15 Ağustos 2011 Pazartesi

at istanbul aquarium.

Geçmiş gündü. Onur'la dolaşırken Florya'da yeni açılan ve dünyanın en yenisi ve rakamlarla kıyaslandığında en iyisi olduğu söylenen istanbul Akvaryum'a gidelim dedik. Forum'da açılan Turkuazoo'ya gidip görme şansımız olmamıştı dedik balıkseverinsankızıveoğlu olarak hadi gidelim. Gittik, karış karış gezdik, şaşırdık, çok etkilendik, rengarenk balıkları ve türlerini, dünya denizlerini, bölüm bölüm ayrılarak bir güzel anlatılan ve görsel olarak da çok iyi şekilde sunulan bir akvaryum gezisi yaşadık. Yalnız ücret biraz fazla geldi. 29tl yetişkin, öğrenci 22tl. Tabii içinde barındırdığı envai çeşit balık ve yaşadığınız güzel ve şaşırtıcı deneyim bu rakamı kolaylıkla örtbas ediyor ama yine de herkesin gidebilmesi adına ücreti biraz daha aşağı çekebilirler gibi geldi bize.
Detaylı bilgi almak isteyenler için tık..tık!
Şimdi de akvaryum içerisinde objektifime yansıttıklarımız ve yansıyanlar..











Poseidon'a kur yaparken ^_^








eheueheuehe :P










Yalnız bu fotoğrafa dikkatli bakınca ciddi anlamda kas yapmış olduğumu gördüm [madonna stayla!] :/













Objektifimize yansıttıklarımızın ardından şimdi yansıyanlar:




































































Resimde görülen arkadaşımız da bir çeşit domuz. Akvaryumun çıkışında güzel bir botanik bahçesi/yağmur ormanı konsepti karşılıyor sizi. Orada ikamet etmekte kendileri ve laf aramızda leş gibi kokmakta aynı zamanda :s










Özetle; gez gez bitmiyor bunun sonu nerede yahu diyor insan..Sonrasında flaşlı foto çekiminin yasak olmasına aldırmadan çatır çatır fotoğraf çeken insanların düşüncesizliğine kızıyorsun. Ama genel hatlarıyla da seviyorsun.

Tavsiye edilebilitesi vardır.

Bu da sevdicekle yapılan minik bir gezinti yazısı olsun.

Sevgiler.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

6 ağustos.

Şimdi 6 ağustos önemli bir tarih. Sevdiğim, kıymetli, özel, narin kız dostlarımın Allahın başka günü yokmuşçasına aynı günde doğdukları ve hepsine ayrı ayrı kutlama yapıp hediyelerin alındığı, saat tam 00:00'da bir toplu mesajın yazılıp gönderildiği fakat saniye aralıkları hep birbirinden farklı (bkz.00:02, 00:04, 00:05,vs.) olan, ve ağustosun doğumgünü açılışını onlarla yapıp ardından çorap söküğü gibi diğer doğum günlerinin pıtır pıtır döküldüğü özel bir gündür bugün.
Yarın en yakınımdaki dostlarımdan biri için bir gezintiye çıkacağız mesela. [gezinti sözcüğü sevilesidir.] O da 6 ağustos doğumlu. Sonra yine 6 ağustos doğumlu bir ablamın yanına gideceğim. Sabah 6 ağustos doğumlu kuzenimi arayacak, 6 ağustos doğumlu Sara'ya haftalar evvelinde göndermiş olduğum tebrik kartının eline geçip geçmediğine dair bir mail yazacağım. Sonra iş-güç meşgalesiyle yoğun olan bir başka 6 ağustos doğumlu arkadaşımı arayıp en sevdiği şarkıyı dinleteceğim falan baya baya atarlı bir gün beni bekleyecek gibi.
Yine de severim ben 6 ağustos ve tüm ağustos doğumlu sevdiklerimi. Neticesinde en iyi anlaştığım burca sahiptir kendileri.
Bu blog postunu da gece gece [pardon sabah sabah mı demeliydim?] canım sıkıldığı için yazdım. 6 ağustos'tan selamlar ve sevgiler cümleten..

2 Ağustos 2011 Salı

işimde gücümde değilim.



Tatil bitti eve kapak attık derken içimi kemiren minik kurt kardeşlerin ayyuka çıkardığı onlarca endişe ve düşünce içerisindeyim. Mesela ben işsizim hala ve bu durumu telafi edecek bir arayış içerisindeyim. Ama bu yıl nasıl olacak, nerede olacak, kimlerle olacak vb. düşünce kurtçukları eve geldiğim zamandan beynimi kemir kemir bir haldeler. Kpss'den bu yıl da bir cacık çıkmadı ama haklı bir sonuçtu bu yılki, adildi en azından. Neticesinde hiç çalışmadım. Birkaç deneme sınavıyla olacak iş değil bu farkındayım. Azim denen o muhteşem dürtüyü, hatta okkalı dürtüyü tepeden tırnağa her bir kıvrımımımda hissediyorum şimdi. Çalışacak ortamı ayarladıktan sonra muazzam bir programla kendimi kapatmak arzusu bu azmin en belirgin göstergesi elbet. Bunun dışında bir alternatifim yok ki istediğim tek şey öğretmenlik. Bunu özel değil kadrolu yapmak isteği tavan yapmış durumda. Nedenlerini sıralamak meşgalesine girmeyeceğim ama kadrolu, devlet okulunda yapmak istiyorum bu işi. Mesleğimi şu geçirmiş olduğum bir senelik süreçte nasıl bayıla bayıla yaptığımı, nasıl keyfi aldığımı ve bittabi keyif verdiğimi gördüm, bildim yaa ötesi fasa fiso benim için. Bu alanda mutluyum. Bu alandan keyif alıyorum. İstediğim de kadrolu bir öğretmen olmaksa şayet oturup adam akıllı, sistematik ve programlı bir çalışmayla bunu başarmak. Kendimi biliyorum. Şans faktörü hiçbir zaman benim için söz konusu olmadı hep didinip çalışma ve bir plan program çerçevesinde yapılmış özenli bir çalışmayla istediğimi başardım. Bunda da böyle olacak. 2 yıllık kötü deneyim bunu gözümün içine soka soka gösterdi bana. Bundan mütevellit önümüzdeki günlerde işimi gücümü yoluna koyup, işsizlik yaftasından bir sıyrılıp kendimi çalışmaya adayacağım bariz ortada.



Güzel olsun diye her şey.

Yoluna girsin diye.

Haydi bakalım!


fötö: Bursa Hayal Kahvesi.

31 Temmuz 2011 Pazar

miss gezenti.



Uzun bir tatil arasından sonra blog sayfamı üzerini kaplayan örümcek ağlarını bir yana sıyırıp aralıyorum. Ne var ne yok bir kolaçan etmek için değil gelişim, biraz anlatmak, biraz konuşmak ihtiyacımı gidermek için.

Bahsetmiştim Ordu'ya gideceğimden. Gittim. Yaklaşık 20 gün kadar oradaydım. Birkaç günlüğüne bir arkadaşımın düğünü için Trabzon'a gidip geldim o da karadeniz sınırları dahilinde olduğundan fark yapmadı. Ordu'da kuzenimin kınasıydı, düğünüydü, foto çekimleriydi [ ki bu konu en üzüldüğüm şey oldu çünkü yapmış olduğum dış çekimlerin hiçbiri elimde değil hepsi Ordu'da kalmış :( ] derken ilk haftayı fena koşturmalı bir şekilde geçirdim. Sonraki hafta can dostum Denizcanım'ın gelişiyle eğlenceye dönüştü. Gezdik, dolaştık, dertleştik, eğlendik, en nadide köşelerde en serin sodalarımızı ve en tavşankanı çaylarımızı içtik. En güzel zamanlarımı da onunla geçirdim zaten. Sonrasında akraba ziyaretleri vs. klasik bir Ordu gezisi oldu. Geri döndükten sonra birkaç gün Gebze'de dinlenme molası verdim kendime. Beylerbeyi'ne gidip Halil Abimin doğumgününde eğlendik. Sonrasında ver elini Bursa. 4 gün de orada dostlarım ZuZu, Merviş ve Nehal'le eğlenceli vakit geçirdik. Ev arkadaşım Çit'le 1 yıldır biriken özlemimizi az da olsa dindirdik derken geri döndüm. Bugün nihayet evimdeyim. Yaklaşık 1 ay oldu ve ben tatilden dolayı yoğun ve katı bir yorgunluk hissediyorum her yanımda. Kendimi toparlama ve dinlendirme arzusu içindeyim. Okumak, yorumlamak, dinlemek, söylemek, hazırlamak, vb. eylemleri sonuna dek keyifle yapmak istiyorum vefakat biraz molaya şiddetle ihtiyacım var. Şimdi müsadenle bir soluk alıp soğuk bir su içeyim devam edeceğim yazmaya, anlatmaya, içimdekileri birer birer boşaltmaya..


p.s. Bu fotoğrafım tatilim boyunca verdiğim en güzel poz olarak profayl pikçır olma şerefine nail oldu. Bloğumdan da mahrum bırakmak istemedim. Bu arada çektiğim 25 GB'lık fotoları burada da yavaş yavaş yayınlayacağım sindire sindire.. Şimdilik ciao!

2 Temmuz 2011 Cumartesi

insanın kendi tasarımlarını diktirip giymesi gibi güzeli yokmuş azizim! :)

Son zamanlarda bir furyadır başladı bende: Kendime çizdiğim elbise modellerini ya da etekleri, kumaş pazarından çok uygun fiyatlara aldığım metrelerce kumaşla yaşadığım semtteki bir terziye diktirmek! Uzun zamandır aradığım şeyi biraz geç de olsa bulmak beni inanılmaz mutlu ediyor. Şu an piyasadaki -özellikle vintage modelleri- çok fahiş fiyatlarda satın almaktansa hem istediğim renkte ve modelde kendime göre çok daha uygun fiyata temin edebilmek harika bir duygu. Modadan, tasarımdan, görsellikten az çok bir şeyler biliyorum ve bildiğim kadarıyla ortaya çıkan ürünlerimi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarım ;)
Buyrunuz:

İlk elbisem kuş motifli, kiremit rengi saten kumaştan. Tiril tiril ne cici :)






İkinci elbisemin kumaşı biraz ağır koyu hardal tonlarında. Şimdilik belinde kalın siyah kurdelası eksik. Onu da tamamladık mı kuzenimin kına gecesi için giyeceğim enfes bir cici oldu kendisi :)





Üçüncü sırada çok sevdiğim bir etek var. Yüksek belli, pileli ve kahverengi tonlardaki bu etek bana 60'lı yıllar havası estirecek piyuuw! :)



Bu da yine yüksek belli fantezi bir etek modeli oldu. Daha şık yerlerde giyilmek üzere gardırabumdaki askıda yerini aldı.




İlk diktirdiğim elbiselerimden biri. Okulda giydiğim ilk gün öğrencilerimin tepkisi aynen şöyle oldu: "Öğretmenim bugün pamuk şekeri gibi olmuşsunuz!" :) Bebe yaka modelleri seviyordum ama bu daha çok öğrenci yaka bir elbise modeli oldu ama olsun ben çok çok severek giyiyorum hele ki bu serin sıcak yaz günlerinde üzerimden düşürmediğim yegane elbisemdir kendileri :)







Bu elbisem de ilklerimden. Krem üzerine minik siyah puantiyeleriyle pek şirin.






ve bir diğeri.





Son olarak elbiselerden farklı bir modelim var. Şal. Vizon renk üzerine mini minnacık beyaz puanları var. Uzun upuzun bir şal kendileri. Serin günlerde boynumu şenlendirecektir.



Kendimi DIY'çiler gibi hissettim bir an. Umarım tasarımlar ilginizi çekmiş hoşunuza gitmiştir. Şimdi sırada bu elbiseleri üzerime geçirip "bugün ne giydim?"li blog postları hazırlamak kaldı.. Bu bloğun sonunu iyi görmüyorum ben. Amacından sapıp yavaş yavaş moda blogu olma yönünde ilerliyor good heavens!

Şimdilik kısa bir süreliğine veda ediyorum. Yarın akşam Ordu yolcusuyum. Yaklaşık 15 gün orada kalacağım. Bu süre zarfında keyif ve huzur dolu günler diliyorum efendim. Hoş bakın kendinize iyi tatiller ;)

p.s. Fotoğrafların üzerine tıkladığınızda büyük boyutlu görsellerine ulaşabilirsiniz. ^_^