31 Ocak 2011 Pazartesi

ist.dan bildiriyorum :)

Çocuklarıma karnelerini dağıtıp eve hoplaya zıplaya 15 tatil mutluluğuyla dönmüş fakat aynı gece evde 2.90 uzanıp hastalıktan geberir vaziyetlerdeyken annemin hazırladığı envai çeşit bitki karışımıyla kendime azıcık gelip soluğu hemmen ertesinde ist.da onurun yanında almış olabilirim.
Bu da benim içimdeki dehşetengiz sevginin esamesidir ne yani olamaz mı seviyorum bu adamı ne olursa olsun!
Az evvel kuzenimi havalimanından alıp oteline bırakıp sevdicekle bıdı bıdı sohbet edip enerji içeceğimizi yudumlaya yudumlaya sıcak evimize geldik. (pek çok işi bir arada yapabiliriz bebeyim no prob.bizim için.)
Yarın dahil olmak kaydıylen cuma gününe dek yegane görevim-miz sevgili kuzenim aslimu ile eşcaazı memete ist.da güzel bir rehberlik yaptırıp gezip tozmak hemmen ardından da izmir için apar topar hazırlanan bir çantayla yola çıkmak olacak!
Bizi bekleyen çok sevgili Dostum Özgeme kavuşacak olmak bu tatilin en güzel yanı belki de!
Yoğun bir telaşenin içinde olacağız..
Ama güzel olacak!
Bu deşarja ihtiyacım vardı, iyi de olacak..
Hadi bakalım..
öpüyorum görüşmek üzere çoklitli kurabiyem![çoklitli kurabiye kim len? :/ ]
:)

24 Ocak 2011 Pazartesi

moonlight under a spotty umbrella.

Uçlarda yaşıyorum. Mutluysam en tepe noktadayım. Uçuyor, şarkılar söylüyor, bol kahkaha gülüyor, eşe-dosta nükteli konuşuyor, göz bebeklerim pırıl pırıl parlıyor, yüzümde hiç solmayan bir gülücükle dolaşıyorum. Ama eğer mutsuzsam işte o vakit diplerde sürünüyorum. Ayak altında manasızca dolaşıp can sıkan canlılardan, hiç olmadık zamanlarda karşınıza çıkıp sizi sinirlendiren ve elinize aldığınız gibi bir köşeye fırlatıp attığınız ve arkasından da bir ton söylendiğiniz nesnelerden, uzaktan gelmekte olup karşılaşmamak için gereksiz sokaklara, alakasız mağazalara, vb. yerlere-köşelere-kıvrımlara girdiğiniz kişilerden nasıl hazetmiyorsanız işte böyle zamanlarda benden de hazetmezsiniz. Öylesine çekilmez, öylesine depresif, öylesine yanına yöresine yaklaşılmayacak bir kız olup çıkıyorum. Normale tabantabana zıt bir kişilikle görenleri şaşkına çevirdiğim söyleniyor.

Haklılar.
Hislerimi uç noktalarda yaşamanın bana olumsuz manada çok sayıda getirisi var.
Acı çekiyorum. Fuzuli'ye kafa tutabilecek derinlikte acılarım. Yemeden içmeden kesiliyor her gün artan şiddetiyle gözyaşlarına boğuluyorum. Kafamı toprak altına gömüp duymak, görmek, söylemek eylemlerinden kendimi olabildiğince uzak tutmaya çalışıyorum. Acımı içimde katmerleyip bu kez neden acı duyduğumu unutup sırf çektiğim acı yüzünden bir acı çekiyorum. Acı içinde acı!
Bu da farklı bir boyut tabii. Hoş bu mutsuz zamanlarımda kaçıncı boyutttan bilmem kaçıncı boyuta geçtiğimin hesabını da yapsam işin içinden çıkamam heralde. Bana şimdilik çektiğim acıyı anlatmak yeter. Gerisi zahmetli ve fazlasıyla yorucu.

Kaç günlerdir yine bir acının kollarına hapsetmiştim kendimi. Yemelerden içmelerden kesildiğim, manyakçasına kendimi oradan oraya vurduğum, içim sökülürcesine ağladığım, normal yaşantımdaki çektiğim derbederliğe inat bir de rüyalarımda acı çekip durduğum korkunç bir mutsuzluk içindeydim. Dişe dokunur bir sebebim elbet vardı. Onur'la tartışmıştık ve 7 gün hiç konuşmadık. Hem de askerden dönüş zamanıydı. Bu da beni çok etkiledi, onu da bittabi. Dün sükuta erdi gönlüm. Görüştük. Sorunların konuşuldukça paylaşıldıkça nasıl da çözüme kavuşabileceğini bir kez daha gördük. Şimdi huzurlu hissediyorum kendimi. Fırtına sonrası dinginlik mevcut hayatımda.
inişler çıkışlar hep oldu, oluyor, olacak..hep dediğimiz gibi en az zararla çözebilmek olayları. Fuzuli gibi acının dibine batıp çıkmamak gerek.
Benim yaptığımı yapmamak lazım.
Depresif karakter yeşocan.
Normal karşılayın pıliiiss..

Dinginliğimin jübilesini cuma günü dağıtacağım karnelerle yaptıktan sonra 15 günlük bir tatil beni bekliyor olacak!
ilk hafta Sevgili kuzencanım aslimou geliyor Ordu'dan eşiyle birlikte. Teferruatlı bir istanbul gezisi yapıcaz birlikte.
İkinci hafta da beni güzel bir memleket beklesin.
Baş harfi İZMİR! ^^

22 Ocak 2011 Cumartesi

xx.s

saat 21:45.
bugün de akşam oldu.
bugün de bekledim.
bugün de gelmedi.
ben de gitmedim.
içim içimi yemedi mi?
deli gibi.
tırnakladı.
her zamanki gibi kanattı.
ama gitmedim.
dostum geldi.
tuttu elimden götürdü beni.
anlattı.
dinletti kendini.
ağladım yanında salya sümük.
ağla dedi ağla ki açılasın.
açıldım.
sandım.
eve geldim askıda bıraktığım ruhumu üzerime tekrar geçirdim.
dar geldi, sıktı, dikişleri attı.
çıkarmadım.
üzerimde xxs dikişleri atmış ruhumla oturmuş
papatya çayı içiyorum.
baş ağrım var.
gözlerim şiş.
ellerim titriyor.
mutluluk yakınken nasıl da uzağıma düşüvermiş bunu görüyorum.
devam etsin bu şekilde.
nasıl olsa ben kanayan diz kapaklarımın üzerinde durur,
sağlam adımlarımla bulurum yolumu.
şimdi böyle olması gerekiyorsa
olsun.
oluruz.
ayıp ettin..

21 Ocak 2011 Cuma

20 Ocak 2011 Perşembe

minik gözenekler.


avuçlarım terliyor..
oda karanlık ve soğuk..
monitörden yansıyan ışıkta ellerime bakıyorum..
var olan minicik milyonlarca gözenek çarpıyor gözüme..
ve ufakçaplı izler..
benekler..
çizgiler..
ama ben en çok o minik gözeneklere takılıyorum..
gözlerim kitlenmiş üzerlerine..
birinden diğerine gidiyor..
ve an itibariyle hissettiğim şu ki;
o minik gözeneklerin içine girip saklanmak ve beni merak eden birilerinin varlığını hissedinceye dek gözenek.sığınağımdan çıkmamak..
içeriye kıvrılmak ve belki de sonsuz bir uykuya dalmak...
sıcacık..
huzur dolu..
yalnız..
yapayalnız..
geldiğim gibi..
gideceğim gibi..
olması gereken gibi!

18 Ocak 2011 Salı

can acısı!


böyle hastayken ama hastalığıma inat yine de içimde kıpırtılı, huzurlu olduğunu sandığım bir mutluluk varken şu an bir kez daha anladım ki bunları hisseden, bilen yalnızca benmişim!
onca vakit sabır, özen-itina, hassasiyet, hoşgörü, anlayış, sevgi ve gerçekten çok büyük bir sevgiyle bekledim. sona gelmişken bu tavırları haketmiyordum, haketmedim.
neden hayal kırıklığına uğramak için bu kadar bekledim ki?
bilmiyor muydum ben zaten böyle olacağını?
hala neden bu kadar kör gözlerim?
hala neden bu kadar saf?

ben kızarım.
ben belki çok kızarım ama benim kızgınlıklarım geçicidir, anlıktır, söner biter sonra toparlanır zihnim tıpkı kırgınlıklarım gibi. kinci değilimdir, nefret etmem. nefret ettiğimi söylesem de o içinde bulunduğum an'ın bulanıklığındandır, dilimdeki uyuşukluktandır yoksa beni bilenler bunun kalıcı ve kırıcı olmadığını gayet de iyi bilirler. gönlüm de hemencecik alınır. kapris yapmam, uzatmam. ama özenli bir ilgiyle yaklaş yeter ki bana. hunharca davranma ya da basit iki kelimenin ardına sığınıp ben sana geldim sen kaçtın muhabbetlerine döndürme işi. ben özenli bir insanım tüm sevdiklerime ve tüm insanlığa karşı. hiç tanımasam da özen gösteririm karşımdakine, bir insan sonuçta ve hep düşünürüm; kendime yapılmasını istemediğim bir şeyi neden başkasına yapayım?
beni kırıyorsa yapılan davranış karşındakini de kırar.
o zaman özenli ol, titiz ol, güzel ol!
aynı özeni görmek istemek de hakkım olsun bırak da!
suçlama!
yargılama!
hassas bir yüreği taşımaya gerçekten cesaret edemiyorsan da bırak gitsin!
bırak gitsin ki daha fazla acıtma, parçalama, yok etme o güzel yüreği!
a-cıt-ma-!!!!

15 Ocak 2011 Cumartesi

a man versus a woman.

bir adam var.
uzakta.
içi sıcak belki ama dışı soğuk.
buz gibi.
dokunsam taş kesilme korkusu var naif yüreğimde.
korkarak yaklaşıyorum.
dokunuyorum..kıpırtı yok ses yok.
kaskatı.
halbuki içlerden, uzaklardan, derinden bir tıkırtı var.
saat tik-takları gibi ritmik, düzenli.
faydasız.

bir kadın var.
bir adamı seviyor.
çok seviyor.
hatta ölebilir sevgisinden.
o kadar ki adı geçtiğinde dahi gözlerinin içi gülüyor
pırıl pırıl parlıyor..
şakalar yapıyor yanında, eğleniyor, eğlendiriyor.
eğlendirdiğini sanıyor.
aslında bunları hepsi bir top çocukluk.
büyü! diyor adam kadına büyü ve kadınlığını bil!
kadın, çocuk kadın ağlıyor.
boğazına takılan o koca yumruyla göz yaşlarına boğuluyor.
ama adam görmüyor.
çünkü çocuk kadın sadece bir çocuk.
o çocukları görmez, işitmez, silmez akan yaşlarını.
kadın gidiyor.
gözyaşlarıyla çekip gidiyor.
sadece gidiyor.

rummaging through myself.


Uzun zaman sonra bir haftasonumda evdeyim ya da şöyle söylim cumartesimde. Pazar günleri foto.kursuyla çok faaliyetli işlerle meşgale yarattığım için kendime ve tüm günüm bu meşgaleyle tıka basa dolu olduğundan kendime kalan tek cumartesilerimde de el mahkum yapılan planlara riayet ediyorum, kişileri kıramama gibi bir zaafım var ayıptır söylemesi..

Yarını, haftalardır özlemeni duyduğum "ev içinde pijamayla dolaşma günüm" olarak ilan etmekte hiçbir sakınca görmüyorum. Ayaklarımı kanepeye uzatıp, son zamanlarda elimden düşürmediğim telos yayınlarının nemfomani temasını işleyen günübirlik kitaplarını okumak bana ayrı bir keyif verecek. Sonra sıcak bir ortam, temiz bir oda ve okuldan gelir gelmez yaklaşık 4 saat boyunca ciddi bir gayret ve istekle düzene sokulmuş giysi dolabı/kütüphane/evrak dosyaları/ıvır zıvır enstitüsü kaynakları derken kendimi dipdiri ve işini tamam etmiş ev kadınları kıvamında hissetmem kafi sanırım.

-pijama deyince aklıma geldi tüm sevdiklerimi pijamalı halleriyle daha bir seviyorum!
Belirtmeden geçemiciiim :)-
Zil sesi yok, çocukların hiç bitmek tükenmek bilmeyen şikayetleri yok, moral bozucu-sinir harbiyle boğuştuğum olaylar/kişiler yok,sadece ve sadece keyifle dinleneceğim koca bir gün var önümde!
İnan şu satırları yazarken daha vücuduma ılık ılık yayılan gevşemenin ve mutluluğun tarifi yok!
Bir de tabii sabah Onur'la sanal yollarla da olsa 1-2 saat görüşecek olmanın güzelliği var, es geçilmez..

Bir şeycik kalmadı, son 3 gün. Salı günü sabah 7de birliğinden ayrılmış, ist.a doğru yola çıkmış olacak. Akşam saatlerinde de burada. Zor olacak sanmıştım ama zaman yanılttı beni. Nasıl gelip-geçtiğini anlamadım şu 5,5 aylık zamanın. Tamam kabul ediyorum gerçekten dönem dönem çok bunaldım ve ihtiyaç duydum ona ama sesini duyabileceğim ve iyi olduğunu öğrenebileceğim telefon görüşmeleri yapabiliyor olmak da yetti diğer askerlerimizle kıyasladığımızda ve her gün şükrettim..Şimdi o geliyor ben diğer askerimin yolunu gözlüyorum, sevgili kardeşim Uğur'un. O da bir aksilik olmazsa Mayıs'ın 18i gibi gelecek. Kısa dönem olmalarının ve iyi bir yere düşmüş olmalarının avantajıyla gönlümüz rahat.
Neyse bakalım.
Yarın iyice bir gevşeyip dinleneyim, pazar günü için enerji depolayayım.
Galata bizi bekler.
Özgür, gelişi güzel, rahat rahat sabahtan akşama dek süren çekimler yapacak olmanın şekerli tadı bulaşsın yüzüme gözüme!
Çalışmalarımdan ayrıntıları pazar günü paylaşırım.
c u later, allegator! ^_^

11 Ocak 2011 Salı

sweet 2011.


6 Aralık gecesini 7 Aralık gecesine bağlayan vakitte annecim,amcacım ve bendeniz Gebze'den trenle çıktık yola. Bu benim yaptığım ilk tren yolculuğu olduğu için içimde hissettiğim o heyecan dolu mutluluğun nasıl da ballı kaymaklı olduğunu anlatamam. Mavi trenle seyahat etmenin rahatlığıyla evdeki tek kişilik koltukta oturuyormuşçasına yayvan, keyifli ve güzel bir yolculuk oldu ilk deneyimim. Canım sıkıldı vagonlar arasında gezindim durdum. Yemekli vagonda çay içtim, efkar dağıtıp demlenen entel görünümlü insanların dinledikleri hoş müziklere ve kitapları/sanatı/vs. konu alan sohbetlerine kulak misafiri oldum, tebessüm ettim, dizlerime serdiğim battaniye kıvamındaki şalımla üşüyen diz kapaklarımı ısıtıp, sevgili dostum Denizcanımın armağanı yukarıdaki güzel kitabı okudum, bayıldım, tavsiye ettim derken 5,5 saat bu güzel atmosferde pırr diye uçuverdi, beni dehşet etkiledi, memnun etti. [sanırım pek şanslıyım:]
Bir teşekkür gelsin o vakit benden sayın tcdd'ye..



minik beyaz vazoların içine serpiştirilmiş bu papatyalar ortama ayrı bir güzellik katmıştı elbet. Bu güzel detay ayrı hoşnut etti naçizane yüreğimi ^^

Kütahya'ya gidiş amacımız kardeşim Uğur'un askeriyedeki yemin töreni içindi. 1 ayın da böylelikle nasıl da çabuk geçiverdiğini görmüş olduk. Yalnız bırakmadık onu. Tıpkı sevdicekim Onur'da olduğu gibi duygulandım, gurur duydum, onurlandım, ağladım. Hayatımda önemli bir yere sahip olan bu iki erkeğin vardiya dönüşümlü diye nitelediğim askerlik görevlerini bir an evvel bitirsinler diye dua ettim. [Onurcanım haftaya Salı ist.da çok şükür bitti-hoh-! :]

Askeri sınırlar içerisinde fotoğraf çekmek ne yazık ki yasaktı. Çok fazla kare yakalayamadım bu sebeple. Ama hayal kırıklığına uğramak yok, kardeşimin evci işlelerini halledip aldık yanımıza doğru Kütahya merkeze!
Fotoğraf aşkımı Kütahya sokaklarını arşınlarken boşlatırım dedim, öyle de oldu :)



İlk kez gittim Kütahya'ya. Yeni bir şehri görecek, gezecek ve bir gün içine sığdırılabilecek etkinlikleri yapmaya çalışacak olmanın heyecanı gayet güzeldi. [ farkındayım ki ben çok heyecanlı bir kişiliğim, kıpır kıpır taze heyecan modunda dolaşırım mutlak surette, yadırgamayınız lütfen, malum tabiat sorunsalı.]

yine seramik hep seramik!-ki bu işin en baba merkezine gitmek ayrı bit.tabii-
bu minik kızın kadrajıma dahil olması da tamamen spontane bir hoşluk oldu hani ^^



Eski evlerden oluşan ne güzel sokakları var Kütahya'nın. Konakları var, çeşmeleri var, çini işlemeli yapıları var, kalesi var, karı-soğuğu-ayazı var ve varolduklarıyla güzel. Beğendim.







Pek çok şehirde olduğu gibi saat kulesi de var.








Kütahya fotolarım bu kadarla kaldı.
Daha uzun soluklu bir gezide daha fazla yer görerek daha fazla fotoğraf karesini paylaşmak isterim elbette.
Yine trenle gidelim, ama bu kez gidiş-dönüş olsun.
Çünkü Gebze'ye dönüşümüzde otobüsü kullandık. Tren saatleri çok geç vakitteydi. Zaten sınırlı olan zamanımızdan tasarruf edelim diye eli mahkum otobüs seçtik. [şikayet edemem, hakkını da yiyemem otobüsün çünkü pek sevdiğim bir film olan An Education'ı tekrar izleme şansına erdim.^^]

Şimdi Jenny'nin bu mali.hülyalı halceğizlerinde yatağıma uzanıp "you've got me wrapped around your little finger" diye diye biraz hayallere dalma vakti.
[bunca iş-güç yoğunluğuma inat!]
hadi bakalım.
bi de harbiden 2011 güzel başladı, devamı da böyle güzel gitsin.