17 Ekim 2011 Pazartesi

a deep and intense dilemma inside.


Koca geceyi uykusuz geçirdim. Akşam yaşadıklarım içimde anlamlandıramadığım, belirsiz, net olmayan hisleri ve düşünceleri de beraberinde getirdi. Ne düşüneceğimi bununla beraber ne yapacağımı bilememenin arafında kıvrandım gece boyu. Aylardır beklediğim şey nihayetinde gerçekleşmişti. Yolunu gözlediğim, buradan feryat figan etsem de sinirlenip öfke kussam da aslında içten içe hep beklediğim insan gelmişti. Dönmüştü. Hem de kendi kafasında kurduğu o gereksiz ve saçma düşüncelerden arınarak. Netti. Ne istediğini biliyordu. Pişmandı ve her şeyi yapmaya hazırdı. Hemen affedilmeyi beklemiyordu. Yaşadıklarımın kolay affedilir türden şeyler olmadığını biliyordu çünkü. Her şeyin farkındaydı. İçimi kemiren ve aklımı kurcalayan ne varsa hepsini bir bir anlattım. Öfkelendim yine. Gözlerimin önüne yaşadığım o depresyon hali geldi. Göyaşlarım, çığlıklarım, kendimi paralamalarım. Vicdansızca yaptı bunu. Düşündü beni belki ama harekete geçmedi. Çünkü kendinden emin değildi. Aslında baştan beri bensiz olamayacağını, bensiz yapamayacağını biliyordu ama benim sevgime olan güvenle ve biraz da çocukça bir şımarıklıkla istediği gibi davrandı. Sonu bir nevi kürkçü dükkanı.

Şimdi ben ne haldeyim, ne düşünüyorum, ne yapacağım?
İşte bu nokta koca bir dilemma.
Mantığımla hareket etsem cevabım gayet açık ve net. Yaşadıklarımı hiçbir insankızı kaldıramaz o kadar acı verici ve ağır. Haketmediğim bir konumda tek başıma bırakılmak, hiç yeri ve zamanı değilken sevdiğim adamın kendi bencilliğiyle hareket edip sadece kendi içindeki sorunlara yönelip beni yapayalnız ve biçare bırakıp giderken bunun asla ve asla telafisinin olmayacağını biliyordum ben. Koca bir delik varken şimdi yüreğimde bunu kimsenin tamir etmesine izin vermemem gerektiğini mantığım üstüne basa basa söylüyor. Haklı da.
Ama bir de işin diğer yüzü var. Yani içimde hala deli gibi çarpan sevgi. Onu gördüğümde heyecanlanmaya devam etmek, dizlerimin arkasının titrediğini hissetmek, masada otururken elime dokunduğu anda içimin pır.pır etmesi, çok özlediğim bakışlarını gözlerimden ayırmadığı anlar ve daha pek çok şey.
Bir daha bu hissiyatı başka birine hissedebilir miyim bilmiyorum inan ki. 6 yılımı verdiğim bu sevginin yaşanılan tatsız olaylarla, dipte sürünmelerle kıyaslandığında helak olmasını istememek sanırım yine benim yüce gönüllülüğüm. İçimdeki merhamet ve sevgi damarı bu kadar belirgin olmasa belki şu an bu satırları yazmıyor olurdum. Belki. Ama bildiğim ve gerçekten istediğim bir şey var ki o da küçükbeyi çok seviyor olduğum.

Bu dilemmanın ortasında nasıl düşüneceğimi, hareket edeceğimi bilmiyorum. Sanırım zamana ihtiyacım var. Küçükbeyin bana olan tutumu, gönlümü iyileştirmek adına yapacağı her şey, gerçekten beni isteyip istemediğini ve benim de onu gerçekten isteyip istemediğimi gösterecek. Kolay değil hiçbir şey. Kolay olmamalı da zaten. Hakettiğimi yaşamak istiyorum artık bundan sonra. Diplerde sürünmek değil. Gülmek, kahkaha atmak ve bunu da dopdolu bir mutlulukla yapmak istiyorum. Eski ben olmak istiyorum. Eski bıcır bıcır hayat dolu neşeli yeşocan olmak, hayatı yine aynı sonsuz enerjiyle yaşamak istiyorum. Bu halime dönmek için de birilerinin çok çok büyük çaba sarfetmesi gerekiyor.
Öyleyse diyorum ki, yeni bir bekleme dönemine hoşgeldin küçükhanım.
Zaman en büyük deva.
Zaman aklına mukayet olsun.
Zaman hayırlısını getirsin.

Yine yazarım.
Göüşmek üzere.

2 yorum:

zeynep dedi ki...

Muazzam bi fotoğraf! yada fotoğraflar mı demeliyim:)

küçükhanım. dedi ki...

teşekkür ederim Zeynepçim! :)