu için bir çekim yapalım muhabbetleri yapıyoruz. İnşallah doğurmazsam bunu gerçekleştirebiliriz. Sonrasında da beybinin aramıza katıldığı fotoğraflarımızla güzel bir albüm hazırlamak bence çok daha keyifli ve özel bir şey. Bunun gibi anılar bana daha anlamlı geliyor. Dilerim her şey gönlümüzce olur.
      Bebeğimiz için de aynı minimalist ve işlevsel düşünceyle hareket ettik. Evimiz kendimizce küçük ve yeterli bir ev olduğundan çocuk ya da bebek odası yapmak için ayrı bir alanımız yoktu. Bunun için tam set halinde bir bebek odası yapamadık. Daha evvelinde çalışma odası olarak kullandığımız ve kütüphanemizin de içinde bulunduğu odayı Neva kızımız için tekrar dekore ettik. Çalışma masasının yerine küçük bir kıyafet dolabı yerleştirip ayak ucuna da minik bir beşik koyduk mu şimdilik gayet kullanışlı oldu. Tek kişilik bazamız ve kitaplığımıza dokunmadık. Bazayı ilerleyen zamanlarda etrafını korkuluk yaptırıp kızımızın yatağı formatında kullanmayı planlıyoruz. Şimdilik böyle bir oda konseptimiz var. Yaşadıkça ve kullandıkça daha iyi yerleşim planları yapacağımızdan şüphem yok ve süslü püslü abartılı şeylere de gerek yok. Sade ve öz tercihimiz sonuna dek ;)
        Kızımızın hazırlıklarını tamamlama işinin yanına kocaman bir tick! koyduk tamamdır fakat peki bebeğin doğum işi nedir? :) Şöyle ki şu an 39 hafta +1 günlüğüz. 40 haftamın tamamlanmasına 6 gün kaldı. Vefakat Neva kuzusunda henüz hiçbir kıpırdanma yok. Dünyaya gelme konusunda biraz ayak sürter gibi. Henüz doğuma hazırlık gibi bir hareket yok. Bekleyeceğiz bakalım. Doktorum tahmini 40 haftayı tamamladıktan sonra maksimum 1 hafta daha bekleyeceğimizi normal doğum adına bir hareket göremezse sezaryenle bebeği alacağımızı söyledi. Normal doğum taraftarı olan biri için sezaryen yasaklı kelime! Bunun duyduğumda feci ürperiyorum ve hep dua ediyorum inşallah Neva kızımızın dünyaya gelişi normal yollarla olur. Elbette doğum anında yaşanabilecek komplikasyonlarda sezaryen mecburi yol fakat her şey normal giderken buna gerek olduğunu düşünmüyorum. Hele ki geçmişinde başından 2 büyük ameliyat geçirmiş ve kesik acısının ne demek olduğunu bilen biri için sezaryen doğum son tercih olacaktır. Hakkımızda hayırlısını diliyorum öncesinde tabii ki. Beklemeye devam edelim nazlı kızımızı :)
       Bebeğimizle ilgili hazırlıkları bir kenara koyduğumuzda geriye bambaşka düşünceler ve olaylar kalıyor aslında.. Hani son zamanlarda sürekli bu konuyla haşır neşiriz ya ötelediğimiz pek çok şey de yaşamıyor değiliz. Sabah uyandığımda her gün başka bir konuyla ilgili düşüncelerimi yazmam gerekiyor diyorum ama tembellikten inan erteliyorum yazacaklarımı. Oysa ki yazsam hafifleyeceğim,  ağırlıklarımdan kurtulacağım, daha rahat nefes alıp daha huzurlu uyuyacağım ama yapmıyorum. Bugün, her blog yazısına karar vererek başladığım gibi yine kararlı bir şekilde oturdum yazmaya. Biliyorum anlatacak o kadar çok şey varken özet halinde sadece şu anda hissettiklerimi ya da düşündüklerimi paylaşacağım. Ama gitmeden yazmayı planladığım yazılarla ilgili başlıkları bu yazının hemen sonuna iliştireceğim ki gözümün önünde dursun ve ben bu sayfaya uğradıkça hep yazmam gerektiği vicdanıyla başbaşa kalayım. En mantıklı hareket bu olacak :)

      Iğdır hayatımın bambaşka bir geçiş aşaması oldu. Orada yaşadıklarım, orada kendime kattıklarım, oradan öğrendiklerim, orayla ilgili her şey ama her şey artı ve eksi yönleriyle tecrübe haneme birbir eklendi. Lakin, benden götürdüğü pek çok şey de oldu. 1 yıldır sürdürdüğüm evlilik hayatımızı farklı bir boyuta getirdi misal. Evet bizler yine evliydik ama ayrıydık. Bu çok acı bir tecrübeydi. Aynı evi paylaştığın, aynı hayatı sürdürdüğün insandan ayrılıp başka fakat geçici bir hayata başlamak hem seni hem karşındakini olumsuz anlamda birçok şeye sürükleyebiliyormuş. Örneğin seni tahammülsüz, sabırsız ve fevri bir karaktere sokabiliyormuş. [ki bu karakterin, hamilelikle beraber vücudumu ele geçiren 37 farklı hormonla çok ilgisi var gözardı etmemeliyim!] Yalnız yaşamak, özgürce ve tek başına aldığın kararlarla hareket etmeye alışmak bunlardan en çok beni rahatsız eden etkileri aslında. Elbette her birimiz kendi içimizde özgürlüğümüzü yaşıyoruz evlendikten sonra bile. Ama farklı bir özgürlük oluyor yaşanılan. Bekarken yaşadığımız başka evlendikten sonra yaşanan başka bence. Sevgiliyken birbirimize karşı sorumluluklarımız bu kadar gözle görülür değil ya da hassasiyetimiz. Evlilikle birlikte, evlilik sorumluluğu dediğimiz; özgürlüklerimizi bir şekilde kısıtladığımız hayatımızla ilgili alacağımız her kararda danışarak hareket edeceğimiz bir boyut başlıyor. Herkesin evlilik ilişkisinde böyle olmayabilir. Benim için böyle ama. Bu boyutu geçirdiğimiz bir yılda oturtmuşken her şey iyi hoşken tekrar başa sarmak zor geldi bana. Tekrar alışma süreci, tekrarlar ve yine tekrarlar. Tek başınayken iki kişiyle bütün olmak, bir olmak kolay bir şey değil. Bunu  başardığımız sürece mutluyuz biz. Iğdır, bizi tekrar tek başına bırakmış şimdilerde yine bütün olma gailesi içindeyiz. İlk günler çok sancılı geçti inkar edemem. Böyle hayal etmemiştim dönerken. Bambaşka, bembeyaz, pamuktan hayallerde yüzmeye devam etmiştim. Gerçeklik beni alaşağı etti. Toparlanamadım. Çabaladım, nafileydi. Sustum ve ağladım. Uyuyamadım. Huzursuzluk içimi kemirdi durdu gecelerce. Mutsuzluğun dibinde dolandım durdum. Neyse ki şimdi yavaş yavaş her şey normal seyrine dönmeye başladı. Kaldığımız yerde değiliz belki ama yine geleceğiz o günlere. Bebeğimiz de aramıza katıldığında "Evet, biz şimdi gerçek bir aileyiz!" cümlesini huzur içinde güvenle söyleyeceğiz.

       Hayatta yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı öğrenmeliyiz artık. Bir olay yaşadık, tepki koyduk, bitti. Yine benzer bir durum yaşandığında yine aynı tepkiyi verip bitirmekle olmuyor işte. Geçmişin öğrettikleriyle davranmak lazım. Ölçüp tartıp kendine en az hasarı verecek şekilde hareket etmek lazım. Yoksa acılar içinde yüzmek çilemiz olacaktır.
       Velhasıl, hayat devam ediyor. Kuşlar uçuyor. Ben her sabah uyandığımda şükrederek uyanıyorum ve hep pozitif düşünmeye çalışıyorum. Beynimdeki kurtlardan her geçen gün biraz daha kurtulmak demek daha ferah daha aydınlık ve daha parlak günler demek. Bunun için çaba sarfediyorum. Dilerim bu çabamın sonucunda arzu ettiğim huzur ve mutlulukla taçlandırılırım. [AMİN.]
     
       Şimdi yazmayı planladığım yazılarla ilgili küçük başlıkları şuraya gitmeden iliştirivereyim. Gözümün önünde dursun da yeri geldikçe içinden seçip seçip yazayım.

*  Anlayışlılık vs. Anlayışsızlık
*  Kıskançlık Nedir, Neden Vardır?
*  Polyanna Olmanın Avantajları & Dezavantajları
*  Bir İnsanı Çok Sevmek 
*  Hayatta Dik Durmak İçin Yapılması Gerekenler
*  Mutluluk Kaynakları
 
       Şu an not aldığım başlıklar böyle. Umarım gerçekten yazabilirim bu konularla ilgili. Bebeğimizin doğumundan önce en azından bir iki tanesini bitirsem kar sayacağım ya bakalım.
       Sana pazar günü İstanbul'a ziyaretimize gelen dostlarım Seyhan, [ ve güzel sevgilisi bay G.] Merviş-Göken-Cemroş ponçikleri, Emlak ve Çikoyla gittiğimiz bir mekanda çektirdiğimiz 39.hafta fotoğrafıyla veda ediyorum. Bol blog yazılı günlerde görüşmek üzere sevgili kadim bloğum ^_^

22 Mayıs 2014 Perşembe

a farewell to IĞDIR.

Zaman kimi vakit deli gibi akan kimi vakit ise akrep ve yelkovanın en miskin haleti ruhiyelerde olduğu dönemlere denk gelen değişik bir kavram bence. Nasıl geçtiğini anlayamadığımız keyifli günler ya da geçmek bilmeyen sıkıntılı dönemler.. Her halukarda -geride kalan, geçen, biten- bir şey. Velhasıl, bugün 8 ay evvel geldiğim ve bir şekilde yaşayıp bitirdiğim Iğdır'daki son günüm. 
Küçükbey'im yolda. Bana geliyor. Bu kez beni almak için geliyor. Beni götürmek için. Özlem ve ayrılığımızı sonlandırmak için. Heyecanım had safhada. Mutluluktan gözbebeklerim kocaman olmuş. Yüzümün rengi ışıl ışıl. Ahh ne çok bekledim bugünü. Nasıl tuttum ayrı geçen günlerin çetelesini unutmuşum. Bir yanım da hüzün yok mu? Elbette var.. Yaşanmışlıklar adına, kazandığım ve kaybetmek istemediğim dostluklar adına, yeni tanımaya ve keyfini sürmeye başladığım bu şehir adına, daha nice duygu, düşünce ve paylaşım adına hissettiğim içten bir hüznüm var.. Hayatımın bir köşesinde güzel anılarla hatırlayacağım şeyler hepsi..Güzeldi, eğlenceliydi ve keyif vericiydi. Dönüp baktığımda tebessüm ettirecek türden hepsi. İyi ki'lerim var. Keşke'lerim hiç olmadı çok şükür. Hamilelik sürecimde evimden ve eşimden ayrı geçirdiğim büyük bir sınavı başarıyla bitirdim. Bu süreçte yanımda olan herkese çok teşekkür ediyorum. Yurt arkadaşlarım, okul arkadaşlarım, dışarıdan tanıdığım yeni insanlar hepsi ama hepsi beni destekleyerek anlayarak ve dinleyerek yanımda oldular. İyi ki oldular. Hepsini çok çok çok fazla özleyeceğim. Yine de biliyorum ki artık bundan sonrası sağ selamet..
Bu şimdilik kısa bir veda yazısı olsun. Iğdır'la ilgili düşüncelerimi ve az ya da çok naçizane görüşlerimi içeren bir paylaşım yapacağım. 
Şimdilik son kez bavullarımı gözden geçirmeli, sevgili oda arkadaşım Ceylo ve yurttaki diğer kuzular Merve, Emine, Esra ve Gülseren için süpriz bir veda videosu hazırlamalıyım..
İstanbul'dan, evimden görüşmek üzere hoşçakal güzel blogum :) 

23 Nisan 2014 Çarşamba

23 Nisan Coşkusu.


Geçen yıl iç çekerek bakıyordum atanmış arkadaşlarımın 23 nisan fotoğraflarına. Çocukların coşkusunu, heyecanlarını, keyifle ortaya çıkardıkları dans videolarını gördükçe ben de gelecek yıl 23 nisan da böyle olacağım diyordum. Çok şükür şimdi hayalim gerçek oldu. Ben de kaldığım yerden kutlamalara devam edebiliyorum. Malum 2 yıl ücretli öğretmenlik deneyimimde bu duyguyu yaşamıştım fakat kadrolu öğretmen olarak kutladığım ilk 23 nisan olması açısından bugün daha özel ve anlamlı benim için. Şükürler olsun.

Dün Iğdır'da hava çok kötüydü. Fırtına, dolu, sağnak yağış derken bugün için endişeli yattım. Dilimde dualar tabii yağmur yağmaması adına. Sabah kalktığımda sıcacık bir güneş karşıladı pencereden beni. Nasıl mutlu oldum ahh! Hemen güzel bir kahvaltı ve ardından lezzetli bir hazırlık süreciyle okula gittim. Her şey yolundaydı. Keyifli bir tören yaptık ve sonunda da okulumuzun arka bahçesinde mangal partisiyle yoğun geçen koşturmalı günlerin acısını çıkarttık. Köy okulu olmanın avantajlarından biri de yeşilliğin için de merkez okullara kıyasla daha rahat bir çalışma ortamına sahip olmak. Yemyeşil çimenlere yayılıp ağaçların gölgesinde keyifle muhabbet etmek, çayını yudumlamak, bazen kitap okumak bazen öğrencilerle sohbet etmek gibisi yok. Bundan inanılmaz keyif alıyorum ve biliyorum ki İstanbul'a döndüğümde bu ortamı çok arayacağım. Özellikle de pek çok okulda bahçe kavramının olmaması, binaların arasına gömülen beton yığınlarında mutsuz ve gri günler geçireceğimi düşününce çok çok çok arayacağım bu yemyeşil ve ferah geçen günleri.

Iğdır'da son 1 ayım kaldı. Bir aksilik çıkmazsa 23 Mayıs'ta evime, yuvama ve eşime döneceğim. Bir yandan bunun heyecanını yaşarken diğer yandan burada kalan son günlerimi keyifli hale dönüştürmeye çalışıyorum. Hamilelik duygusallığı ve ufak da olsa depresyonuna inat direniyorum mutlu olmak için. Sağolsun okul arkadaşlarım, yurttan arkadaşlarım ve dışarıdan tanıdığım diğer yakınlarım etkinlik konusunda kafa dengi insanlar. Beni mutsuz moddan daha keyifli bir moda almak için çabalıyorlar. Ben de ayak uydurmaya çalışıyorum işte.
Odada kendi başıma kalıp sevdiğim insandan ayrı olduğum fikrini aklıma getirmediğim sürece sıkıntı yok fakat ister istemez düşüyor aklıma yapacak bir şey yok. Enerjim çekiliyor ve keyfim kaçıyor. Güzel bir gün geçirmiş olsam da içinde bulunduğum durumu yatağa yattığımda kabullenemiyorum. İnsanın gerçekten sevdiğine ihtiyacı var böyle bir dönemde ve ben her seferinde bunu dile getiriyorum evet farkındayım fakat çok zorlanıyorum. Yine de diyerek karamsar moduma bir son verip güzel şeylere odaklanmaya çalışmak en güzeli olacak sanırım.

Doğan Cüceloğlu'nun Savaşçı isimli kitabını okuyorum şimdilerde.
Beni ayakta tutuyor cümleleriyle. Güç veriyor ve hayata daha pozitif bakmama yardımcı oluyor. Kişisel gelişim kitaplarını sevmem ama bunun farklı bir tadı var. [Düşünsene benim gibi pozitif bir insan, pozitif düşünce takviyesine ihtiyaç duyacak duruma düşmüş. Vay anasını!]

İyi şeyler konuşmak lazım..
İyi şeyler düşünmek lazım..
Ne olursa olsun tatlı bir tebessüm lazım dudaklara..
Bir de anlayış lazım..En kuvvetlisinden..

Bugün 23 nisan.
Kutlu olsun çocuklarımızın bayramı.
Kutlu olsun Milli Egemenliğimiz!