20 Mart 2010 Cumartesi

içselleştirilen bir iç sıkıntısı!

hayatımın en sıkıcı günlerinden biri daha!
bir kaba sığamaz olan minik kalbim, o kadar huzursuz, o kadar boşvermiş, o kadar bedbaht ki, nereye ait olduğumun ayrımını yapamaz halde sıkışıp kaldım bir yerlere ve tek adım ileri gidemiyorum!
ruhum karanlık bir dehliz içinde kendi mutsuzluğumla başbaşayım..
bugün sıkıcı birgün..dersanedeki 2dersim ve üstüne afiyet bir de deneme sınavım iptal olunca başıboş kaldım.kızlarla yapığımız plan dahilinde saat 3 te buluşacaktık fekat benim dersim saat 11 de zıııırrrrr!! bitti..kadriş'i aradım ayağını burkmuş, kuzeni gelmiş, derken müsait değil, eve geri döneyim desem git-gel ev 1 saat.ben de salak salak dolandım durdum orda burda!
hani dolandığın mekan adam gibi bir yer olsa gam yemez gönül, keyfini süre süre dolaşır gezersin ama bahsedilen yer Gebze! ne yaparsın ki?
kaldırımları, yolları, dükkanları, cafeleri dolduran onlarca krocanın yanında kendimi ait olmadığım bir dünyada hissetmenin yabancılığını inanın bugün itibariyle benden başkası daha iyi anlayamaz!
bu konuda çok katı ve bencilim belki ama gerçekten gerçek böyle!
saat nasıl 3 oldu, ben nasıl o vakte kadar oyalandım, nasıl ağladım[evet evet bir ara ağladım o kadar kötü oldum yani!] kimseler bilemez!
bir tek ben bilirim, ben hissederim!
[evet, yine bencillik yapıyorum!]
sevdiceğime anlatırım halimi o da bana saatte bir döner..daha da bunalırım, daha da üzülürüm!
derken dostlarla buluşurum en nihayetinde!
birazcık olsun güler yüzüm ama sonra yine aynı mutsuz ben!
mutlu olmak için bahaneler sıralarım kendime!
gökte özgürce uçan kuşlara bakarım olmaz!
yolda elele tutuşan mutlu mes'ut gençlere bakarım, daha da üzülürüm:(
annecim karşımda günümün nasıl geçtiğini sorar, susarım..
derken Yeşocan bugün oldukça sıkıcı bir haleti ruhiyede efendim!
susuyorum..ve konuşmuyorum!
nokta.



şu kitapta elimde süpürge olanlardan..nihayet bitiremedim..kitaplığıma kaldırcam!


yüzümdeki sevimsiz gülüşe eminim sizler de dikkat etmişsinizdir! evet sevimsizim!


arkadaşım der noktayı koyarım.

18 Mart 2010 Perşembe

yeşocan'ı -gerçekten- mutlu eden 10 şey!


bloğunu zevkle takip ettiğim Sevgili DoDo, son yazısında kendisini gerçekten mutlu eden 10 şeyden bahsetmiş, ve sormuş: "sizi gerçekten mutlu eden 10 şey nedir?" diye.
ben de baş takipçilerinden olarak bu soruyu zevkle ve ivedilikle cevaplamak istedim.
bakalım kalemimden neler fırtlayacak? ;)

1- Düşüncelerimi, hissettiklerimi özgürce yazıya dökebilmek ve bunun için herzaman yanımda minik bir defter [ya da kağıt] ve kalem bulundurmak.

2- Sabahın tazecik vaktinde uyanıp, tazecik demlenmiş mis gibi tomurcuk kokulu bir demlik çayın yanında özenle hazırlanmış bir kahvaltı sofrası ve etrafında keyfle toplanan sevdiklerim.
(kahvaltı sofraları vazgeçilmezim. hele ki kahvaltı sonrası muhabbet enfes tadta bir mutluluk beni için.)

3- Hediyecikler vermek, almak ve sevdiklerimi şaşırtıp, çılgınlar gibi sevinmelerini seyretmek!

4- Sabah-akşam yürüyüşleri, koşusu, ardından yapılan mis gibi banyo ve sonrasında dinçlik, enerji, rahatlık!

5- Seyahat etmek [ve yolculuk esnasında kulağımdaki melodilerin kah beni hüzünlendirip-gözlerimi buğulandıran kah sevinç ve coşkudan dört köşe yapıp kıpır kıpır kıpırdatan keyfi], yeni yerler görmek ve yeni insanlarla tanışmak.

6- Broşlarımı, yüzüklerimi, küpelerimi [ki genelde kulaklarım sorunlu olduğundan çok nadir takabiliyorum..taktığımda da keyfini sonuna kadar sürüyorum.] ve tokalarımı giydiğim kıyafetlerle tamamlayıp aynaya gülen yüzlerle bakmak ve yine kıyafetlerimi birbiriyle uyumlu giyip çıktığımda da aynı gülen yüzle dolaşmak.

7- Nerede olursa olsun kitap'larımı okumak. En çok da ev halimle/salaş/rahat/keyifli bir mırıltıda okumak!

8- Ailemle birlikte mutlu sohbetlerde buluşup, minik kuzularımız S.Buğra ve S.Yekta'yla oynamak, boğuşmak, gülmek, gülmek, gülmek..nefis güzellikteki gamzelerinin çukurlarında boğulmak.

9- Yanımdan hiç ayırmadığım Fotoğraf Makinemle zamanı kıyısından, köşesinden yakalamak ve bu işi yaparken hep içten bir haz'la gülümsemek.

10- Sevdiceğim Onur'un elini sıkıca tutmak, zamansız koşarak arkadan boynuna atlamak, adem elmasına dayayıp yüzümü huzura bulanmak, ve hep "BİZ" olmak!!

11- Dostlarımla buluşmak, kavuşmak için zaman kollamak ve bekleyişin kıpırtılı heyecanı, buluştuğumuzda da yerinde durulmaz enerji ve neş'e dolu dk.lar.
12- Ve elbet "hayatın kendisinde" daha onlarca, yüzlerce minik detayın ardına saklanmış irili-ufaklı mutluluklarım!

hoş 10 dedik 12 oldu yaa neyse.
hadi bakalım şimdi sıra sizde ;)
ayrıca teşekkürler DoDocanım..

17 Mart 2010 Çarşamba

taç yapraklı kızlar! :)

"hadi bakalım!
yarın bu kımıl-kımıl güzelcecik-sıcacık havadan istifade edip,
hoooppp gidelim bir yerlere!
tadını çıkaralım güzel bir çarşamba gününün..
hem Dostane muhabbetler edelim,
hem de bol bol fotoğraf çekelim!!
yihhh-huuuu!!"

diyerek sabah güzel bir kahvaltıda sevgili Dostlarım Selime ve Kadriş'le buluştum
ardından Selime'yi okuluna ve sevgili öğrencilerine gönderirken, Kadriş'i taktım koluma,
doğruca Eskihisar Yoluna!
temiz bir sahil havası, boğucu ve sisli bir Gebze havasından bunalan bizlere bir nebze iyi gelecektir diyerek orayı seçtik.hem yakın da.
bir Fethipaşa Korusu, Mihrabat yahut Emirgan Korusunda yürümeyi, kuş cıvıltıları arasında dinlenmeyi, tatlı-tatlı kitap okuyup sıcak çaylarımızla dostane muhabbetler etmeyi bizler de can-ı gönülden isteriz fekat mesafe dostlar mesafe!
ehh oralara da uğrar en güzelinden dinlenceler yaşarız elbet!
havalar biraz daha ısınsın ve elbet günler uzadıkça uzasın! :)

velhasıl, çok güzel geçti günümüz.eğlendik, güldük, fotoğraflar çektik, coştuk..
hava soğuk yüzünü gösterip iliklerimize kadar işlemiş olsa da iyi geldi ikimize de! :)
bugünün ardında avuçlarımızda kalan bir kaç fotoğraf karesini paylaşmaktan mutluluk duyarım..
yalnız nedense bugün sadece kendimize odaklandığımızı gördüm fotoğraflarda..en çok da bana!
bugün biraz megalomanım gelmeyin üzerime :D

fotoğraflar burdan efendim:










bu resmi nasıl da sevdim..




hiaaaaaaağğğğğğğ!!! :)


istese arkasına saklandığı masumiyetinden fıstık gibi bir "cool girl" çıkıyor yaa..neyse!




atış poligonum..duvara karşı!uuuuu:)





çimenlere yatıp yuvarlanan iki zıpırcık taç.yapraklı.küçük.kız :D







yukarda 5li gruplar halinde uçan kuşlar var..


son fotoyu da kendimiz dışında bir şeyden koyalım bari ;)

gider ayak size bizim dilimize dolanan şu nostalji kokulu şarkıyı armağan ediyorum. Dostluk ve Sevgiyle!

şenay/ sev kardeşim

16 Mart 2010 Salı

pi-la-tes-ssss!*


son zamanlarda sırt-omuz-bel ağrılarım şiddetlendi. [başağrılarımdan dert yanmasam da onlar da devam etmekte, hele ki sabah yürüyüşlerimde temiz sandığım(!) Gebze havasını içime çektikçe bir balyozu yutuyorum sanki burun deliklerimden..ve o balyoz saniyenin onda birinde beynimi yiyip bitiriyor! eve rahatlamış eklem ve kaslarımın yanısıra, zonklayan ve kocaman bir kafa.yla dönmenin garip duygusunu yaşıyorum..pıffff!] :)

sevgili kadrişim bundan 1ay kadar evvel internetten sipariş ettiği pilates topuna kavuştuğunda sağlıklı yaşam adına doğru bir karar verdiği konusunda konuşmuştuk.bu ağrılı dönemim uzamaya devam ettikçe ben de çok kısa bir zamanda bir pilates topuna kavuşma isteği içerisine girdim.bakmayın kısa bir zaman dediğime Der-HaL!

ders çalışma masamın başına günde ortalama 6 saat eğilip kaldığımdan boyun ve sırt ağrılarımı az da olsa dindirmek için yere boylu boyunca uzanıyor ve 15 dk. kadar sırtımı, boynumu, belimi yere dümdüz sererek rahatlamaya çalışıyorum. bu taktiği tiyatro okuyan bir arkadaşımdan öğrenmiştim. provalardan sonra yapmayı alışkanlık haline getirdiği bu rahatlama hareketi adı üzerinde 'gerçekten' insanı feci rahatlatıyor!

kolları, vücudumuzla paralel bir şekilde yere uzatıyor, gözlerimizi de hiçbir şey düşünmeden kapatıyoruz..ehh tabii sakin ve de sessiz bir ortam yaratmak başlıca unsur..siz de şikayetçiyseniz günlük ağrılardan bu hareketi şid-det-le tavsiye ederim..
yalnız benimki artık günlük aşımı geçtiğinden daha uzun ve etkili bir yönteme başlamam gerekiyor.bu durumum da son zamanlarda (her ne kadar -herkes- tarafından yapılıyor olup, işin moda boyutuna giriyor olsa da!ve bu durumdan hiç hazetmesem de!) pek revaçta olan bir sporu tavsiye ediyor bana! PİLATES!
ev-vet! doğru cvp 1.000.000.000 baloncuk değerinde bonusss! :)

programlardan ve gazete-dergilerden gözlemlediğim kadarıyla ve bu sporla ilgilenen arkadaşlarımın görüşlerine dayanarak ağrılarımı dindirecek bu 'sweet sweet remedy' sporuna çok.çok.çok yakın bir zamanda başlayacağım.profesyonel hocaların eşliğinde başlamak kulağa çok hoş geliyor olsa da şuan için bunu karşılayabilecek maddi gücüm olmadığından kendim bir pilates topu, cd'si ve kullanma kılavuzu edinmek istiyorum!

zaten sipariş verince cümbür cemaat geliyorlar tıpış tıpış..ayrı ayrı yazmamın anlamı neydi onu da anlamadım yaa neyse! :)
velhasıl-ı kelam; tez zamanda enn sağlıklı günler için önlem şimdiden alınmalı!
hele ki 23 yıllık hayatı boyunca 2 kez ameliyat olmuş, anemi manyağı, (çok afedersiniz!) çürük kıç.lı bir insanın sağlık için böylesine çırpınmasının haklı nedenine saygıyla şapka çıkarıyorum! :)

can.sıkıcı.bir not:
gazetede içler acısı bir haber okudum!
ve o kadar canım yandı ve o kadar sinirlendim ki!
bu toplumu eğitmek için nasıl didinmemiz lazım bizim?
kalıplaşmış beton yığını kör.moloz düşünceleri nasıl eritmemiz gerek Allah'ım!!!

olay şöyle:
adam karısını 5.kez hamile bırakıyor ve kadıncağız, sanki suç onunmuş gibi, 5.kez kız çocuk doğuracağını öğreniyor. bunu duyan moloz.adam kadına dizboyu şiddet uyguluyor. bu şiddete dayanamayan kadın suç duyurusunda bulunuyor. mahkeme adama 3 ay hapis cezası veriyor. 3 ay sonra -salık bırakıldığında- adam öcünü almak istiyor tabi.kadının da doğumu geliyor aynı zamanda. atıyor arabasına doğuma götürürken kadını yolda yine tartışıyorlar ve moloz herif kadının kulaklarıyla burnunu kesip yolun kenarındaki nehire atıyor!!!
sonra da çevre yoluna bırakıp kadını basıp gidiyor!
kadıncağız bir yandan doğum sancılarıyla yolun kenarında kıvranırken bir yandan yaşadığı olayın acısını çekiyor!
sonrası yoldan geçen vatandaşların yardımıyla hastaneye kaldırılıyor.vs.vs.vs.

ne içler acıtan bir olay bu böyle!
nasıl yanıyor içim,nasıl acıyor?tahmin edemezsiniz..
kalemim takılıp kalıyor durumun vehametini anlatırken!
çünkü o kadar kin ve nefret duyuyor ve acıyorum!
Allah Kahretsin Seni be Adam!-hatta Adam olduğundan da şüphelerim var yaaa..-

"insanlıktan Nasibini Almış" insanlarla karşılaşmak dileğiyle efendim!

15 Mart 2010 Pazartesi

atlıkarınca.


[tarih çalıştım]
başım dönüuüüüyor,dönüüüüyor..
kafam bir milyon olmuş,
dönüüüüyor, dönüüüüyorr..

uyumadan evvel bir blog arası..
sevgili Fecri Ebcioğlu'ndan Atlıkarınca isimli parça, an itibariyle baş'ı 1 milyon olan ve döneeeennn-döneeeenn-döneeeeennn herkeslere nostalji tadında gelsin..
buyrunuz efendim;

Atlıkarınca.

14 Mart 2010 Pazar

parayla saadet olur mu?bence BAL GİBİ olur!

son zamanlarda 'para' sorunsalı gündemimi hayli meşgul etmekte. sanmayın ki; 'bu kızın derdi zoru paraymış, peeehhhh!!' hayatın nasıl da para üzerine kurulu olduğunu tekrar tekrar görüp, hayretler içerisinde kalıyorum. aslında şaşırmama gerek yok. bundan 24 yıl önce de böyleydi, milenyumu 10 sayı farkla ardımızda bıraktığımız 'şuan'da da böyle. yani bu işi Lidya'lılar ortaya çıkardığından beri hep böyle!

fekat, bu durum sanki günümüzde daha başka bir boyutta bir aşamayı göstermekte. yiyip-bitirilen-yutulan-sömürülen-her bir cinsten.

sokağa adım attığın andan itibaren, ilk anda hissettiğin şey ya pantolon cebinin yahut allı-morlu-çiçekli-böcekli cüzdanının az ya da çok kabarık olması ve bu şişkinliğin seni tarifsiz bir güven duygusu içine sokması!

No Money, No Life!
just like;
No Pasaport, No Romania! [im juli]
or;
No Haşhaş, No Vitamin! [grup vitamin]

çocukken hep hayal kurardım.(başka işimiz var mıydı?) bir para ağacım olsa, yılda dört mevsim açsa, ben her mevsimde tonlarca hasılat yapsam, paracıklarım hiç bitmese!

sonra, böyle fantastik hayalleri ardımda bırakarak para biriktirmeye başladım. ilk pramı cam bir kavanozun içinde saklıyordum. doldukça anneme veriyor, o da bana elbise, potin, ıvırcık zıvırcık şeyler alıyordu. ehh elbet bir kısmını da kendime ayırıyordum..kırtasiyeden renkli el.işi kağıtlarına, resim defterlerine ve boya kalemlerine yatırıyordum onları..bir de 'Kadın Bakkal'dan sarı 1liralarla ambalajlanmış çikolatalardan alıyordum.

(geçen gün mahalle bakkalımızda karşılaştım bu çikolatalarla. hemen bir avuç dolusu aldım.nostalji babında açıp açıp yiyor mutlu oluyorum :)

derken birgün babam elinde bir 'iş bankası kumbarası'yla çıkageldi. o gün bugündür para biriktirmek benim için ayrı bir zevke dönüştü.belki şuan hemen yanıbaşımda babamın getirdiği kumbara yok ama olsun, sevdiceğimin hediyesi Garanti Bankası kumbaramla işimi gaaayet güzel görüyorum :)

Neyse fazla sapmadan konuma döneyim. Paranın hayatın merkezi sayıldığını anlatan ninnilerle büyümedik elbet! Hatta önemsizdi para, (afedersiniz!) sümük atılmayacak değerdeydi. Parayı Richie Rich'ten, Varyemez Emmi'den göre göre kavradık. Büyüdüğümüzde de ne halt olduğunu!
şimdii onsuz hayat yok, pasaport yok, Romanya yok, vitamin dolu keyfler de yok! Varolan sadece 'dirty money' kıvamındaki hayat! Mayası eksik-fazla ama o olmadan hamurun tadı yok!

Belki dünyanın bir yanı çılgınlık derecesinde har vurup harman savururken ellerinin kirini, bir yanı açlık sınırının altında kıs.kıs.kıvranıyor olabilir.(-ebilitesi yok!Gerçek ne yazık ki böyle!)
Şaşkınlık ve derin üzüntüyle şahit olurken tüm bu olanlara, kendim için dilediğim bir tomar para değil tabii ki!
elzemlerimi ve biraz da keyfimi ve hobilerimi karşılayabilecek kadar bir miktar.
Bencilce evet ama benim için ve herkes için!
ve bu da mutluluğumuz için en sağlam ve güvenilir kaynak!

Şimdiiiii...
Yanılıyor olabilir miyim?
Parayla saadetin olmadığı hususunda..

Bu yazıya yakışan elbet pek çoğumuzun bildiği Money, Money, Money şarkısıdır!
eğlenerek dinleyin ama olur mu? ;)

P.S. Birgün kloset kapağımı, içinde milyonlarca liradan (USD, Euro,vs.) oluşan şeffaf bir kapaktan yaptıracağım. Ve her oturuşumda yüzüme en pis gülüşümü yerleştirip, sifonu çekerken de kahkahayı koyverip yoluma gideceğim!
yaş-şa-sın-! kö-tü-lük-!
nı-ha-ha-hahaaa!! :)

13 Mart 2010 Cumartesi

out of order.


şiddetli bir baş ağrısından ötürü dersanedeki dersi dinleyemedim bile doğru dürüst..erken çıkıp eve geldim..yorgunum güzel ve kımıl kımıl havaya inat.bu belki de tatlı bir bahar yorgunluğudur.ben yanlış anlıyorum, bilemedim.

şuaralar evde kalıp, eksik tüm konularımı tamamlayıp, bol bol kitap okuyup, izlemeyi ertelediğim filmlerim sırasıyla izlemek istiyorum..yalnız önce şu baş.ağrısından kurtulmam gerek!der-hal!


kendime hastası olduğum Edith Piaf'tan non Je ne regrette rien şarkısını armağan etmeden gidemicem :P

paylaşım esaatır efendim sizlere de gelsin ;)

12 Mart 2010 Cuma

equality.


bütün kitaplar eşittir
ama bazı kitaplar diğer kitaplardan daha eşittir.
tıpkı,
bütün hayvanların eşit ama bazı hayvanların diğer hayvanlardan daha eşit olması gibi..
Turhan Selçuk'a derin saygı ve rahmetle..
photo by deviantart.

10 Mart 2010 Çarşamba

ayçöreği, çocuk sevinci*

sakin olduğu kadar bıcır-bıcır günlerle de doluyum..
yanımda 2 minik kuş cıvıldayıp duruyor sürekli..birinden agulama, babıldama, gıgıldama sesleri çıkarken diğerinden envai çeşit soru yağmuruna tutulmanın keyfini sürüyorum..evet belki biraz yorucu oluyor bu durum, örneğin ders çalışma programıma buaralar ket vurulmuş olsa da bu haftayı zaten gözden çıkarmışım, tadını çıkarıyorum minik yavrucuklarımın ;)

bir yandan da işlerimi hallediyorum.KPDS sınavı için istanbul'a gitme işimi Gebze'den halletmenin kolaylığı, halk kütüphanesine gidip sessiz-sakin ders çalışmam, George Orwell'ın nihayet bitirdiğim kitabı Hayvan Çiftliği üzerine düşünüp düşünüp durmam ve etkisinden halen kurtulamamam, sabah gazetesini 19 kupona verdiği 2adet 500lük yap-boz (bir tanesi çok özel bir dostuma;) için kupon biriktirmenin eski zamanları anımsatan güzelliği, sıcak adaçayı-yeşil.çay-papatya çaylarını lüpür-lüpür mideme indirmenin tarif edilemez mutluluğu, arkadaşlarım için postalayacağım hediyeler ve mektuplarla haşır-neşir olma, evdeki kuzularımla türlü oyunlar oynayıp-küçüğün bebek kokusunu ve hafifliğini her yanımda hissederken büyüğüyle boğuşma, ve diğer pek çok minik detayla geçmekte zamanım..

herşey yolunda ve güzel..
dilerim herkes mutlu ve hoştur, cilloptur, fevkalade'dir! :)
güzel bir şarkıyı mırıldanıp duruyor dudaklarım..
seni seçtim;



hayata dair anktodlardan biri..çok beğendi yeşocan bunu :)



buaralar sabah kahvaltılarımın vazgeçilmez lezzeti..içindeki kuru üzümlere ve portakal kabuklarına bay-yı-lı-yo-rum-! :)



benim minik kualam..lunapark'lar o'nu da teyzesi kadar mutlu ediyor :)


7 Mart 2010 Pazar

happy weekend!






hayal kahramanım..yanımdaki mutlu çocuk.


keyifli bi pazar günü!
toz pembe gözlüklerimi taktım gözüme, mutlucuk oyunlar oynuyoruz..hava sıcak, serin, soğuk..üçgeninde gitti-geldi gün boyu..yanmda sevdiceğim olduğundan sıcakken de bırakmadım elini, soğuk olduğunda da sokuldum iyice daha sıkı tuttum.güzel bir pazar günüydü. şirin bir mekanda pazar kahvaltısı, trenle yolculuk, sinema.
her zaman demişimdir sevmem ben bu tarafları diye..
sevdiceğim de hak verdi yine bana..
o da sevmedi..
ama olsun yanımızdaydık birbirimizin ve bu herşeye değerdi..güzel geldi, ilaç oldu.

kaç gündür gitmek istediğimiz 'eyvah eyvah!' filmini izleme şansına erebildik en nihayetinde..keyifli bir filmdi..izlerken gözlerim doldu Ç.kale'den hele ki Bozcaada'dan sahneleri gördüğümde..aman da nasıl özlemişim ben güzelim şehrimi!
aman da ne hoş anılar bırakmışım ardımda, ne hoş dostlar edinmişim avuç avuç..
lütfen gitmediyseniz henüz, ömrünüzde bi kez olsun düşsün yolunuz şu güzel cennete..sonra bana da hak vereceksiniz inanın..dokunulmamış güzelliği, pırıl pırıl ege'si, sıcacık ve rüzgarlı tepeleriyle meşhur bu güzel şehri tavsiye edenlerdenim..gidecek olursanız bana haber edin ki size hoş bir rehberlik yapayım..tarif konusunda üzerime yoktur..nerede ne var?hepsini en nezihinden, en gözdesine tek tek bilirim ;)
neyse konuyu fazla dağıtmadan demeliyim ki; bu film hoş ve eğlenceli..Demet Akbağ yine konuşturmuş oyunculuğunu..tavsiye ederim ;)


geçen gün denizcanımla da veda filmine gitmiştik, anlatmayı unuttum:(
filmin ikinci yarısında, Fikriye'nin öldüğü sahneden sonra gözümden yaş eksik olmadı..o kadar duygulandım ve o kadar etkilendim ki filmi tüylerim diken diken izledim.Zülfü Livaneli'yi ayakta alkışlıyorum..böyle güzellikleri sinemada, işini iyi bilen kişilerin eserleri olarak görmeye ihtiyacımız var..bu filmi de seyretmeli bence..


hoş, sakin ve keyifli bir gün geçirdik sevdiğimle..mutluyduk ikimizde :)

bu hafta yoğun bir tempo beni bekliyor..dersaneye gidip-gelicem, çarşamba günü istanbul üniversitesine gidicez kadrişimle(KPDS sınav başvurusu için), ablacım ve sevimli bebişleri misafir olacaklar bize, tamamlamam gereken pek çok iş var onları hale-yola koymak istiyorum daha fazla aksatmadan..derken yoğunluğum fazla hissedilir olacak..biraz soluklanma zamanıdır diyorum kendime ;)

günü sıcacık, yumuşacık bir şarkıyla bitirmek istiyorum..buyrunuz efendim:

Louis Armstrong/what a wonderful world!

6 Mart 2010 Cumartesi

benimle oynar mısın?*


günlerden yağmurlu ve soğuk bir cumartesi günü.yeşocan, dersane için evden çıkar.saat 07:32.tıklım tıkış, alıp-verilen nefeslerin camları dışarı göremez edecek kadar buğulandırdığı ve radyoda "kıl dönmesi" tedavisi üzerine verilen reklamların cingle'ı eşliğinde hoppidi-hoppidi gider dersine.saat 08:05.derse yine 5dk.geç kalır..oooowww çoookkk feciiii!!! :(

sevgili eğitim bilimleri hocası afyonu patlamamış gençleri, sabah sabah esprileriyle -hıhı- güldürmeye çalışırken yeşocan da öğretmenler odasından bedavaya içtiği paşa.çayı kıvamını biraz geçmiş çayını yudumlar, bir taraftan da ayçöreğinin içindeki kurumuş meyvelerin tadını çıkararak yer..bundan da büyük zevk alır..

toplamda 3saat ders işlenir..ve sevdiceğiyle buluşma planlarıyla evden biraz daha allanıp-pullanıp-süslenerek çıkan Yeşocan, planın iptali üzerine omuzlarını düşürerek ayrılır dersaneden..saat 10:30.yaklaşık 3 haftadır görmediği dostu kadriş'i görme isteği uyanır içinde ve telefonla bıdı-bıdı konuşup pendik'e yollanır..orda dostu'yla pazar gezmesi yaparlar..mağazaları dolaşıp -fiyatların uçmuşluğu- üzerine dedikodu yaparlar ki hele sevgili Koton'un yeni sezon t-shirt lerinin fiyatlarını 49 tl(!) görünce dudaklarında kocaman bir uçuk çıkar!

halbüki gerçek şudur ki o t-shirt zımbırtısı 49tl edemeyecek kadar pahalıdır!

tren yolculuğu her zaman olduğu gibi yine yorar iki dostu.geri dönüşte gözleri kapandı kapanacak derken yeşocan bir durak evvelinde iner banliyö'den ve eve yollanır..

ve dışardaki gün biter..
kulaklarımızda günün şarkısıyla birlikte..
saat 17:05.






aslına bakarsanız, tüm gün boyunca işte aynen böyle bir haleti ruhiyedeydim..


ama küçük.dostum (hatta kendi tabiriyle dediği şu -biz,"minyatür insancıklar"-) mutlu ve umutluydu..rengarenk gök.kuşağım benim :)

5 Mart 2010 Cuma

istanbul pas constantinapole! :)

ha-ha!
güzel bir beylerbeyi faslını daha ardımda bırakırken, cebimde gülücüklerim, kesemin içinde fotoğraf ve anı'larım, gönül gözümde de sevgili dostum Denizcanım'ın hoş-sohbet muhabbeti kaldı..öyle rahatladım, öyle enerji dolup taştım ki..çok iyi geldi bana Denizcanım ve ailesiyle geçirdiğim şu 2gün.çok eğlendik, çok güldük..gezdik yine istanbul'u tıpır tıpır..şansımıza hava da öyle güzeldi ki..bir kez daha mutlu oldum..

geçen zaman içerisinde yaşadığım kötü olayları da ardımda bırakmış olmanın keyfini bütün uzuvlarımda hissediyorum..değmeyin keyfime, mutluluğa..değecekseniz de içten ve derinden bir 'maş-şal-lah!' çekin de nazarlar değmesin mutluluğumuza..ve en güzeli de tabi aynı mutluluğu sizler de yaşayın..can-ı gönülden dilerim bunu ;)

şimdiii..geçirdiğim güzel zmandan mutlu.mutlu kareler paylaşmak ister gönül..buyrunuz efendim:


işte benim sevgili dostum denizcanım :) yollarımızı kesiştiren kadere şükürler ederiz..mutlu oluruz :)


herzamanki modumdayım..mutlu ve enerjik can..can..Yeşocan!

beylerbeyi güzel mekandır..sıcaktır..ve boğaz'a çok yakındır..ben de orayı çok severim.ama denizcanlarımı daha çok severim..



yemek sonrası kahve molası!(yalnız, mide ağrılarımdan ötürü çok sevdiğim Türk kahvesini içememenin derin hüznü içimdedir.)



Sevgili Nilgül teyzecim, keyfimize keyf katmak için şömineyi tutuşturur ve içimiz, dışımız, her bir yanımız sıcacık olur :)


packman denizcan:)sevdiceğini yutmaya çalışırken(!)



ehehe:)nilgül teyzecimle gecenin valsini Historia de une amor şarkısıyla yaptık.çok da eğlendik ;)



sabah mahmurluğunu bu manzara eşliğinde atmanın tadı bir başka olur ;)



ihihi:)mutlu dostlar!

hadi kalkıp eminönü'ye gidelim..kuşları, kargaları, güvercinleri çekelim ;)



cool girl!

yeşocan'dan yakaladığımız kareler:





kuzu.kuzu meeeee :)


küçük.mutlu.kız I
birazcık daha büyük.mutlu.kız II



geri dönüş yolunda yüzümdeki mutluluğu tarif etmenin mümkünatı yok!





ve istanbul'un gülen yüzü..





velhasıl-ı kelam dostlar, en dolu enerjime ve heyecanıma kavuştum tekrardan..bozulmasın inşallah :)