21 Ekim 2015 Çarşamba
es.
Tam blog yazısı için bilgisayar başına oturduğum an Neva yan odada gece uykusundan uyanır ve cümleler başlamadan biter :)
28 Ağustos 2015 Cuma
yaz biterken..
Sene 2015. Mevsimlerden yaz. Aylardan Temmuz. Aşağıda görünen minnoş kızım arkadaşı Cemre'nin Tekirdağ'daki doğumgünü kutlamasında.. Fotoğrafın şeceresi olsun bu açıklama. Boncuk gözlerinden öperim seni güleç yüzlüm, biriciğim, Nevam!
Yorucu geçen bir yaz tatiliydi.. İş yapmaktan değil yorgunluğumuz miskinlikten. Arada kaçıp uzaklaşmaktan bu miskinlikten. Tatile çıkıp dönmekten. Yol katetmekten. Nevamızın peşinde bir o yana bir bu yana koşturmaktan. Yeni sezona hazırlanmaktan. Derken Eylül'ün kapıya dayanması bile başlı başına bir yorgunluk hissiyatı değil mi? Şanslıyız ki tatilimiz 1 hafta bonusla uzadı.. Bayram öncesi ve sonrası derken cepte ekstradan bir 15 günümüz var.. Eylül'den korkmaya gerek yok.. Ekim'e erteleyelim korkuları :)
Ramazan ayının yaz mevsiminde yaşanıyor olması biz oruç tutanlar için koskoca 1 ay bir yere kıpırdayamamak anlamına geliyor. Sonrası bayram telaşı, dostlarımızın düğünü derneği, tatil derken cidden bir şey anlamadan bir koca yaz mevsimini daha deviriyoruz.. Son günlerinden yakalayıp tutmalı iki satır not etmeli.. Sonbahar başlamadan yaz sıcağından bir fotoğraf paylaşmalı dedim..
Nevamız full enerjik maşallah!
Kıpır kıpır minik boncuk..
Şu an tam 14 ay, 8 günlük..
Yaşını devireli 2 ayı geçmiş..
Ne hız aman Allahım!
Doya doya yaşamak istiyorum onunla her anı..
Büyümesini seyretmek muhteşem bir şey!
Büyüdükçe katmerlenen sevgiye ne demeli pekala?!
Daim olsun, sonsuz olsun..
Çok yaşasın, sağlıkla mutlulukla!
Yoğun bir döneme girmekteyim aslında..
Yaz tatili boyunca durağan olan fotoğraf çekimlerim Ağustos sonuyla birlikte ani bir uçuşa geçti..Her hafta sonuna denk gelecek şekilde bir çekim programım var..
Okulların açılması bu yıl 1 hafta ertelendi ama biz 1 Eylül'de yine iş başı yapıyoruz tabii.. Seminerlerimiz başlıyor.. Arada ufak bir mola olacak ama hemen ardından tam gaz yeni eğitim/öğretim yılımız başlayacak..Bu tempoya nasıl ayak uyduracağımı şu an bilmiyorum..Elbette bir yerden başlayacağız lakin insan tereddüt ediyor, panik oluyor, korkuyor..
Başta sağlık, direnç, sabır ve güç diliyorum elbette!
ve sonra yarın Nevamı babasına emanet edip Burdur'a fotoğraf çekimine gidiyorum..
İçimdeki duyguları tarif edemem..
Nevamdan 1 yıldır hiçbir gece ayrılmadım..
Bu ayrılık ikimizi nasıl etkileyecek merak içindeyim..
Ben bir haftadır kızıma sarılıp sarılıp ağlıyorum orası bir kesin..
Beni hala emmeye devam eden biriciğim ne yapacak yokluğumda ahh!
Bunun da üstesinden geleceğiz..
Hayırlısıyla gidip dönmek nasip olsun kızıma yeter!
Böyle daldan dala geçişler yaparak yazdığım bir yazı olsa da ses etmek iyidir iyi :)
9 Temmuz 2015 Perşembe
Sen Çok Yaşa Boncuk Nevam! :)
Biricik kızımız Nevamız dünya üzerindeki 1 yılını koşturmalı, keşifli, çığlıklı, baba'lı mama'lı, diskolu ve daha yüzlerce mini minicik öğrenme adımlarıyla doldurdu.. Anneliğimin ilk 1 yılını başarı ve mutlulukla tamamladığımı da belirtmeden geçemicem :) Çok şükür her şey yolundaydı bu bir sene içinde. Birkaç kez bronşit ve soğuk algınlığı dışında çok aşırı zorlandığımız bir süreç olmadı Nevayla.. Ona uyum sağladık, planlarımızı, gezmelerimizi, pek çok şeyimizi ona göre yaptık.. O da bizimle yaşamaya uyum sağladı.. Birlikte yaptığımız her şey artık biz oldu.. Zor yönleri de vardı kolay yönleri de.. Her şeyden evvel onun dünyayı tanımaya çalışan küçücük bir insan yavrusu olduğu düşüncesiyle hareket ettik hep.. Kimi zaman zorlandık ama kendimizi toparlamayı gayet iyi bildik.. Özellikle de bir anne olarak ne kadar güçlü bir insan, kadın olduğumu Nevayla anladım.. ve her anneye teşekkür ettim, şükrettim dünyadaki varlıkları için..
Neva çok başka bir dünya!
Neva çok başka bir duygu!
Neva çok başka bir insan!
Onu çok çok seviyoruz..
ve hep dua ediyorum Rabbim onun eksikliğini yaşatmasın bize, hep var olsun ve çok yaşasın diye!
Amin.
Tam bir yaz bebeği benim kızım.. Geçen yıl serin ve bulutlu bir Hazirandı doğduğu gün.. Bu yıl bilakis muazzam bir sıcak ve tatlı tatlı esen rüzgarda kutladık doğumgününü.. Ramazan ayının ilk haftasına denk geldi bu özel gün. Bizler de tüm sevdiklerimize uysun ( oruç tutan/tutmayan herkes için) diye bir hafta evvelinden erkencecik kutladık yeni yaşını..14 Haziran Pazar gününe denk geldi. Evimizin önündeki çamlık parkta kendi çapımızda sevimli ve samimi bir alan yaptık.. Sandalyeler getirttik süslemeler yaptık.. Herkes keyifle çayırlara yayıldı.. Sohbet muhabbet keyifli bir kutlama oldu bizler için.. 20 Haziran cumartesi günü de gidip kızımıza doğumgünü hediyesini aldık (Oto koltuğu ve baston puset :) Fatih Saraçhane'de kırlarda çıplak ayak koşturduk oynadık.. Kemerlerde hatıra fotoğrafı çektirdik.. Gösterişten ziyade anlamı özel bir kutlama oldu bizler için..Gösteriş diyorum zira günümüzde (2010 lu yıllar) her şey fevkalade gösterişli ve ticari amaç güdüyor.. Az ve öz, birilerine bir şeyleri kanıtlamaya çalışmaktan çok hatırda güzel kalsın dediğimiz incelikleri olan bir etkinlik daha güzel geliyor bize.. İlk yaş günü olmasının da katkısı büyük tabii.. Her şeyi sade ve özenli yaşamak daha anlamlı aslında zaman geçtikçe.. Hoş bu hep böyle oldu bugüne dek.. Velhasıl, sevdiklerimizle güldüğümüz, yiyip içtiğimiz, Nevamızın parkta çılgın çığlıklar atarak eğlendiği güzel bir günden geriye birkaç güzel fotoğraf kaldı.. Terzi yine kendi söküğünü dikemese de Nevamın bir tane fotoğrafı olsun yeter dediğim bir çekimden geriye kalanları paylaşıyorum biraz geç olsa da :)
Birlikte nice güzel senelerimizi yaşlarımızı kutlayalım Canım Nevam! Seni çok seviyorum :)
8 Mayıs 2015 Cuma
tiring May, welcome!
Mayıs ayı yoğun geldi..Tatille geldi ama bir sürü işi gücü de peşinde sürükledi desem yalan olmaz..
Defter, notlar, kalem, planlar, eksikler, yapılacaklar, minimalist olma çabaları, fazlalıklardan kurtulmak için yapılacaklar listesi, Neva'mın yaklaşan doğumgünü hazırlıkları, badana boya işleri, bahar temizliği ve daha hatırlamadığım bir sürü şey!
Gözümde büyüyor hepsi. Ama bir yerden de başlamak zorundayız.. Not alarak, planlayarak, hesaplayarak yapmamız lazım ama.. Çok iş olunca nereden başlamam gerektiğini yazarak belirlemem lazım. Artık eskisi gibi aklımda tutamıyorum her şeyi. Anne olduktan sonra kafam binbeşyüz parçaya bölünüyor. Ve evet bunu unutmamalıyım dediğim şeyi bir saat geçtikten sonra bakmışım ki unutmuşum.. Sürekli notlar tutmak zorunda kalıyorum.
Hevesle başladığım birçok şeyi tamamlayamıyorum. Yarım bıraktığım işlerden de utanıyorum. Bu akşam yapacağım dediğim işlerim yorgunluktan ve uykusuzluktan ertesi güne, ertesi güne ve sonraki ertesi güne kalmış.. Evde yardımcım yok. Her işe kendim yetmeye çabalıyorum. Annem Neva'ma bakma konusunda yorgunluğumu hafifletiyor ve sağolsun/varolsun yemeğimi az çok da olsa ev işlerime yardımcı oluyor.. Ama insanın düzeni kendinden soruluyor bu yüzden tamamlayıcı olan kişi ben oluyorum. Ee bir yandan da okul ve okul işlerim olunca ahtapot gibi hissediyorum kendimi. Bir anda bin parçaya bölünmek diye buna diyorum. Şikayet değil ama yorgunluk bahsettiğim şey. Ciddi anlamda yorgunum. İyi hissetmeye çabalıyorum kendimi. Ufak tefek bakımlar, bir küçük fincan kahve, iki satır cümle kitap derken tazeleniyorum ama. Bir de fırsat buldukça kaçıyoruz şehir kalabalığından. Nisan ayında Bursa seyahati, Mayıs ayında Marmara Adası arada bir soluk alıp kendimizi daha da iyi hissetmemizi sağlıyor. Ahh konu nereden nereye geliyor değil mi?
Neva'mız da büyüyor bu arada.
Artık tıpış tıpış yürüyor benim minnoş kızım.
Maşallah ona!
Sağlık, sıhhat, güç ve kuvvet dolu nice güzel günlerimiz olsun..
Ben şu yoğun Mayıs ayını hayırlısıyla atlatabileyim..
Sonrası günlük güneşlik :)
26 Nisan 2015 Pazar
neler oluyor hayatta?
Standartiz.
Her şeyiyle standart, benzer, klişe, normal bir hayattayız.
Yüzündeki makyajı temizlemeye üşenen, bir bardak suyu kalkıp doldurmayan, tv.deki saçma salak prog.la vakit öldüren, gidişattan dem vurup sus pus kalan bir haldeyiz.
Hayatın tek ve umutlu yanı var o da dört harfli: NEVA.
Teselli cümlesi değil bu hakikat!
Onun sabah kıpırdanışlarıyla uyanmak, gün içinde bitmek bilmez coşkusuna ayak uydurmaya çalışmak, "Yakaladım ben seni şimdi" sesleriyle peşinden koştuğumda geri baka baka heyecandan çıldırırcasına yürümeye hatta koşmaya çalışmasını pırıl pırıl gözlerle seyretmek, yemek yediğinde "Amaaannn olsun yeme bebeğim sonra yersin." deyip tabağı buzdolabına kaldırmak, ben oturma odasında koltukta bir şeylerle meşgulken onun oyuncaklarıyla sessiz sakin ama büyük bir ilgiyle ve merakla oynamasınu göz ucuyla takip etmek, omuzlarıma alıp onu koştur koştur evin içinde dans etmek, şarkı söylemek, disko disko nağmeleriyle kudurmak, fotoğrafını çekmeye çalışmak (!! : evet artık fotoğraflarını çekmek eskisi kadar kolay değil, kameraya sürekli uzanan 2 minik meraklı el var çünkü karşımda artık!) ve aklıma daha gelmeyen bir sürü şey..
Bunlar daha evvel yaşamadığım türden hakikatler işte..
Hayatımdaki en güzel rengim o.
17 Nisan 2015 Cuma
recently..
Nevamızın 6.dişi baş gösterdi..Huysuz mu huysuz..Mızmız mı mızmız..Sürekli kucakta minik bir koala yavrusu maşallah..Güldürmek için çılgınca çaba sarfediyoruz fakat bana mısın demiyor..Bu da normal bir süreç tabii ki..Dileğim en kısa zamanda kendini toparlaması kızımın..Onu mutsuz ve huysuz görmek çok üzücü..Normalde inanılmaz keyifli, eğlenceli ve mutlu bir bebekken bu hallerini yakıştıramıyor insan..
Pazartesi günü [20 Nisan] tam 10.ayını doldurup 11.ayına girecek mini minnoşum..Neredeyse yaşında diyebilirim..Bebekliği yavaş yavaş ardında bırakıyor böyle aylar geçtikçe..Büyüdükçe diyorum ne çabuk geçiyor zaman ve klasik anne lafı sanırım ama her an bir önceki anını özlüyorum..Tuhaf bir özlem bu..
Canım benim..
Sağlıkla, sıhhatle büyümeye devam etmesinden başka dileğim yok ki!
İyi ki var hayatımda!
Son zamanlarda internetle çok fazla haşır neşir olamıyorum..Belki telefondaki platformlarda hızlı bir gönderi, ileti yahut göz atma halleri dışında şöyle araştırıp okuyayım bakayım dediğim bir şey yok..Blog adına yapabileceğim o kadar çok şey varken hiçbir şey yapmamış olmam yine benim hayıflandığım bir konu..Anlatacak bir sürü olay, paylaşacak zilyon tane fotoğraf ve video varken elim kolum bağlanmış şekilde yaşayıp gidiyorum..
Bir de fotoğraf işleme yetimin daha aktif hale geçmesi gerekiyor sanırım..
Örneğin geçmiş aylardaki konser etkinliklerim, dostlarımla buluşmalardan geriye kalan güzel anılarım, bebeğim Nevamın şapşik hallerinin fotoğrafları/videoları ve daha onlarca güzel şey!
Biriktikçe birikiyor ve dağ gibi olunca da hadi başına geçip yazayım paylaşayım demeye vakit kalmıyor..
Her şey zamanında paylaşıldığında güzel..
Mesela geçen hafta Bursa'ya Zuzum'a ziyarete gittik..
Merviş, Cemre, Neva ve ben erkenden çıktık yola..
Kızkıza harika vakit geçirdik..
Yorucuydu ama feci keyifliydi..
Paylaşacak ne de güzel şey vardı..
Ama fotoğrafları ve videoları telefondan bilgisayara atmak onları düzenlemek ohooo derken bir bakmışım Bursa yazısı rafa kalkmış..
gibi gibi gibi..
2 gün sonra doğumgünüm..
Küçükbey özel bir plan yapmış..
Bakalım ne çıkacak sürprizden! :)
Buraya yazayım da en azından bu konuyla ilgili bir yazı yazma sorumluluğum olsun değil mi yah! :)
Yakında bir kaçış planım daha var..
Onu illa ki yazıcam ama rahat ol!
Şimdilik Nevamın ilk ayağa kalkıp koltukta tutunduğu zamandan mutlu bir fotoğrafını koyayım da ortalık biraz şenlensin..7 aylık burada minnoşum..Canımmm! :)
27 Mart 2015 Cuma
Güzel Nevamız 9 Aylık!
Uzun uzun yazmaya ne zaman vakit bulabileceğim ben diye diye geçip gidiyor oysa ki günler su gibi ve geride ne tek bir satır yazı ne de hikaye kalıyor..Varsa yoksa fotoğraf ve video. Onlar da elenip düzenlenip dosyalanıp tarihlerine göre ayrılmayı bekliyor..Ahh tembellik! Ahh meşgaleler!
Nevamız 9 aylık oldu tam bir hafta önce..Bu fotoğrafı 20 Martta çektim..Her ay dönümü gününde hatıra bir fotoğrafını mutlaka çekiyorum kızımın..Belki konseptli belki konseptsiz..Ama mutlaka alıyorum elime makineyi ve diyorum "Hadi kızım giyelim temiz çamaşırlar da bir tane fotoğrafın olsun bugüne dair!" Modu genelde isteksiz oluyor..Giysi değiştirme seanslarımız ağlamalı geçtiği için fotoğraf çekileceği zamana mızmız bir minik kalıyor..Ben kıvrıla büküle bir şeyler yapmaya çalışıyorum..Yukarıdaki fotoğrafın da yine böyle bir hikayesi var..Hatta fotoğraflarını çekmek için cebelleşirken aynı zamanda arka plan videolarını çekiyorum ki büyüdüğünde görsün minnoş ne hareketli ne zahmetli bir model kendisi ^_^
9 ay ve yaşadıklarımız..
Biriktirdiğimiz hikayelerimiz..
Kahkahalarımız, şaşkınlıklarımız, alkışlarımız..
Büyüyorum tekrar onunla..
Yeniden öğreniyorum hayatı canım kızımla..
Hep onun boyuna eğilip öyle konuşuyorum..Ayak diplerimde dolandığında kendimi kötü hissediyorum..Ona tepeden bakmak hoşuma gitmiyor..Değişik bir his belki benimki tuhaf gelebilir başkalarına ama ben elimden geldiğince onun boyunda onun yanında hareker ediyorum..[Mutfak telasesinde arada kaynayabiliyor :( ]
Velhasıl, ciddi anlamda mutluyum onunla ve hep sen çok yaşa Nevam! diyorum..
Allah onu hiiiç eksik etmesin başımızda yanımızdan yöremizden!
Nice 9 ayları beraber karşılayalım inşallah! :)
Ahh nasıl seviyorum seni ahh!
8 Ocak 2015 Perşembe
2015ten bildiriyorum..
Yeni yıl geldi. Bu da 2015in ilk yazı görünümlü kaydı olsun. Bu fotoğrafı paylaşıp uyumaya gitme planlarım var..Zira 5 saatlik bir geceden kalmayım ve sabah 7de uyanıp günlük meşgalelerle hayatıma 2015in 8 ocağında kaldığım yerden devam etmem gerekiyor. Güzel detaylar var bu fotonun arkasında. Anlatıcam uzun bir vakitte. Fotoğrafın pikselinin kötülüğüne diyecek sözüm yok. Marie beni yılbaşı gecesi yalnız bıraktı ufak bir arızalanmadan ötürü. Bu sebeple telefonla birkaç kare çekim yaptık. Elbette içime sinmedi ama hiç yoktan iyidir deyip züğürt tesellisine yoruyorum bu halimi..
Kar yağışlı bir Ocak ayının 8.gününde bebeğim Nevam 6 ay 18 günlükken selam eder, yine daha uzun ve daha özenli bir blog kaydı gireceğimin sözünü verip tıpış tıpış uykuya giderim. Byes!
31 Aralık 2014 Çarşamba
happy new year 2015!
Geçen yıl, yeni bir yılı karşılarken evimden 1531 km.uzaktaydım. Ailemden, sevdiklerimden, dostlarımdan, alışkanlıklarımdan, evimin huzurlu keyfinden ve daha onlarca aşina olduğum ve vazgeçemeyeceğim şeyden çok uzaklardaydım. Evet, bulunduğum yerde de çok güzel insanlarla birlikteydim hatta çok da keyifli bir gece geçirmiştik hep birlikte ama işte insan ait olduğu yeri istiyor hep. Hele ki hamile ve eşinden uzaksa yeni bir yılı karşılarken istediği tek şey sevdiği adamın yanında olmasıdır elbet. Velhasıl, acısıyla/özlemiyle/sabrıyla/tattırdığı bambaşka deneyimleriyle/uzaklığıyla/yakınlığıyla/ve yaşanmışlık haneme eklenecek yüzlerce farklı ve güzel şeyle 2014 yılını da yedik bitirdik. Yorgunluğu elbette var! Hele ki benim üzerimde ekstra bir yorgunluk, ekstra bir bitmişlik var. Bu sebeple 2015ten yana çok umutluyum ve heyecanlıyım.
En önemlisi bu yeni yıla sevdiğim adamla ve sahip olduğumuz gözbebeğimiz Nevamızla girecek olmanın mutluluğu tarifsiz. Ailemizin de sağlığı sıhhati huzuru yerindeyse demektir ki yeni bir yıla keyifle girmek için her şey hazır!
Kendime sözde geçen yıl söz vermiştim `daha çok yazacak, daha çok paylaşacak, daha çok anlatacaktım. Planlı ve programlı olmaya daha çok dikkat edecek, üzerime çöreklenip kalmış ölü toprağından en kısa sürede silkinip kurtulacak, daha çok üretken ve aktif bir yıl geçirecektim. Yapamadım ya da şöyle diyeyim istediğim gibi olmadı. Çetelesini tutamadım 2014 ün fakat şöyle bir bakınca görüyorum ki aynı tembellik, aynı plansızlık, aynı uyuşukluk devam etmekte tüm hücrelerimde. Senenin ilk yarısı Mayıs'ın 23üne dek evime gidicem, Iğdır'dan kurtulacam, bebeğime kavuşucam heyecanıyla geçti. Haziran'ın 20sinden Aralık'ın 31ine dek de full time Nevamlayım. Aynı yatakta, aynı kanepede, aynı masada, aynı yastıktayız. 6 ay 11 gündür yanımdan ayırmadığım (Zaruri işlerim dışında) dünyalar tatlısı, ballısı, lokum tanesi bir kız bebeğine dünyadaki ilk yıllarında klavuzluk ediyorum. Onu besliyorum, giydiriyorum, onunla oyunlar oynuyor, ona banyo yaptırıyotum ve dünyayı keşfetmesine destek oluyorum. Buna tembellik dememek gerek ama. 2014ün son yarısı bir adanmışlık içinde geçti. Tembelliğim daha ziyade yaşadıklarımı anlatmamakla ilgiliydi. Notlar almak, duygu düşüncelerimi paylaşmak, farklı ve yeni şeylere kendimi kapatmakla ilgiliydi sanırım. Yoksa Bebeğim Nevayla 2014 ün ikinci yarısı tam bir mucizeler sahnesi gibiydi. Bunu belirtmem gerek. Kızdığım nokta bu nedensiz isteksizlik, keyifsizlik, yazmak-çizmek için illa birilerinin dürtmek zorunda kalması, içimdeki şevkin gelmesini beklerken geçip giden kaybolan onlarca gün/saat/dk. Bu sebeple yeni bir yıl olan 2015 için kendimden çok umutluyum. Artık üzülüp karalar bağlamak için bir sebebim yok. Hatta her sabah şükür içinde uyandığım mutlu bir çekirdek ailem var. Mutsuzluk kapının dışında kalmalı. Belki kimi sabahlar gerçekten kötü bir psikolojiyle merhaba diyeceğim güne ama bilmem ve hatırlamam gereken hep bir şey olmalı ve olacak ki o da Şükür'le uyuyup/uyanmak! Bir de bol bol dua etmek. Önce sevdiklerimiz sonra kendimiz için.
Güzel bir 2015 olsun dilerim. Yüreğim dolu dolu. Her anın keyfini doya doya yaşayacağımız, planlı güzel etkinlikler düzenleyeceğimiz, tatmadığımız yemekler tadıp, gitmediğimiz yerlere gidip, yaşamadığımız deneyimler yaşayacağımız, her yeni gün yeni bir şey öğrenip bunu sevdiklerimizle paylaşacağımız, en sevdiğimiz dostlarımızla uzun sofra keyifleri yapacağımız, keyifli sohbetler edeceğimiz, Bebeğimiz Neva'yla dünyayı bebek/çocuk gözüyle yeniden keşfedip, rengarenk oyunlar oynayacağımız, çok çok blog yazıları yazacağımız, bol fotoğraflı, müzikli, resimli, spor, sağlık ve başarı dolu bir yeni yıl bizimle olsun inşallah!
Yeni yıl ruhuna uygun bir hava durumu, kar yağışı en güzel şekliyle yeryüzünü süslerken, Nevam ve babası, sevdiğim adam uykularının derinliklerine gömülmüş bana belli belirsiz gülümserken ben de blog yazımı 2014ün son günü olan 31 Aralık'ın ilk saatlerinde başarıyla tamamlamışken artık usulcacık veda eder uykuya giderim tıpış tıpış. 2015 te görüşmek dileğiyle sevgili bloğum! ^_^
p.s. Yeni yıl yazısının fotosu elbette Nevamın en sevdiğim hallerinden bir kolaj olacaktı. Ne sanıyordun? :)
23 Aralık 2014 Salı
6.ay 3.gün
Nevamız hasta. İlk hastalığı bu. Nedir peki? Öksürük [hafif çaplı], burun tıkanıklığı, boğazdan yükselen hırıltı, 36.5 ile 37.5 arası oynayıp duran ateş, halsizlik, uykulu mod. 6.ay aşısını yaptıramadık bundan sebep. İyileşmesini bekliyoruz. Elimden ne geliyorsa yapıyorum onu iyi etmek için. Bugün 2.gün 3.gece olacak. Elim ellerinde, kucaktan düşürmüyorum, yatakta kendini bir o yana bir yana atışı yok mu? Ahh..diyorum! Nasıl bu kadar üşüttü? Nasıl bu kadar dikkatsiz olabildik? :(
Öğle uykusundayken ben de bir yandan ona sıcak bebek tarhanası pişiriyorum, diğer yandan yazıyorum, bir diğer yandan da okuyorum. Annelik çok ciddi bir vicdan işi. Nevamızın hastalığıyla bunu bir kez daha anladım!
İyileşsin kuzum.
Sağlıklı, keyifli ve gülücüklü günleri olsun.
Amin.
11 Aralık 2014 Perşembe
Hayatım Neva.
Bu fotoğrafı 15 gün evvel çekmiştim. Neva'm 5 ay 5 günlükken. Doğumunun 4.gününde kahkaha atan bir bebek olarak kaydettiğim ilk fotoğraftan sonraki X.sayıdaki fotoğrafı. Hepsini paylaşmaya kıyamıyor insan. Bende kalsın, kimseler görmesin, tek ben göreyim, bir ben bileyim istiyor. Paylaşmaktan sakınıyor. Ahh ilerde kollarının arasından kayıp gittiğinde neler yapacak bu bencil annecik düşünmek istemiyorum. Anı yaşamak, onu sıkı sıkı sarıp öpmek, koklamak, hafifçe ısırmak ellerini ayak parmaklarını, uyurken gözlerinden burnundan öpmek, nefesini koklamak. 6.ayımızı doldurmaya 9 gün kala ve bu süre zarfında birkaç fotoğraf çekimi dışında yanından hiç ayrılmayışımı hesaba katarsak 7/24 hep onunlayken zamana içimden neden bu kadar hızlı geçip gittiğine dair öfkem büyüyor. Özlüyorum ardımda kalan her günü -ki her yeni gün bambaşka bir sürprizle beni şaşırtıp kahkahaya boğan ve ona daha çok bağlanmamı sağlayan bir kızçem var- her saati her dk.yı. Elimde fotoğraf makinem sürekli kayıttayım. Uyanık anları, uykulu halleri, sabah tatlılığı, akşam mahmurluğu, banyosu, masajı, her anını kaydetmekle geçiyor günüm. Hiç sıkılmadan saatlerce yapabilirim bunu. Şimdiden hardiskte hatırı sayılır bir kota dolumu yapmışım ya da abartmışım diyebiliriz. Velhasıl, hayatım şimdilerde hep Neva tek Neva olmuş. İyi ki de olmuş şikayet etmiyorum. Bilakis hayatımıza geldiği için öyle mutluyuz, öyle tam olmuşuz ki! Biz artık 3 kişilik gerçek bir aileyiz. -Anne//Baba//Bebek Çocuk!
Onunla ilgili umutlarım, hayallerim, korkularım, endişelerim ve daha sayamayacağım ama içimde büyüyen onlarca his var. Zaman zaman paylaşacağım buradan. Gece uykusuna dalmadan şu sevdiğim fotoğraflarını birleştirip koyayım istedim buraya. Sonra da gidip sarılayım minik kızımın sıcak bedenine. Ellerinden öpeyim. Sizin için de öperim tamam! ^-^
İyi Geceler!
Yüzüne baktıkça Neva'mın söylediğim şu güzel şarkıyı da not edeyim..Mutluluğu gelsin gözümün önüne çocuumun.
10 Aralık 2014 Çarşamba
10 aralık yani tam 4 ay sonra yeni yazı.
Ahh nasıl büyük tembellik ne feci bir uyuşukluk pervasızlık erteleniş!
Kendime o kadar çok kızıyorum ki!
Şimdi gmail hesabıma bir profil fotosu ekleyeyim dedim. Kayıtlı fotoğraflarıma bir baktım da aman Allahım! Ben ne kadar güzel yazılar yazmış, fotoğraflar paylaşmışım bu sayfada..Özenle, keyifle döşemişim tane tane her yaşadığımı, her duyguyu, her düşünceyi..Hayranlıkla bakakaldım sayfalara..
Sonra hayıflandım, kızdım, öfkelendim kendime..
Neydi beni alıkoyan yazmaktan paylaşmaktan anlatmaktan?
Neden böyle oldum?
Neye ihtiyacım var tekrar yazmak için?
Neyi bekliyorum?
Hayat hiç olmadığı kadar hızlı ve ben yetişmeye çalışıyorum.
Erteliyorum her şeyi.
Yazmayı, okumayı, dinlemeyi..
Yalnızca gündelik meşgalelerim, işlerim var günümün içinde..
Kendime zaman ayıramamaktan, keyifle kendimi şımartamamaktan dem vuruyorum.
Tek derdim Nevam.
Onunla ilgili de yazmıyorum.
Hayatımın hiçbir evresinde bu kadar tembel bir zamanım olduğunu hissetmemiştim.
Artık dur diyorum kendime!
Silkin ve kendine gel, kendin ol, yarat, paylaş, anlat!
Kalmasın anılarda..
Derli toplu dursun burada!
Geri dönüp baktığımda her şeyi bulayım kronolojik sırasıyla!
Hadi göreyim seni Yeşim, doğ küllerinden!
hadi gülüm!
hadi aslanım benim!
Kendime o kadar çok kızıyorum ki!
Şimdi gmail hesabıma bir profil fotosu ekleyeyim dedim. Kayıtlı fotoğraflarıma bir baktım da aman Allahım! Ben ne kadar güzel yazılar yazmış, fotoğraflar paylaşmışım bu sayfada..Özenle, keyifle döşemişim tane tane her yaşadığımı, her duyguyu, her düşünceyi..Hayranlıkla bakakaldım sayfalara..
Sonra hayıflandım, kızdım, öfkelendim kendime..
Neydi beni alıkoyan yazmaktan paylaşmaktan anlatmaktan?
Neden böyle oldum?
Neye ihtiyacım var tekrar yazmak için?
Neyi bekliyorum?
Hayat hiç olmadığı kadar hızlı ve ben yetişmeye çalışıyorum.
Erteliyorum her şeyi.
Yazmayı, okumayı, dinlemeyi..
Yalnızca gündelik meşgalelerim, işlerim var günümün içinde..
Kendime zaman ayıramamaktan, keyifle kendimi şımartamamaktan dem vuruyorum.
Tek derdim Nevam.
Onunla ilgili de yazmıyorum.
Hayatımın hiçbir evresinde bu kadar tembel bir zamanım olduğunu hissetmemiştim.
Artık dur diyorum kendime!
Silkin ve kendine gel, kendin ol, yarat, paylaş, anlat!
Kalmasın anılarda..
Derli toplu dursun burada!
Geri dönüp baktığımda her şeyi bulayım kronolojik sırasıyla!
Hadi göreyim seni Yeşim, doğ küllerinden!
hadi gülüm!
hadi aslanım benim!
4 Temmuz 2014 Cuma
Güzel Neva'mız Hoşgeldin Hayatımıza!
Heyecan ve merakla beklediğimiz güzeller güzeli kızımız Neva'ya 20 Haziran 2014 Cuma günü saat 17.15 te kavuştuk. Normal doğumla gerçekleşen doğum süreci çok şükür beni yıpratmadı. Sonrasında geçirdiğimiz hafif çaplı sarılık, emzirme kampı, ishale meyilli kızımızın sağlığını ve dünyaya adapte sürecini iyi bir şekilde tamamlamak için yataktan çıkmadan geçirdim vaktimi. Hala yatak keyiflerimiz devam ediyor tabii. Yeter ki o iyi olsun..Ağlamasın..Gözlerinden yaş akmasın..Huzurlu ve tatlı uykularda büyüsün inşallah..
Annelik bebeğini kucağına aldığın vakit başlayan bir görevmiş. Hep yakınıyordum hissedemiyorum bu duyguyu, hazır değilim bu duyguya vs. diye. Haklıymışım yakınmakta. Zira ancak onun minik bedenini kollarıma aldığımda ve onu ilk emzirmeye başladığımda anladım bu muhteşem duyguyu. Sana ihtiyacı olan mini mini, korunmasız, savunmasız bir varlığa sahip olmak, onu korumak, kollamak, sevmek, öpmek, koklamak (Aaahhh! Nasıl muhteşem bir kokudur o yarabbim!) sana ait olduğunu bilmek, onun meleklere gülüşünü kıskanmak ve acaba ne zaman gözlerime bakıp bana da böyle kahkahalar atacak demek, onun o masum ve ürkek yüzünü saatlerce bıkmadan usanmadan izlemek, ağladığında telaşlanmak, korkmak, onu kucağına alıp sakinleştirmek, göğsünde uyutmak, uykusuzluğa rağmen onunla dakikalarca saatlerce oturup konuşmak, ninni söylemek..ve daha nice nice şey!
Bu duyguyu ancak ve ancak yaşayan bilebilirmiş..
Annelik bambaşka bir şeymiş..
Bu muhteşem duyguyu yaşadığım 14.günden, zamanın ne çabuk akıp gittiğinden dem vurarak ve yine de birlikte yaşadığımız her anın keyfini çıkara çıkara küçük bir yazı iliştiriyorum bloğuma!
NEVAMIZ:
İyi ki geldin hayatımıza boncuk gözlü kuzumuz..
Seni Çok Seviyoruz Çok!
14 Haziran 2014 Cumartesi
-Hamile Çekimi- yapmalı; kendimizi kırlara, kumsallara atmalı!
Canım Blog.
Iğdır'dan gelmeden planlarını yaptığım, şöyle olur böyle olur, şuraya gideriz, burada çekim yaparız diye diye dilime pelesenk olan -Hamile Çekimi- muhabbetini nihayet bugün gerçekleştirdik. Geldiğimden bu yana her haftasonu hava yağmurlu ve soğuk gittiği için hep ertelemek zorunda kalmıştık. Ama içim içime sığmıyordu tabii. Tereddüt ediyorum sürekli, ya çekim yapamadan Neva kızımız doğarsa ya hayal ettiğim onca şey gerçekleşemezse diye..Neyse ki bugün artık bu işimizi de tamamladığımıza göre kızımız istediği vakit aramıza katılabilir..[İçten bir şükür geliyor bu cümlenin ardından.] ^_^
Düğün Çekiminde yanımızda olan fotoğrafçı arkadaşım Fatih bu sefer ne yazık ki katılamadı çekimlere. Biz de ne yapsak ne etsek derken kadim dostum Denizcanım'a götürdüm teklifi..Kendisi fotoğraf çekmeyi sever fakat full frame bir makineye aşinalığı yoktur..Yine de bakış açısına ve titizliğine güvenirim..Hem düğün çekimimizde de asistanlığıyla bizi yalnız bırakmamıştı :) Kendisiyle vakit geçirmek de ayrı güzel olduğu için bu özel çekimde de bizimle olup olamayacağını sordum. Müsait olduğunu çekim konusunda biraz tereddütle de olsa çekimi yapabileceğini söyledi. Ben de çekim modunu ayarlayıp yardımcı olacağımı söyleyince anlaştık. Plan dört dörtlük oturmadan sabah aldığımız bir kararlar Kilyos Sahiline gitmeye karar verdik. İlk kez Kilyos taraflarına gidecektim. Denizcan da benim gibi ilk kez gidiyordu. Küçükbeyim de uzun yıllar sonra ilk kez gideceğinden hepimiz de tatlı bir merak ve heyecanla düştük yola.
Muazzam bir güneş (aynı zamanda deli gibi kavuran cinsten) şansımız oldu. Fotoğraflarımız bol güneşli ve pırıl pırıl oldular. Çok bir beklentimiz yoktu Küçükbeyimle. Güzel birkaç kare pozumuz olsun, kızımız doğduktan sonra hazırlatacağımız albüme öncesi/sonrası diye koyabileceğimiz türden olsun bize yeter dedik.
Fazlası birikti bile ellerimizde!
Denizcanım sağolsun çok başarılı bir iş çıkardı. Fotoğraf çekimi ve asistanlık konusunda kendisini bir kez daha takdir edip teşekkürlere boğuyoruz buradan da! ^_^
Günümüz dolu dolu ve çok keyifli geçti. Hatta şansımız o kadar yaver gitti ki Boğaziçi Üniversite'sinin Seyirtepe Kampüsüne kimliksiz ve ücretsiz ve de torpilli girdik. Bunun için Security Musa'ya da içten bir teşekkür ediyoruz :)
Her şeyin güzel gittiği ve eve yorgun argın geri döndüğümüz bir günden elimize kalanları hemen derledim toparladım. Beğendiğim kareleri yayınladım. Burada da yer vermeden olmaz elbette en sevdiklerimden birkaç tanesine.
Bundan sonrasında artık bol bol kızçemiz Neva Hanım'lı fotoğraflarımız olacak..
Sağlıkla sıhhatle kucağımıza alıp evimize gelelim inşallah yeter..
Yine yazıcam..
Şimdilik see you bye! ^_^
Rabbim mutluluğumuzu ve huzurumuzu hiç bozmasın inşallah! [AMİN.]
13 Haziran 2014 Cuma
Nil Karaibrahimgil'in o duygu dolu yazısı.
Annelik dediğimiz o müthiş duygu ve sahiplenmeyle ilgili internete birkaç gündür dolaşan fakat benim bugün okuma fırsatı bulduğum bir yazı var. İçten, samimi, gerçek ve yapaylıktan uzak sıcacık cümleleri içinde barındıran bir yazı. Nil Karaibrahimgil kaleme almış. Kendisi de yakın geçmişte Aziz Arif isminde bir ponçik dünyaya getirdi. Duygularını nasıl da güzel ifade etmiş ahh beni benden aldı okurken! Bloğumda da paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Benimle en iyi empati kuran varlıklar şu an annelik duygusunu tatmış olanlar değildir de kimdir? İşte okudukça içimi titreten bu yazıyı hemen iliştiriveriyorum şuraya:
Meğer Aziz Arifmişim
Meğer ben suymuşum.
İçimdeki akvaryumda bir insan büyüyebilirmiş.
Meğer ben aklım değilmişim sadece, kalbim de değilmişim, bir bedenmişim ben.
Ikınıp bir canlıyı hayatla buluşturabilecek basit bir beden.
Meğer ben kadınmışım. Kadın gibi bir kadın. Çocuk gibi bir kadın değil sadece.
Meğer ben aynadaki ben değilmişim.
Aynadaki kimmiş ben başkaymışım. Bir içim varmış benim. Bir de dışım.
Meğer tek aşk, şarkılardaki değilmiş.
Başka bir aşk varmış yavruya duyulan.
Kalbe doğumla dolan. Kaynağından gözyaşlarıyla fışkıran.
Meğer annem... Ah annem... Bakın yazamıyorum ona gözlerim doluyor.
Meğer beslemeye muktedirmişim.
Sütmüşüm ben, ilaçmışım, balmışım.
Meğer kokum birine cennetmiş, sığınakmış, yuvaymış.
Meğer kaderde en sevdiğim adamdan çocuk yapmak da varmış, şükür.
Meğer bilmediğim ne çok şey varmış.
Asıl anlatacak ne çok şey varmış bilmem ki nereden başlasam...
Dünyadan? Kıtalardan? Hayvanlardan?
Annenden, babandan, insanlardan?
Meğer uykusuzluk da güzel olabilirmiş.
Hatta fazla uyku hasret yaparmış, yavrunla arana girermiş.
Meğer her şey yeniden başlarmış.
Eski olan her şey bir anda eskirmiş.
Meğer seninle konuşmayan minnacık bir adam, sana kendini anlattırırmış.
Meğer benim bir oğlum olacakmış, kim bilebilirdi.
Meğer ben bir matruşkaymışım.
İçimden bir küçüğüm çıkarmış.
Meğer geceyle gündüz palavraymış.
Hepsi şimdiymiş.
O uyumayınca uyku da neymiş.
Uykun gelmezmiş.
Zaman güneşin uydurmasıymış.
Meğer annem beni bundan merak edermiş, arayıp sorarmış, dayanamaz gelirmiş, başımdan eksik olmazmış, deli gibi severmiş.
Meğer ben Nil Karaibrahimgil, Aziz Arif’sizmişim eskiden.
Meğer minik bir yavrunun gözlerinde kainatın sırrı gizliymiş.
Bakıp çözülmezmiş sadece dalıp gidilirmiş.
Meğer avuçlarım onun elleri için kılıfmış.
Meğer kollarım onun ilk eviymiş.
Meğer sesim ona müzikmiş, hikâyeymiş, ninniymiş.
Meğer dualar gerçek olurmuş.
Meğer kalbim artık onun kalbiymiş. Onda atacakmış.
Meğer büyümenin, öğrenmenin, çoğalmanın, yenilenmenin sonu yokmuş.
Meğer yeryüzünde cennet varmış.
Meğer mutluluk gözyaşları varmış.
Meğer biri uyurken yapacak şeyinin kalmadığı, aklına bir şeyin gelmediği olurmuş.
Meğer sevginin sonu yokmuş.
Meğer iki kelime bir büyü gibi diline dolanıp bir ömür bütün cümlelerinin öznesi olabilirmiş.
Aziz Arif.
Meğer babamın dediği gibi bizim için artık, ‘saatli maarif takvimi’ yokmuş, ‘sıhhatli Aziz Arif takvimi’ varmış.
Hoş geldin oğlum.
Aziz ol.
Arif ol.
Amin.
Daha fazla ne denebilir ki!
Özellikle beni benden alan birkaç cümleyi koyu renkle yazdım.
Her bir cümlenin anlamı çok yoğun elbette ama bu cümleler beni daha bir etkiledi nedense.
Velhasıl, Nil'e bu güzel yazısı için ben de kendimce bir teşekkür ediyor ve minik Kızımız Neva'ya kavusmayı iple çekiyorum ^_^
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






