19 Mart 2014 Çarşamba
spring times in Iğdır.
Soğuk ve kasvetli kış günlerini ardımızda bıraktığımıza emin olduktan sonra yazıyorum bu heyecanlı ve içimi kıpır kıpır yapan yazıyı. Bahar geldi memleketimize. Ağaçlar çiçeklerini patlattı bir bir. Güneş sıcacık açıyor burada. Sabah saat 5te ışıyor günler. Erken uyanmanın odaya full dolan gün ışığıyla kesinlikle bir ilgisi var. İstesem de çok kalamıyorum yatakta. Okul günleri hiç zorlanmadan kalkıp gidiyorum okula. Tatil günlerinde de durumum farksız. Erkencecik kalkıyorum. Tembellik yapmama izin vermiyor gündüzler. Kaldırıp sıyırıyor beni yataktan. Enerjimde herhangi bir eksilme yok bilakis daha kıpır kıpırım. Bahar benim mevsimim. Yeşillenen doğa, cıvıldayan kuşlar, canlanan tabiat her şey mutluluk sebebi benim için.
Bugün köy minibüsünü beklerken oturdum çiçek açan pencerenin önüne dakikalarca arıların vızır vızır çiçeklenen kayısı ağacıyla danslarını seyrettim. Vivaldi'nin dört mevsiminden Spring kulaklarımda. Ne kadar kötü şey varsa etrafımda elimin tersiyle bir yana itiyorum. Belki lüks bu hislerim. Ortalık, ülke, insanlık bu kadar çirkinleşmiş ve kötüleşmişken ben tomurcuklarını patlatan bir kayısı ağacının önünde otrumuş kainatın canlanışından mutluluk duyuyorum. İçimdeki küçük kız da annesinin heyecanıyla kıpırdanıyor, eşlik ediyor benim sevincime. Bencilliğime gömülmekten başka bir şey istemiyorum o dakikalarda. Çok mutluyum çünkü. Bozmasın hiçbir kirli düşünce, olay bu güzel anı.
21 Mart yaklaştı. Köyümüzde Nevruz kutlamaları erken başlıyor. Dün gece herkes evinin bahçesine kocaman ateşler yakıp atlamışlar üzerinden. Çocuklar kapılara mendiller bırakıp kaçmış, ev sahipleri içine en az 7 çeşit şekerleme, çerez, meyve koyup bırakmış, çocuklar dönüp çıkınlarına doldurmuş hepsini, yumurtaları boyamışlar kırmızı renklere. Sonra sabah hepsi büyük bir heyecanla bizlere çıkınlarından ayırdıkları ganimetleri getirmişler. Hediye etmişler hepsini. Nasıl keyifliler nasıl mutlular ahh! Baca Baca demişler bu eğlencelerin adına. Kavgasız, gürültüsüz, hiçbir ideolojik kaygı gütmeden, toplumun belli kesimlerininmişçesine değil tüm insanlığın ortak coşkusuyla kardeşce karşılamışlar Nevruzu. Bu daha başlangıçmış ama. 21 Mart'a dek sürecekmiş bu eğlenceler. Bizler de okulda öğretmenlerimiz ve kıpırdayan öğrencilerimizle cuma günü bir kutlama yapacağız. Onlara şekerlemeler ve çerezler dağıtacağız. Halay çekip ateş yakacak üzerinden atlayacağız. [Tamam ben 7 aylık bir hamile olarak atlayamayabilirim belki ama olsun çocukların bol bol fotoğrafını çekerim nolmuş :)]Baharı bolluk ve bereketle karşılamak en güzeli. Bir de tabii cıvıl cıvıl giyinerek. Heyecanlanmamak elde değil. Daha evvel yaşamadığım böyle güzel ve farklı bir şeyi tecrübe etmek gerçekten insanda merak ve heyecan uyandırıyor.
Öyleyse 21 Mart Cuma gününü hevesle bekliyor, kayısı ağacının çiçekleriyle başlayan mutluluğumun tüm bahar mevsimini sarmasını umut ederek HOŞ GELDİN BAHAR! diyorum ^_^
Günün şarkısı da elbette hamile bir anneden geliyor.
Vivaldi/Spring
6 Mart 2014 Perşembe
love in.
Sevdiğim adam geliyor Iğdır'a.
Nasıl sevinçliyim, nasıl coşkuluyum tarifi yok!
Ayrı geçen günlerin sayısı bir aya varmak üzere.. Çok özlüyorum onu ve birlikte yaşadığımız hayatı. Alışkanlıklarımızı, birlikte yaptığımız planları, sohbetleri, sarılmaları, varlığını canlı kanlı yanıbaşımda hissetmeleri, daha yüzlerce şeyi. Geliş-gidişlerimiz ne yazık ki çok sık olamıyor. Bir şekilde sabrediyoruz, özlem çekiyoruz, bekliyoruz. Heyecanı başka bu bekleyişlerin. Telaşı ve mutluluğu bambaşka!
Şimdi uçakta.
Yaklaşık 2 saat sonra yanımda, kollarımda.
Gelsin.
Kavuşsun kuzularına.
Kızımız Neva da benimle aynı heyecanı paylaşıyor olsa gerek dün geceden beri kıpır kıpır duramıyor içimde :)
Allah kimseyi sevdiğinden, eşinden, yuvasından ayrı bırakmasın! [amin.]
Sevgiler şimdilik.
20 Şubat 2014 Perşembe
nocturne.
Klasik müzik bestecileriyle aramız fevkalade son günlerde. Özellikle de Chopin, Liszt, Satie ve Vivaldi beni en çok etkileyenler. Sağolsun minik kızımız sayesinde iyi bir kulak geliştiriyorum. [ aaa evet yaa ben bahsetmedim bizim minik pembe yanaklı bir kızımız olacak, ismi de Neva olacak. Bu ismi geçen yıl duymuştum ve çok hoşuma gitmişti. Anlamı; notalar arasındaki ahenk ve bir de bolluk, zenginlik demek. Kulağa da çok hoş geliyor. İki isim koyma çılgınlığından uzak duruyoruz. Tek isim yek isim diyenlerdeniz biz de.]
Ara tatile 26 Ocak'ta başladık ve tatil dediğimiz o harika şey hemencecik bitiverdi ve ben bıraktığım yerde yine Iğdır'dayım. Şükür ki bıraktığımda şehir tam bir çöplük ve pislik yığınıydı şimdi buzlar erimiş, çamur ortadan kalkmış, güneş ve mavi bir gökyüzü her yanı kaplamış. İnsanın içine az da olsa mutluluk salıyor depresif ruh halinden sıyırıyor seni. Sabahları artık duman solumuyoruz. Akşam dışarı çıktığımızda kıyafetlerimize duman kokusu sinmiyor. Az da olsa rahat nefes alabilmek gerçekten çok güzel burada. Bu şehri arkamda bırakıp gittiğimde hep is kokan pis bir şehir olarak anımsayacak olmak kötü tabii. Bahar gelince her yerin canlanmasını candan diliyorum. Belki o zamana fikrim yerini daha güzelleriyle yer değiştirir. Bekleyelim baharı öyleyse.
İstanbul'dan, eşimden ve evimden ayrılmak o kadar kötü etkiledi ki beni hala adapte olamadım desem doğru söylemiş olurum. Özellikle de Küçükbey'den ayrılmak çok çok çok zordu. Onun ilgisi, sevgisi, beni hamileliğimin bu zorlu zamanlarında rahat ettirme çabası ve daha onlarca şeyi beni o kadar doyuruyor ve mutlu ediyordu ki şimdi kanadımı kolumu kırmışlarcasına yalnız kaldım diyorum burada. Kimse onun yerini tutamıyor bunu yaşadıkça daha net görüyorum ve ona her geçen gün daha sıkı bağlanıyorum ve hiç ayrılmak istemiyorum. Geçen yıl evliliğimin ilk yılı olmasına rağmen ben sınav kaygısı, korkusu ve telaşıyla yedim bitirdim koca seneyi. Bu yıl desen kalktım taa ülkenin en doğu ucuna geldim, yine ayrıyım yine eksiğim sevdiğim adamdan. Gelecek yıl birlikte olduğumuzda aramıza minik bir dünyalı katılacak ve hayatı bu kez dilerim eksiksiz yaşamaya başlayacağız. Keşkelerim elbette var. Farklı olmasını istediğim, şöyle olsaydı, böyle olmasaydı dediğim şeyler var. Hayatın sürprizlerle ve beklenmedik olaylarla dolu olduğunu göz ardı ettiğim zamanlarda böyle düşünüyorum ama biliyorum bunu. Her türlü değişikliğe ve beklenmedik şeye her daim hazır olmak gerekiyor.
Kızçemiz Neva hanımcık artık hareketlenmeye başladı bu arada. Karnım aç olduğunda hiç hissetmiyorum ama doyduğumda başlıyor içimde sambalara, zumbalara, çaçalara. Onu içimde ilk hissettiğimde çok büyük bir duygu yoğunluğu yaşamış ve gözyaşlarımı tutamamıştım. [Buna hormonları değişen hamile kadın psikolojisi diyoruz evet.] Şimdi onun hareketlerini dinliyorum, takip ediyorum, heyecanla bekliyorum. Farklı ve bir o kadar müthiş bir hissiyatmış bu. Gerçekten çok güzel.
Aynanın karşısında karnımı incelediğimde ya da kremlendiğimde diyorum, "Ben anne olacağım, nasıl yaa?!" Hala idrak edemediğim, kendimi çocuk gibi hissettiğim ve anneliğe hazır olmadığım gerçeğine takılıp kalıyorum. Etrafımda beni olumlu anlamda motive eden herkes bunların bebeğimizi kucağımıza aldığımız andan sonra tamamen değişeceğini, içgüdüsel bir annelik hissinin direkt ortaya çıkacağını söylüyorlar. Ben de merakla bekliyorum o zamanı. Sağlıklı, sıhhatli ve huzurlu bir bebek dünyaya getirmeyi diliyorum can-ı gönülden.
Yine de tüm bu karmaşık hissiyata inat bebeğimiz için hazırlıklar yapmaktan da geri kalmıyoruz tabii :) Örneğin, kızçemiz için beşiğimizi aldık, odasının nasıl olacağına dair planlar yapıyoruz ve ben battaniye örüyorum onun için :) Tatlı ve keyifli hazırlıklarla geçiriyoruz zamanı. Iğdır'da çok fazla seçeneğimiz olmasa da son 1 ayımızı hazırlıklara hız vererek geçireceğiz.
Şu an 23.haftanın içindeyim. Geriye kaldı 17.hafta. Son 4 haftayı Küçükbeyimle evimizde geçireceğiz inşallah. O zamana dek kendime muazzam dikkat etmem gerekiyor. Erken doğum vs. pek çok olumsuz doğum hikayesine tanık oluyoruz. Sporumu yapıyorum, dengeli besleniyorum, kendimi ve sinirlerimi çok yıpratmadan geçirmeye çalışıyorum günlerimi. Dilerim her şey gönlümüzce istediğimiz seyirde devam eder.
Vakit geçtikçe yine yazarım. Hayat şimdilik güzel hazırlıklar ve tatlı telaşlarla dolu. Ürünleri ve sonuçları mutlak surette paylaşacağımdan şüphen olmasın. ^_^
dipnot: Bu fotoğrafımızı eskileri karıştırırken buldum. Sene 2010. Şehir Çanakkale/ Assos. Hey gidi yıllar!:)
9 Ocak 2014 Perşembe
it is time to talk about life.
Zaman geçiyor hızla. Eritiyorum avuçlarımda zorlu günleri bir bir. Farkındayım ya da değil. Merak salıyorum onlarca şeye bu boş zaman dilimlerinde. Bir gün full time kitaplara dalmışken diğer gün ardarda 3 film seyrediyorum. Doğacak bebeğim için cümleler biriktiriyorum ve ilk kıpırtısını içimde hissettiğim günden itibaren kendisine yazmaya başlayacağım defterin hayalini kuruyorum. Diyorum hele bir gideyim İstanbul'a orada rengarenk, çeşit çeşit, pırıl pırıl defterlere dokunup öyle alacağım güzel kızım için yazacağım günlüğü. Şimdi de yazıyorum ama özel paylaşılacak çok cümle olacak bunun için özel bir defter gerekli. Örgü örüyorum terapi niyetine, yoga ve aerobik yapıyorum.
Tek bir oda içinde hayatı nasıl daha etkin ve keyifli yaşabilirsem o kadar yaşıyorum. Hava berbat. Iğdır'ı hep kasvetli, dumanlı ve sis bulutu içinde yaşayan bir şehir olarak hatırlayacağım buradan gittiğimde. Sıkılıyorum çok fazla ama belli etmemeye çalışıyorum. Sürekli meşgul ediyorum aklımı, elimi, gözlerimi, her şeyimi. Biliyorum ki eğer bu sıkılganlığa odaklanırsam gerçekten çok mutsuz ve depresif bir ruh haline dönüşeceğim. Kendimi bu duygudan mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışıyorum.
Uzaktan telefonlar alıyorum insanlardan ve onlarla maskelediğim sesimle konuşuyorum zira beni mutlu zannetsinler. Her şey dört dörtlük ve ben çok iyiyim imajı vermekten bazen yorgun düştüğüm olmuyor mu? Elbette insanım -ve hamile bir kadınım- çok yoruluyorum böyle güçlü görünmeye çalışmaktan. Peki bunun aksini iddia etsem ne olacak? Her gün ağlasam zırlasam ve içinde yaşadığım bu zor ve kötü şartları daha da çekilmez kılsam faydam zararım kime dokunacak ne olacak? Elimde koca bir hiçle ortada kalacağım. Pozitif düşünce işte durumun artılarını eksilerini ölçüp tartınca ortaya çıkıyor. Her şeye olumlu ve iyi yönünden bakmadıkça bunu bir alışkanlık haline getirmedikçe mutlu olmamız mümkün değil. Herkes biliyor bunu, ben de biliyorum ve yaşıyorum.
Haftada 1 tam gün 1 de yarım gün tatilim var. 19 saat derse giriyorum. Öğrencilerim vasat. Zevk vermiyor burada yaptığım eğitim. Ücretli öğretmen yaparken bile daha keyifliydim. Dönüt aldıkça pekişiyordum. Burada öyle bir durum ne yazık ki söz konusu değil. Çocukların seviyesi ciddi oranda düşük aileler ilgilenmiyor her şeyi öğretmenden bekliyorlar ve daha onlarca şikayet edebileceğim şey! Öğretmen arkadaşlarım çok iyi özellikle A. ve G. ile çok keyifli vakit geçiriyorum. Yeni ortamım bana yepyeni ve çok güzel arkadaşlıklar getirdi kesinlikle inkar edemem. Sıkıntım öğrencilerimden yana. Çok kalmadı mayıs ayında bir problem olmazsa doğum iznine ayrılıyorum ve eşime, evime, yurduma dönüyorum ve yine bir aksilik olmadığı sürece ağustosta yapılacak eş durumu atamasıyla temelli bir dönüşüm olacak İstanbul'a. Net planlar yapmak ve kesin konuşmak büyük ahmaklık olacaktır. Ülkede her yeni gün birtakım şeyler jet hızıyla değişebildiğinden zamanın iyi şeyler getirmesini dilemek akıllıca olacak.
Burada bir kız yurdunda kalıyorum fakat çoğunluğunu öğretmenler oluşturuyoruz. Kısa süreli kalan, uzun süreli kalan derken burada da bir aile gibi olduk. Keyifli sohbetler yaptığımız arkadaşlarımız var. Her konuda rahatlıkla konuşabildiğimiz, birbirimizi eleştirebildiğimiz ve en önemlisi hepimizin eşinden, ailesinden uzakta olduğu bu yerde birbirine yoldaş olduğu ve destek verdiği bir arkadaşlık bağı kurduk. Burada da bir sıkıntımız yok çok şükür. Hayıflanmak, şikayet etmek ve depresyona bağlamak ciddi bir bencillik gibi geliyor bana. Yaşamamız gerekiyorsa bunları yaşayacağız. Yapacak bir şey yok.
Sana detaylı olarak olaylardan bahsetmeyeli epey oldu. Bloğumu aktif kullandığım geçmiş tarihleri okuyunca mutlu oluyorum. Tekrar eskisi gibi olmalı diyorum. Hayat meşgalesi vs. bunu bahane etmek istemiyorum ama engellendiğimiz pek çok şey var ister istemez. Elimden geldiğince yazmaya, paylaşmaya, not etmeye çalışacağım güzel olaylar yaşıyorum. Bunları gelecekte okuduğumda ya da tekrar dönüp baktığımda o fotoğraflara, videolara, duygu & düşünce paylaşımlarına içimi bir doygunluk hissi kaplıyor ve bundan çok mutlu oluyorum. Bu sebeple ihmal etmeden, elimden geldiğince sık bir şekilde post girmek en güzeli. Geçmişin detaylarını geleceğe yatırmak gibi bir şey bu.
Aklımda özel başlıklar altında yazacağım çok düşünce var. Bunların başında 2013 yılının değerlendirmesini ve 2014 yılı içinde beklentilerimi yazmak geliyor. Zira her yıl bunu bir alışkanlık haline getirsem iyi olacak diyorum. Beklentiler versus gerçekleşenler. Bunun dışında ikinci sırada elbette Annelik & Babalık duyguları geliyor. Bir bebek sahibi olmanın bize nasıl bir sorumlukluk getireceği, yaşantımıza nasıl bir duygu katacağını merak ediyoruz. Bunun için de uzun uzun bir yazı kaleme alacağım. Iğdır'da yaşadığım günlerden aklımda kalan beni etkileyenlerden anektodlar da cabası tabii. Her gün okuldan gelince evet bunu hemen yazmalıyım deyip yazamadığım pek çok olay var mesela. Bunları en kısa zamanda temize çekip kaydetmem gerek.
Yazma, okuma, izleme, dinleme üzerine yüzlerce şeyden bahsedebilirim sana.
Zamana yaymak en güzeli.
Uzun zamandır listelememiştim düşüncelerimi ve hissettiklerimi. Şimdi burada böyle derli toplu okuyunca ne iyi ettim diyorum.
Üzerimizdeki ölü toprağı atıp daha etkin olacağım bir 2014 yılı diliyorum hepimize.
Görüşmek üzere!
^_^
Günün Şarkısı da bu olsun:
Lotte Mulan / Valentine Song
21 Kasım 2013 Perşembe
yaşadığım yerden bildiriyorum.
Doğalgaz sistemi yok bu şehirde. Herkes kömür yahut odunla ısınıyor. Akşam saat 3 buçuk 4 civarı hava kararıyor ve o saatten sonra kupkuru illet bir soğuk giriyor şehre. Kalorifer kazanlarına kömürler atılıyor ve sehri korkunç, kalın ve mat bir duman tabakası sarıyor. Dışarı çık çıkabilirsen. Sokakta yürüyemiyorsun. Üzerin, kıyafetlerin hatta iç çamaşırlarına dek is kokusuyla doluyorsun. Akciğerlerin yaşadığı hezeyandan söz etmeye gerek bile yok sanırım. Yurda tıkınıp kalıyorsun. Yaptığın en keyifli şeyler şüphesiz okuduğun kitaplar, izlemekte ertelediğin filmler ve sıcacık sarınmak için ördüğün atkılar oluyor. Gerisi sıkıcı ve bir o kadar üzerine gelen dört duvar oluyor.
Her şeyi olumlu düşünebilirim. Yaptğım şeylerden keyif de alabilirim. Ama bir şeyler bir yerden sonra tıkanıp kalıyor. Hele ki hamile olduğum gerçeği beni bu şehirden daha da soğutuyor. Eşimin yanında sıcacık yuvamda olma arzusu her şeye baskın geliyor. Ama çentik atmaya devam ediyoruz günlere. Bunu arzu eden bendim. Hatta gözümü karartıp Şırnak, Hakkari, vs. yazıcam diyen de bendim. Gel gör ki işin içine özlem girince bu göz karartmalar da bir süre sonra pırrr! uçup gidiyor. Hep şükretme yanı güçlü olan bir insanım. Yine de şükür diyorum. Ama neticede insanız ve isteklerimize, arzularımıza ket vuramıyoruz. Bir yıl diyorum da aslında o kadar yok bile! Birinci dönemin bitimine 2 ay kaldı sonra sömestr, ardından Mayıs'ın 18ine dek çalışma sonrası beybilopla doğum izni hoopp erkencecik İst.dayım. Yazdıkça şikayet etmemem gerektiğini hissediyorum, görüyorum.
Sussam iyi olacak.
Bugün okulum yok. Haftaiçinde yaşadığım bu tatilin keyfini çıkarmak için dışarı çıkacağım.
Biriken mektupları postaya vereyim.
Birkaç dükkan, mağaza dolaşayım.
Akşam 4 olmadan da yurda döneyim malum zehirli gaz vs.
Her şeyi olumlu düşünebilirim. Yaptğım şeylerden keyif de alabilirim. Ama bir şeyler bir yerden sonra tıkanıp kalıyor. Hele ki hamile olduğum gerçeği beni bu şehirden daha da soğutuyor. Eşimin yanında sıcacık yuvamda olma arzusu her şeye baskın geliyor. Ama çentik atmaya devam ediyoruz günlere. Bunu arzu eden bendim. Hatta gözümü karartıp Şırnak, Hakkari, vs. yazıcam diyen de bendim. Gel gör ki işin içine özlem girince bu göz karartmalar da bir süre sonra pırrr! uçup gidiyor. Hep şükretme yanı güçlü olan bir insanım. Yine de şükür diyorum. Ama neticede insanız ve isteklerimize, arzularımıza ket vuramıyoruz. Bir yıl diyorum da aslında o kadar yok bile! Birinci dönemin bitimine 2 ay kaldı sonra sömestr, ardından Mayıs'ın 18ine dek çalışma sonrası beybilopla doğum izni hoopp erkencecik İst.dayım. Yazdıkça şikayet etmemem gerektiğini hissediyorum, görüyorum.
Sussam iyi olacak.
Bugün okulum yok. Haftaiçinde yaşadığım bu tatilin keyfini çıkarmak için dışarı çıkacağım.
Biriken mektupları postaya vereyim.
Birkaç dükkan, mağaza dolaşayım.
Akşam 4 olmadan da yurda döneyim malum zehirli gaz vs.
9 Kasım 2013 Cumartesi
a new life inside.
şaşkınım.
beklemediğim bir zamanda beklemediğim bir haberle şoke oluyorum.
kendimi tuhaf ve heyecansız hissediyorum, biraz da isteksiz.
garantici yönüm, daha vardı oysa ki diyor.
keşke diyor.
ama içimde atan bir kalbin sesini duyduktan sonra er ya da geç zaten olmasını istediğimiz bir şeyi bu kadar çok canımda hissetmişken "hayır, istemiyorum!" demiyorum.
alışmaya çalışıyorum.
8 hafta 5 gündür içimde pıtır pıtır kalbi atan bir varlık var.
canımda can taşıyorum.
alışmaya çalıştığım bir dönemdeyim.
eşimden, evimden ve sevdiğim şehirden 1531 km. uzakta hayata birlikte tutunmaya çalışan iki kalbiz.
yalnızız.
kimsesisiz burda.
tek ikimiz, birbirimize yoldaşız.
ne tuhaf.
alışmak kelimesi hep dilimde son günlerde.
alışmak, alışmak, alışmak..
en çok da hayatın her geçen gün karşımıza çıkardığı yeniliklere alışmak..
zaman iyi şeyler getirsin..
sağlıklı, sıhhatli, bol kahkaha attıran şeyler..
10 Eylül 2013 Salı
towards to a dream came true.
Uzun yıllardır aynı dertle tanışıklığım vardı.
Üzerimde çare bulabilmem için yapışık gezen ve beni hep huzursuz eden.
Çalışıyorum dediğim zamanlara bakıyorum şimdi de aslında ben hiç çalışmamışım.
Bu yıl kendimi tüm sosyal etkinliklerden, akan hayatın enerjisinden, dost sohbet masalarının keyfinden ve coşkusundan mahrum bırakıp "Bu kez olacak! Bu kez son kez hazırlanacağım, adamakıllı!" deyip yola çıktığım bir maratonu başarıyla bitirmenin haklı gururunu yaşıyorum..
Evet ben artık kadrolu bir öğretmenim, bir minik küçük hanım ya da çalışkuşu..Nasıl isimlendirirsen, keyfine kalmış..
Stresli zamanları geride bıraktım artık güzel ve hareketli bir yaşam var önümde..
Planlı tatiller, güzel anılar, şirin öğrenciler, ışıl ışıl ve aydınlık bir gelecek..
Mutluyum, dopdolu bir mutluluk bu, tarifini yapamam..
Doygunum, eksik olduğum tek şeye de artık sahibim..
Sabah uyanıp gideceğim bir işim, ay sonu çalışmamın karşılığında elime geçecek maaşım var..
Eşim, işim, mutluluğum, heyecanım..
Artık her şey daha güzel olacak!
Iğdır'a çıktı ilk atamam.
Okulum merkeze bağlı bir köy okulu..
Otobüsle 1531 km. uçakla 2 saat.
İstanbul'dan, eşimden, kıymetlimden, harikamdan ve sevdiklerimden 1 yıl ayrılıyorum..
Yaşadığım tek hüznüm bu.
Evlenip yerleştiğim İstanbul'u keyfini süremeden bir yıllığına yine terk ediyorum..
Güzel hayallerimi gelecek yıla saklıyorum..
Ertelemek kulağa hoş gelmese de yapacak başka bir şeyim yok ne yazık ki..
Gittiğim yerlerde beni hoş insanlar karşılar inşallah..
Dolu dolu harika anılarla geri dönerim..
Artık blog yazarlığımı aksatmak için önümde herhangi bir sebep yok..
Yeni fotoğraf makinam Mary Antuan'la Iğdır'dan insan manzaraları başlıklı çok kayıt tutacak gibi duruyorum.
Uzun kış günleri var önümde, yakın şehirlere atanmış güzel dostlarımla geçireceğim keyifli günler..
Aslında Aşk'a olan özlemimi örtbas etsin diye kendi kendimi oyalamaya çalışacağım şeyler bunlar..
Yoksa gözlerimin kenarında bekleyen ve hiç kurumayacak olan minik bir damla gözyaşını gittiğim her yerde yanımda taşıyacağım maalesef acı bir gerçek..
Olsun..
İnsan alışıyor..
Her şeye..
Her yere..
Özlemlere bile..
Sağlık olsun..
Yollar bizi her şekilde kavuşturur bize..
Canımız Sağolsun!
...
3 Ağustos 2013 Cumartesi
full enough.
çok doluyum.
yaratıcılık peşinde koşturuyorum sıradan.
gün ışığını çok seviyorum ve fotoğrafçıların çekimini yaptıkları kişilerin yüzünde flaş patlatmasından nefret ediyorum.
güzelim daylight mucizesi dururken bir insan bundan nasıl olur da faydalanmaz diye kendi kendime hayıflanıyorum.
yeni bir hayata başlamaya az kaldı gibi geliyor.
ya başka bir şehir ya da olduğum sınırlar içinde devam ama farklı bir şeylerolmadı farklı insanlar olacak, hissediyorum.
kola hiç sevmeme rağmen tadını bildiğimden son günlerde sıklıkla içesim geliyor.
hele bir de bilgisayar başındaysam farketmeden bardakları lıkır lıkır götürüyorum ve bu durum canımı sıkıyor.
su daha çok tüketiyorum ama en az 2 lt.
bu biraz rahatlatıyor beni.
bu yıl denize girmeyi her şeyden çok özledim.
ayaklarımı serin sulara daldırıp dolaştırmayı.
az insan olsun yanımda, kuru gürültüye ihtiyacım yok.
yeni yerler keşfetme arzum çok baskın geliyor fakat içime geri tepiştiriyorum.
money büyük sorun hele ki çalışmıyorsan.
böyle yeni yerlermiş efendim farklı maceralarmış vs. hepsini hepsini tıkıştır içe.
için şişmeden de en kısa vakitte gerçekleştir.
bunun için de önce çalış adam gibi pardon kadın gibi paranı kazan akıllı ol adamı hasta etme.
çalış.
çünkü bizi ancak çalışmak kurtarır antonio.
26 Temmuz 2013 Cuma
kuş oldum kanat çırptım ormanda.
Fotoğraf işlerken alışkanlık oldu yoga müzikleriyle çalışıyorum..Alttan usul usul ses verdikçe daha çok gaza geliyorum..Daha fazla fotoğraf, daha fazla dondurulmuş an, daha fazla his,duygu vs. kareleme aşkı..Önüne geçemediğim bir aşk bu..Sınav döneminde iyice uzaklaştım..Bloğumla [gerek fotoğraf/gerek kişisel] ilgilenemedim..Takipçi kaybettim..İkinci planda kaldı fotoğraflarım..Şimdi tekrar benim için tutkulu bir aşk olan fotoğraflara geri döndüm..Her gün en az 500 yeni fotoğraf incelemek, yeni ekipmanları takip etmek, daha iyiye nasıl ulaşabilirimle ilgili videolar seyretmekle geçiyor zaman..Nasıl mutluyum ama, nasıl doygun..Bu kadar ayrı kalmayı nasıl başarabildiğime şaşırıyorum resmen..
Haftasonu uzun zamandır yapmadığım çekimime geri dönüyorum..
Yeni doğmuş bir kelebeğin kozasından çıkışını karelemeye gidiyorum..Hem de gelin olup çekimini yaptığım güzeller güzeli dostumun kelebeği bu..Nasıl şanslıyım ve zaman ne çabuk geçiyor..Teyze olduk yakında anne de oluruz gibi :)
Yazmaktan çok çekmeye ihtiyacım var..
Çektikçe daha çok paylaşmak, paylaştıkça başarılı olma isteği var..
İçimden bir his çok yakında bu konuda da çok başarılı olacağımı söylüyor..
Dolu dizgin hem de!
Fotoğraflara geri döneyim aklımda ve kulaklarımda dreams' melodileriyle..
19 Temmuz 2013 Cuma
honeymoon after 10 months.
Pek çoğumuz gibi bende de blog postu hazırlama konusunda bir tembellik bir isteksizlik ve bir eli varmama durumu söz konusuydu. Çok nadir açıp okuyup kapadığım birkaç düzenli blog dışında hiç uğramaz oldum buralara. Oysa ki elimin altında fotoğraflar, videolar ve elbette bol kelimeyle dolu sanal bir günlüğün varlığı şu ana dek biriktirdiğim arşivden daha fazlasına sahipmiş. Farkındalığımın tekrar atağa geçtiği şu sıralar, tabii üzerimden 3 büyük sınav kaygısının da kalkmış olmasıyla birlikte, tekrar dönüş yaptım. Kendi kendime daha aktif olmam gerektiği sözünü verip uzun aradan sonra ilk postumu balayından kalan birkaç güzel kareyle hazırlamaya karar verdim.
Aslında uzun uzadıya araştırmalar yapmadan son anda karar vererek çıktık yolculuğa. Gönlümüz yurtdışı tatili yapmaktı lakin düğün telaşları ve koşturmacasından sonra ihtiyacımız olan yegane şey uyumak, dinlenmek, yemek & içmekti. Yurtdışında daha çok gezmek, yeni ve farklı deneyimler yaşamak öncelikli hedefimiz olduğundan balayını yurtiçi güzel bir otelde konaklayarak geçirmek en iyi tercihti bizler için. Velhasıl, tatilimizin beş gününü Belek'teki Sueno Golf'te sakin,sessiz ve muazzam yeşilliğin ortasında huzur içinde geçirdik. Son 3 günü ise Fethiye Ölüdeniz'de biraz adrenalin ve eğlenceyle tamamladık.
Keyifle geçen zamanların kareleri az biraz şöyle:
Sınav hazırlığı sürecinde Paris Edward'la özel günler dışında neredeyse hiç görüşmedik. Fotoğraf çekmeyi, sokaklarda gezmeyi o kadar çok özledim ki..Bu sebeple bundan sonra bol fotoğraflı blog postlarımla burada olacağım..Tabii önce geçmişten paylaşmam gereken çok güzel anılar ve kareler var onlara öncelik vermeliyim..Kayıt altında tutmak mantıklı olacak :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









