26 Eylül 2010 Pazar

ode to unhappiness!


Bugünlerde sık sık ve iri iri ağlıyorum.
Gözyaşlarım, zirvesinden kopup aşağıya doğru büyük bir gürültüyle yuvarlanan koca kayaların ağırlığında sanki. Her bir damla benden tonlarca ağırlıkta hissi alıp götürüyor.
Yerinde yeni sancılı damlalar türüyor mantar gibi. Islandıkça daha yenileri, en yenileri.

Fazla alınganım bir de.
En olmadık şeylere kırılıyor narin yüreğim. Gözlerim anında doluyor ve sonra fışkıyor yaşlar fıskiye misali durmadan, soluklanmadan. İyi gitmiyor aslında hiçbir şey. Ben iyi olduğunu sanıyorum. Mücadele etmem gereken milyonlarca olay/durum/kişi/ve başlı başına bir kendim varken bu kadar sorumluluğun altından nasıl kalkacağımı bilemez hallerde kendi kabuğuma çekilmemin yararıma olacağını düşünüyorum.
Yalnızlık ve sessizliğe ihtiyacım var ve derin derin soluklanmaya.

Beynimin içinde öyle süprüntü pislik kirli kokmuş düşünce var ki!
Bir salise/saniye/dk. geçmesin ki ben bu çöplük yığını düşüncelerle kendimi meşgul etmeyeyim.
Uyku düzenim berbat!
Gece saat 12'de yatıyorum sabah 11'e dek uyuyorum.
Peki gerçekte uyuyor muyun?
Elbette ki hayır.
Birbirinden saçma salak ve dengesi sarsılmış bir psikolojinin bilinçaltımda yarattığı o korkunç dünyanın her gece 5 bölümlük kesitleriyle uğraşıp duruyorum.
Rüya görüyorum diyemem, olamaz zaten.
Gördüklerim kelimenin tam anlamıyla Kabus Kabus Kabus!!

Yüzüm gözüm şişmiş bir halde yataktan kalk, kendimi zorla lavaboya götür, yüzüme soğuk soğuk 5-6 kez su çarp, sonra aynaya bak ve kendinden tiksin!

Mutlu değilim.
Mutlu olamıyorum.
Birşeyler eksik.
Birşeyler hep yarım ve ben boşluktayım.
Ayaklarım yerden 646903735586 m. havalanmış ve ben bu yere ait değilim hissi tüm benliğimi çepeçevre kuşatmış.
Dinlediğim müzik zevk vermiyor, dostlarla buluşmak iyi geliyor gibi görünse de aslında öyle olmuyor, pişirdiğim yemekler, yediğim salata, izlediğim film, giydiğim bluz&etek yahut yeni aldığım minicik bir parça şey...
Şimdi herşey öyle boş ki!
Önceden minicik bir ayrıntı beni mutlu etmeye yeter de artardı bile..
Hayattan yaşamaktan sevmekten sevilmekten dehşet keyf alırdım.
Şimdi öyle hissedemiyorum bile.
İçimde birşeyler kırılmış ve ben yaşamdan elimi ayağımı çekmişim gibi..
Sanırım Amelié izleme zamanım geldi.
Beni biraz hayata döndürmesi açısından faydası olabilir gibi..

Hayatımın en manasız zamanlarından birindeyim.
Bir yerlere tutunmaya çalışırken aslında koca sisli bir boşlukta çırpındığımın farkına varamıyorum!
yazık.

yumuşacık müzikler dinleyesim var!
çok yumuşak...
şunun gibi mesela!

5 yorum:

AidaSalem dedi ki...

Kuzu beyinlerimiz arkada bir sürü programın çalıştığı hantal bilgisayarlara döndü. Odaklanamıyoruz hiçbir şeye. Odaklandıklarımız tad vermiyor. O yüzden ne mutluluğun tam anlamıyla tadını çıkarıyoruz, ne de mutsuzluğun dibine batıyoruz. Tam bir şeye evet oldu derken, başka bir yerden fire veriyor hayatlarımız. Sonbahar da zaten melodrama boğdu var olan bir avuç güzelliği.

Geçen haftama yardım eden bir deyiş:
"Ama Zerdüşt üzüldü ve gönlüne dedi: "Beni anlamıyorlar: ben bu kulaklara göre ağız değilim." (F. Nietzsche)

Bazen öyle gerekiyor. Şu an anlaşılmıyor olabiliriz, ama bu bizi suçlu ya da haksız yapmaz. Dinleyen kulaklarda sorun olmadığını kim bilebilir?

Okumadıysan eğer Nietzsche Ağladığında'yı oku.

Sevgiler.

yeşocan* dedi ki...

güzel aidacım!
nietzche'yi okudum ama buaralar izledikçe beni hayata bağlayan, okudukça gerçekleri tekrar tekrar görmemi sağlayan pek çok filmi ve kitabı tekrar etmeye ihtiyacım var.
sanırım nietzche de bunlardan biri.
teşekkürler.
sevgiler canım..

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Yeşocancım, biraz sabır... biliyorsun zaman her şeyin ilacı...
Bu arada yeni işin hayırlı olsun, eminim tazecik beyinlere ilham veren bir öğretmen olacaksın:)

Moment Killer dedi ki...

benim yazamadıklarımı sen yazmışsın. benim gibi hisseden birinin daha olması iyi geldi. en azından anlatmama gerek kalmadan neler hissettiğimi bilen biri var. vay anasını!

amaaaan. hiçte sevmem aslında bu melankolik havaları. işin kötüsü melankolik bi havada da değilim tam olarak. sanırım havasızlıktan boğulacağım.

umarım en kısa zamanda normale döneriz diyorum.

Moment Killer dedi ki...

yalnız 1 dakika ya! sen bu satırları yazalı 1 ay olmuş. bak şimdi hiç yoktan gülesim geldi. olsun, en azından 1 ay önce benim şu an hissettiklerimi hissediyormuşsun. bu da birşeydir. :)

ya ben sana geç kalmışım, ya sen bana çok erken. haha

bu arada meslektaşız. gerçi ben daha 3. sınıftayım ama olsun meslektaşız yine de.