19 Temmuz 2013 Cuma

honeymoon after 10 months.

Pek çoğumuz gibi bende de blog postu hazırlama konusunda bir tembellik bir isteksizlik ve bir eli varmama durumu söz konusuydu. Çok nadir açıp okuyup kapadığım birkaç düzenli blog dışında hiç uğramaz oldum buralara. Oysa ki elimin altında fotoğraflar, videolar ve elbette bol kelimeyle dolu sanal bir günlüğün varlığı şu ana dek biriktirdiğim arşivden daha fazlasına sahipmiş. Farkındalığımın tekrar atağa geçtiği şu sıralar, tabii üzerimden 3 büyük sınav kaygısının da kalkmış olmasıyla birlikte, tekrar dönüş yaptım. Kendi kendime daha aktif olmam gerektiği sözünü verip uzun aradan sonra ilk postumu balayından kalan birkaç güzel kareyle hazırlamaya karar verdim.

Aslında uzun uzadıya araştırmalar yapmadan son anda karar vererek çıktık yolculuğa. Gönlümüz yurtdışı tatili yapmaktı lakin düğün telaşları ve koşturmacasından sonra ihtiyacımız olan yegane şey uyumak, dinlenmek, yemek & içmekti. Yurtdışında daha çok gezmek, yeni ve farklı deneyimler yaşamak öncelikli hedefimiz olduğundan balayını yurtiçi güzel bir otelde konaklayarak geçirmek en iyi tercihti bizler için. Velhasıl, tatilimizin beş gününü  Belek'teki Sueno Golf'te sakin,sessiz ve muazzam yeşilliğin ortasında huzur içinde geçirdik. Son 3 günü ise Fethiye Ölüdeniz'de biraz adrenalin ve eğlenceyle tamamladık. 

Keyifle geçen zamanların kareleri az biraz şöyle:














































Sınav hazırlığı sürecinde Paris Edward'la özel günler dışında neredeyse hiç görüşmedik. Fotoğraf çekmeyi, sokaklarda gezmeyi o kadar çok özledim ki..Bu sebeple bundan sonra bol fotoğraflı blog postlarımla burada olacağım..Tabii önce geçmişten paylaşmam gereken çok güzel anılar ve kareler var onlara öncelik vermeliyim..Kayıt altında tutmak mantıklı olacak :)

12 Mart 2013 Salı

hot like coffee.


                              "Black as the Devil, hot as Hell, pure as an angel, sweet as love" - Talleyrand

Bazı günler daha bir kahve kokar..Mutfak, çalışma masası, pencere önü, parmak uçların, dudakların..Kahve tiryakisi değilsen böyle zamanlar senin için hep çok kutsal ve özeldir. Sıradanlaşmamıştır ilişkiniz. Her buluşmanızda daha büyük bir heyecan duyar ve tad alırsın. Keyfini sürersin yayıla yayıla. Pijamalarınla karşılarsın belki ama lekeli olan pijamaların değildir üzerindekiler. Hele hele çamaşır suyu damlamış olanlardan hiç değildir. Belki vücudunu sıkı gösteren bir tayt olabilir bu kez üzerindeki ya da en sevdiğin eşofman altın. Ama yine evdesindir ve rahatlığından ödün vermezsin de biraz daha özenlisindir normal günlere göre. Kahve kokusu burnunda tüter ve suyunu kaynatmaya bırakırsın. [ahh ne çok istersin bir kahve makinen olsun, kırmızı ya da hardal sarısı renkte..Uğraştırmasın seni sütü,suyu kaynatmakla..Şöyle köpükleri bulutlar kadar yoğun çıkartan türden..Kaşık kaşık yiyebilesin..ohh!]
En sevdiğin fincanını çıkarırsın dolaptan, yanına da iki fıstıklı çifte kavrulmuş lokum, soğuk bir bardak da su. Susuz olmaz..Alışamamışsın sek kahve tadını damağında uzun süre tutmaya ama bir şekilde yine de seversin kahve ritüellerini..

Kendime kalan zamanların keyfini sürmeye muhtaç gibi yaşıyorum son zamanlarda..Az zaman, yapılacak çok iş, çalışılacak çok konu, çözülecek çok soru ve bir yıl daha çöpe atamayacağım bir süreç var önümde. Sağlıklı, huzurlu ve azimli olmaya gayret gösteriyorum.. Çok çalışıyorum..Nefes almadan, ara vermeden, gayretle hem de! İstediğim şeyler var..Az ya da çok nicemizin arzuladığı gibi..Güzel bir hayat için birtakım fedakarlıkları yapmam gerekiyor.. Geçmiş dönem başarısızlıklarımın ardında yatan ana sebep tamamen bu..Fedakarlık yapmamak!
Kendim için, geleceğim için bu yıl olmasını arzuladığım şey için son 4 aylık döneme girdim ve bunun için çabalıyorum. Artık yenilgilere tahammülüm yok..Elimden gelen çabayı göstermedikçe başarı duygusunu tadamayacağım..Bunun için son 4 aylık azim halindeyim! Hırsım yok, kendime zarar veremem ama azmim çok!
Bu kez ne kendimi utandıracağım ne de etrafımdakileri arkamdan konuşturacağım..
Bu kez olacak!
Bunun için ne gerekiyorsa yapıyorum, yapacağım!
Sağlık, sıhhat ve hoş tad istiyorum sadece, gerisini bana bırakın..

Kendime kalan zamanlarımda kahveli, lokumlu, şekerli keyif anlarımı içinde bulunduğum halet-i ruhiyeyle harmanlayıp yazarım yine..Sen hep burda kal kadim dostum.

au revoir.


6 Şubat 2013 Çarşamba

time out.


Son zamanlarda bol bol ders çalışıyorum. Boş zaman aktivitem yok diyebilirim. Ders,ders,ders,test,test,test. Ne film seyrediyorum ne kitap okuyorum ne dışarı çıkıp bir hava alayım, gezeyim diyorum. Hiç bu kadar yoğun bir motivasyonum olmamıştı önceki senelerde. Sanırım artık kendime bir şans daha verecek takadim kalmadı. Düzenli bir iş istiyorum. Uzatmaları oynadım son iki yıldır. Öğretmenlik mesleğini istekle ve zevkle yaptım fakat bunu sadece deneyim olarak adlandırmak daha doğru. Hakettiğim karşılığı alamadım maddi olarak. Bundan sonra bu işi yapacaksam şayet hakkıyla yapmak en güzeli olacaktır. Bunun için sistemli ve düzenli bir çalışma prensibine ihtiyacım olduğunu biliyordum. Bu yıl bunun için elimde fazlasıyla imkan var. Öyleyse harekete geçmemek için hiçbir sebep yok.
Ben de öyle yapıyorum. Çalışıyorum. Sistemli, disiplinli. Alman disiplini denen o imrendiğim öz disiplini hayata geçirmek için çabalıyorum desem yeridir. Zira, Türk toplumu olarak iş ahlakımızda biraz gevşeklik mevcut. Tatilleri seviyoruz ve yılın yarısıni tatil yaparak geçirsek hiç gocunmadan kabul ederiz. Bu sebeple üretemiyoruz zaten. Gevşekliğe bir son vermek gerek elbet. Hep böyle hazır çorba tadında ilerlemek olmaz. Çorba için emek vermek lazım.

Bu arada;
Başımdan çok çok olaylar geçiyor.
Aklım çok dolu.
Rüyalar,rüyalar,rüyalar derken artık sıyırma noktasına geldiğim de bir gerçek.
Evet çalışıyorum, düzenli bir hayatım var fakat düşünceler içinde boğulduğumu itiraf etmeden geçmeyeceğim.
Psikolojik sağlamlık eksik biraz.
Yorgun bedenim, uykusuz ve yoğunum.
Bu sıkıntıdan da kurtuldum mu geriye bir şey kalmayacak.
Tüm üretkenliğimle devam edeceğim enerjik hayatıma!

Bir ses edeyim istedim.
Fotoğrafı da ders arası verdiğim bir zaman çekmiştim.
Masamda ek kitap olarak diyetle ilgili olanı taşıyorum.
Sağlık için de bol bol su.

20 Aralık 2012 Perşembe

book of world travel.

Bugün 20 Aralık. İstanbul'a yılın ilk karı yağdı ve ben o kadar şanslıyım ki bugün evdeyim. Kar keyfini sıcacık evimde, salon penceremin perdelerini sonuna dek açıp bir demlik dolusu ıhlamuru da yanıma arkadaş edip masamda hem kitabımı okuyup hem de karı seyrederek çıkarıyorum. Uzun zamandır böylesine güzel bir keyif yaşatmamışım kendime şimdi farkediyorum. 2gün evvel üzerimde varolan huysuzluk yerini kıpırtısız bir sakinliğe bıraktı. Daha rahat nefes alıyorum şimdi. Kendimi daha iyi hissediyorum.

Kitap okumak için illa kış mevsimini beklememeli diyoruz ama uzun kış geceleri, soğuk hava-sıcak barınaklar insanda daha çok kitap okuma arzusu uyandırıyor. Bahar kıpırtıları, yaz rehaveti genelde bol dost sohbetini içinde saklayan zamanlardan oluşuyor. Son birkaç ay elime hiç kitap alamadım desem yeridir mesela. Yaz sonu, düğün telaşlar ve eve alışma sürecine istinaden bir avarelik ve koca bir boşluk var kitap okuma alışkanlığımda. Neyse ki daha fazla bu durumun beni engellemesine fırsat vermeyerek tekrar başladım okuyup yazmaya, notlar almaya, analiz yapmaya ki ben en sen kitap analizlerimi üniversitede yapmıştım. Üzerinden geçmiş koca 3 yıl. Şimdi tekrar hareketli bereketli dönemime geri dönüş yaparak bir öğrenci titizliğiyle[!] kitaplarımı okuyup analizlerini yapıyorum..

Elimde 1967 basımlı Reader's Digest Book of World Travel kitabı var. Sevgili pocittam Denizimin babasından bana geçen bir kitap kendisi. Sahipleneli epey zaman oldu ama ben kitaplığımda nadide eserler kategorisinde kendisini sadece saklıyordum. Geçenlerde indirip çalışma masamın yanıbaşına koydum. Gün aşırı içinden bir yer seçip orayla ilgili anlatılanları okuyorum büyük bir keyifle. Fotoğraflar, dipnotlar çok etkileyici doğrusu. Eski kokusu da olunca yanında kitabın daha bir keyif veriyor bana okurken. Bunun yanısıra The Rose of Sebastopol var sürekli okuduğum kitabım. İngilizce kitaplara yöneldim son zamanlarda. Türkçe kitaplara ara verdim direkt ingilizceyle başladım okumalara. İyi de yaptım. Hem bu yıl Kpss'de alan geldi ve artık %50'lik bölüm ingilizceden oluşacak. Benim için harika bir haber oldu. Matematik özürlü ben sevdiğim alandan daha büyük bir başarı yakalayacağıma inanıyorum. Hayırlısı.

Bugün kar temalı bir blog postu hazırlamadım. İçimden biraz kitap konuşmak geldi. Okuduğum Reader's Digest'ten birkaç fotoğraf karesi paylaşarak son vereyim satırlarıma. Kar temalı fotolarım da gelir yakında sen hatta kal ;)

 







18 Aralık 2012 Salı

karın ağrım mı var?

Evimizle ilgili hiçbir sıkıntımız yok çok şükür. Mutlu bir yuva, anlayışlı bir eş, düşünüldüğünü hissettiğin an'ın keyfi derken 2.ayımızı mutlu mesut devirdik sevgili Küçükbey'imle!
Fakat bunun dışında kalan her şeyde bir eksiklik bir tamamlanamamışlık duygusu var. İçim huzursuz mesela bu sabah. Nedenini bilmiyorum. Bir gün erkenden uyanıp hem yorgun ama daha çok da dolu dolu vakit geçiriyor, günümün verimiyle huzur içinde uyuyorum. Ertesi sabah bir uyanıyorum [daha doğrusu uyanamıyorum.] her yanım tutuk, isteksiz, uykulu ve huysuzum. Gel-git'ler var ruh halimde. Bunu Küçükbey'e yansıtmamak için elimden geleni yapıyorum ki başarılı olduğum bir gerçek zira beni hep gülerken buluyor. arada fire verdiğim de oluyor. Böyle zamanlarda bana huysuz ve tatlı kadın diyor. Ama diyorum yaa bir eksiklik bir hata var işleyişte. Sıkıntı uyandıran, mutsuz eden.

Hastalık durumu söz konusu bir haftadır. Doktora gidiyorum. Gelecekle ilgili planlarımı zedeleyebilecek türden. Bunun düşüncesi de beni mutsuz ediyor belki onu da bilmiyorum. Zamana ihtiyacım var. İyileşme sürecimin [ki iyileşirsem] sonunda belli olacak nasıl bir ruh haline bürüneceğim.

Rüyamda araba kullanıyordum. Daha ehliyetim bile yokken rüyamda tam gaz yolların fatihi, şoför nebahat modunda gitmem kendimi iyi hissettiren tek şey oldu.
En kısa zamanda bu işi profesyonel olarak öğrenmem lazım.
Bu rüyadan sonra şart oldu.

25 Kasım 2012 Pazar

Atlı karınca dönüyor.


Blog yazarlığına uzun bir ara vermenin kırılma noktası, bugün annemleri evlerine uğurlarken -kendi- evimin beyaz ve geniş salonundaki vizon renkli koltuğa uzanıp artık epey olay ve zaman yaşadıktan sonra not etmediğim hislerimin var oluşunu farketmiş olduğum an'dı. Minik anektodlar, günlüğüme ara ara yazdığım geçiştirilmiş cümleler ve ajandama kaydettiğim yapılması gereken işler dışında elimde avucumda tek kelime birikmemiş. Benim gibi yazmayı ve paylaşımı seven bir insan için çok büyük bir ayıp ve acı veren bir durum bu. Artık son. Bu üzerime yağan gri kül katmanını ani bir kalkışla silkeleyerek kendime, bloğuma ve yazılarıma geri dönüyorum.
Yeni hayatımdan ve yeni alışkanlıklarımdan bol bol, uzun uzun, dolu dolu bahsedeceğim bir yeni blog döneminden merhaba diyorum öyleyse! ^_^

                                                                                                                              photo by me.

5 Mayıs 2012 Cumartesi

ses bir ki ses bir ki.


Uzun zaman oldu blogdan ayrı kalalı. Yazmıyorum, paylaşmıyorum, dökmüyorum içimdekileri sayfama. Biraz vefasız davrandım, farkındayım. Ama birtakım can sıkıcı olay yaşadım. Okuldan öğrencilerim sayfamı öğrenmişler. Fotoğraflarım izin alınmadan çalınıp sahte profiller oluşturuldu. Bir sürü tatsız şey yaşadım. Bu sebeple sayfamı yalnızca davetli okuyuculara açmaya karar verdim en azından bir süre. Böylesi daha iyi olacaktı. Tabii bu yaşanılanlardan sonra yazma, paylaşma şevkim de kırıldı. Bugün dershane çıkışı otobüste gelirken ne olursa olsun birkaç satır da olsa bir şeyler yazmamın iyi geleceğini düşündüm. Daha fazla boşlamadan hayatı, düşünceleri kronolojik olarak paylaşmanın bugüne dek hiçbir olumsuzluğunu görmedim bilakis benim için iyi de oldu. Geriye dönüp hayatımı okuyabilme şansına erebilmek güzel.
Velhasıl, bir ses etmek için uğradım. Söz bundan sonra daha sık uğrayacağım. Olması gerektiği gibi.
Şimdilik görüşmek üzere...

Hmmm..Bu arada hayat iyi çok şükür. Bir sıkıntım yok. Yoğunluk had safhada. Ama şikayetçi değilim. Zira, bu yoğunluk beni motive eden, üretkenliğimi hiç aksatmadan tetikleyen bir unsur. Güzel yarınlar için, güzel bir hayat için, yaşamaya hep aynı coşkuyla devam ^_^

21 Mart 2012 Çarşamba

good morning.

Havalar birkaç gündür şaşırtıcı derecede güzel. Baharın geldiğini fazlasıyla hissedebilmek için bu sabah erkenden çıktık evden. İstikamet Eskihisar. Okul tayfasından kıymetli dostlar, anneler, taze yapılmış ev böreği, salatalık, domates, peynir, sıcak çay, Paris. Hepsini aldım yanıma. Güneşi emercesine serdim kendimi hasır sandalyelerin üzerine. Karşımda sisli körfez, bir damlacık mutlulukla çoğalan keyif, huzur, ne de güzel geldi. Kış mevsiminin yoğun ve is kokulu yorgunluğunu az biraz silkeledik üzerimizden. Sohbetimizi yaptık, fotoğraflarımızı çektik, karın.cıklarımızı doyurup eve döndük. Taze tazeyken her şey vakit kaybetmeden bir blog postu gireyim dedim. Malum ertelenince kayıda geçmek zor geliyor ;)
Bahar daha çok gelsin..Daha çok sıcak olsun her yer, her şey. Kışın nemrut yüzü baharın tazecik ve ışıltılı enerjisine bıraksın yerini. İnsanlar daha hareketli, daha pozitif, daha yaratıcı ve daha üretken olsun. Tıkır tıkır işlesin hayat. Yormadan, bıktırmadan, keyif vererek ;)
Güzel dileklerle karşılıyorum sizleri!

Hemm..bir de bugün dünya şiir günü.
Keyifle başlayan güne yakışır tonda bir iki dize paylaşayım gitmeden.
Sizler de hani en azından bu güzel günün hatrına bir şiir armağan edin kendinize.
Hem nevruz da geldi.
Coşku, heyecan ve şiiri karın katın birbirine..
Mutlu olun.

...
Uzamaya başladı günler sahiden
Güneşin batmak istemediği belli
Eteğini havalandırarak esen
Kış boyunca düşündüğüm bahar yeli.

Cahit Sıtkı










Bahar neş'eniz daim olsun ^_^

19 Mart 2012 Pazartesi

zaman içinde.


Eskisi gibi değilim. Bol yazılı, anlatımlı, paylaşımlı yönüm aksadı blog konusunda. Yazamıyorum, paylaşamıyorum, yoğunum hem de fazlasıyla. Hep bir yerlere yetişme telaşı, planlar, programlar, zorunluluklar, insanlar, hayvanlar, şehirler, isimler, suretler, blah..blah..
Kimseyi memnun edemiyorum ya bundan sonra tek kendimi memnun etme derdindeyim. Öyle de boş böyle de  kof nasılsa. Dolduramıyorsun boşlukları.. Hep bir eksik, hep bir parazit, hep bir serzeniş.. Benim için önemli ve değerli olanları yanımdaki toz pembe kutunun içinde saklıyorum. Geri kalanlar için 'He mi hee, hı mı hııı.' Büyüdükçe bunları öğreniyorsun. Hayatın acımasız deneyimleme sistemine dahil olduk, gözümüz aydın ola!
Fotoğraflarım var..
Birikiyor, çok hem de!
Blog için zaman olmadığından paylaşamıyorum pek.
Ama biriktiriyorum.. Toptan yükleme yapıcam. Ağır gelmez, bilirim.
Özel günler, haftalar, aylar geliyor, geçiyor.
Bizler de zaman içinde yaşayıp gidiyoruz, öğreniyoruz.
Güzel şeyler olduğuna ve olacağına dair kanıtlar ve umutlar içimizde.
Neyse bakalım.
Bir 'es' vereyim dedim.
Daha fazla boşlamak ayıp olur değil mi aa?! ^_^

photo: from school outfits.